Sonraları ülkemi tanıdım gün be gün. Ülkemin,
farklılıklara ördüğü duvarları gördüm. Siyasi tartışmaları görmezden geldim de,
kültür savaşlarında afalladım. Ülkemin kendinden olmayan kim varsa ya soyunu
reddetmeye zorladığına yada yok etmek için Allah’ın adını kullanacak kadar her
yolu denediğine şahit oldum. Azınlık olmak huzur bulamamaktı bizim ülkemizde.
Duvarları, tabuları olan türk insanlarının hakaretlerine mahkum yaşamaktı. Tamam
biz böyleyiz diye yerleşmiyor yabancılar ülkemize, boş verelim. Peki, bizimle
doğup büyümüş azınlıklarımızı ne edelim? Hadi, “sen azınlık olan bir soyda
dünyaya gelmeyi seçmişsin, istesen bile benim gibi kutsal bir soya ait
olamazsın, Çünkü azınlık olmamayı ben seçtim, insanlar doğarken nerede ve
kimlerle olacağını kendileri seçerler. Sen azınlıksın, benden uzak durmak
zorundasın. Sen benim yaşadığımdan, doğru olduğunu bildiğimden farklı bir
şeyler yapıyorsun, kabul etmem. Allah’ta kabul etmez. Allah’a inansan da, benim
gibi ibadet etmiyorsan sen cehennemliksin. Biz insanlar yıllar önce senin
cehennemlik olacağına karar verdik Allah için yaptığın her şey boşuna. İyi
insan olman da umurumda değil, benim senden farklı yaptığım bir iki ibadeti
öğrenmek istemende.
***
Yaşadığım çevrede hepimizin birbirinden farklı, bambaşka
insanlar olduğumuzu düşünürdüm büyürken.
Bir arada yaşayabilmemize, anlaşabilmemize şaşırırdım
çoğu zaman. Sonra yurtdışına gittim ve bir arada yaşayan farklılıklar aslında
neymiş orada anladım.
Renginden, dinine her biri ayrı bir uç noktaya yerleşmiş
olduğu halde bir arada yaşamayı başarabilen topluluklar gördüm.
Her bir uç noktayı birleştirdiğimde bütün bir dünyanın,
küçücük şehirlere hatta küçük bir apartman dairesine sığabilmesine şahit oldum.
Türkiye’ye dönüp tekrar baktığımda farklı zannettiğim
bizlerin aslında tıpatıp aynı olduğunu fark ettim.
Aramızdaki farklılıklar aynı ailenin çocukları arasında
olabilecek farklılıklar kadar basit ve normaldi.
Önceleri ülkemize yabancıların pek gelip yerleşmediğinden
yakındım. Keşke dedim, keşke her milletten, ülkeden insanlar gelse, yerleşse.
Türkiye, Sakarya, Akyazı hatta yaşadığım mahalle dünyanın
tüm renklerine sahip olsa. Eğitilirken, iş yaparken, sokakta oyun oynarken hep
dünya insanı olarak büyüsek.
Sitem ettim güzelim ülkemize yerleşmeye tenezzül
etmemelerine yabancıların.
Sonraları ülkemi tanıdım gün be gün. Ülkemin,
farklılıklara ördüğü duvarları gördüm. Siyasi tartışmaları görmezden geldim de,
kültür savaşlarında afalladım.
Ülkemin kendinden olmayan kim varsa ya soyunu reddetmeye
zorladığına yada yok etmek için Allah’ın adını kullanacak kadar her yolu
denediğine şahit oldum.
Azınlık olmak huzur bulamamaktı bizim ülkemizde.
Duvarları, tabuları olan türk insanlarının hakaretlerine mahkum yaşamaktı.
Tamam biz böyleyiz diye yerleşmiyor yabancılar ülkemize,
boş verelim. Peki bizimle doğup büyümüş azınlıklarımızı ne edelim?
Hadi, “sen azınlık olan bir soyda dünyaya gelmeyi
seçmişsin, istesen bile benim gibi kutsal bir soya ait olamazsın,
Çünkü azınlık olmamayı ben seçtim, insanlar doğarken
nerede ve kimlerle olacağını kendileri seçerler. Sen azınlıksın, benden uzak
durmak zorundasın.
Sen benim yaşadığımdan, doğru olduğunu bildiğimden farklı
bir şeyler yapıyorsun, kabul etmem. Allah’ta kabul etmez. Allah’a inansan da,
benim gibi ibadet etmiyorsan sen cehennemliksin.
Biz insanlar yıllar önce senin cehennemlik olacağına
karar verdik Allah için yaptığın her şey boşuna. İyi insan olman da umurumda
değil, benim senden farklı yaptığım bir iki ibadeti öğrenmek istemende.
Çok ta kötü kokuyorsun, pisliğin tekisin anlayacağın.”
diyelim onlara. Pardon, biz, çoğumuz zaten böyle diyoruz yıllardır.
Benim okuduğum kitaplar ve ailem bana hep önce iyi insan
olmayı öğrettiler çok şükür. Karşımdakinin nasıl bir ”insan” olduğunu
umursamamı öğrettiler.
Bu sayede hiç zorlanmadım ne ülkemde ne de yurt dışında.
Dünya insanı olmayı, herkesle bir olabilmeyi önce babamdan ve annemden
öğrendim.
Hatırlıyorum da küçüklüğümde bir gün, alkol kullandığını
öğrendiğim için bi arkadaşımın evine gitmeyi reddettiğimde, İnsanları,
insanlığı ile görmem gerektiğini dinlemiştim o gün ailemden.
Belki de en büyük dersimdi çocukluğuma ait. Yakın
çevremdeki çoğu kişi alkol kullananları düşman olarak görürken benim ailem bana
böyle bir ders vermişti.
Benim kadar şanslı olmayarak büyüyenlere üzülüyorum ben.
Ya bu cümlelere takılıp kalır da, mutlu olmayacakları bir şeyler yaparlarsa
diye korkuyorum.
Yavaş yavaş açılıyor çünkü ülkemin geçleri dünyaya.
Sıkışıp kalmaz umarım hiç kimse sert duvarlar arasında.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.