Serdar M. Değirmencioğlu / serdardegirmencioglu@gmail.com
Kumkapı’da komşularımızın çocukları “pis gavur” derlerdi
bana, öfkelenirdim. ‘Anne’ ve ‘Ermeni’ sözcüklerini hiç sevemedim. Sokağa
çıkmadan mamam tembihlerdi. “Sokakta ‘mama’ demeyin” diye. Asi ruhlu bir
çocuktum, inadına “mama” derdim. ‘Ermeni’ ise, malum, içi en kötü anlamlarla
doldurulmuş küfür ifadesi olarak kullanılan bir sözcüktü çocukluk hafızamda.
Burhan bakkal vardı, Laleli’de oturduğumuz evin karşı köşesinde. Bir Zadig günü
onu ve eşini kilisede gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı unutamam. Evimizin tam
karşısında bir sobacı vardı, onun da Hay olduğunu kimse bilmezdi. Neden
saklanıyordu ki bu insanlar? Ben saklanmayı hiç sevmedim. Nüfustaki Türk
ismimle saklanmam kolaydı, ama ikiyüzlü bir duruş olarak algıladığım için o
ismi hep reddettim.
***
Ana dili Türkçe olmayan çocukların karşılaştıkları tutuma
ilişkin anlatılamamış çok öykü var. Antakya’dan bir örnek: Yeni başladığı
okulda farkında olmadan Arapça konuşan bir çocuğa öğretmeni, “Bir daha Arapça
konuştuğunu duyarsam dilini keserim” der. Çocukcağız günlerce dilinin
kesilebileceğini düşünür. Sonra, “Öğretmen dilimi kesebilir mi?” diye ağabeyine
sorar. Ağabeyi belki şaka niyetine, belki öğretmenin otoritesi sarsılmasın
diye, “Evet, kesebilir” der. Öğretmenin dilini kestiği geceleri rüyalarına bile
girer.
Ana dilsiz bırakılmanın kaç çocuğun başına geldiğini, kaç
çocuğun rüyalarında dilinin kesildiğini bilmiyoruz. Ama bu tutumun yaygın ve
cumhuriyet kadar eski olduğu ortada. Kemal Yalçın, Emanet Çeyiz’de ana dili
Rumca olan çocukların başına gelenleri gözler önüne serer. Mübadele ile
Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen bir çocuk Honaz’da yaşadıklarını şöyle anlatır:
İlkokula başladığımın ilk günüydü. Öğretmen bana bir soru
sordu. Ne sorduğunu anlayamadım. Rumca olarak: “An gataleveno!” (anlamıyorum)
yanıtını verdim. Küplere bindi. Üstüme yürüdü: “Tuuu senin yüzüne! Ne biçim
Türksün sen? Türkçe bile bilmiyorsun!” deyip alnıma tükürdü. Hâlâ şu an bile,
alnımda serinliğini duyar gibi oluyorum... O kadar dokunmuştu bana… (s.256-257)
Ana dili Türkçe olmayan çocuklar için kendi adlarını
söylemek, hatta “anne” demek bile sorun olabilir. Anjel Dikme bunu şöyle
anlatır:
Kumkapı’da komşularımızın çocukları “pis gavur” derlerdi
bana, öfkelenirdim. ‘Anne’ ve ‘Ermeni’ sözcüklerini hiç sevemedim. Sokağa
çıkmadan mamam tembihlerdi. “Sokakta ‘mama’ demeyin” diye. Asi ruhlu bir
çocuktum, inadına “mama” derdim. ‘Ermeni’ ise, malum, içi en kötü anlamlarla
doldurulmuş küfür ifadesi olarak kullanılan bir sözcüktü çocukluk hafızamda.
Burhan bakkal vardı, Laleli’de oturduğumuz evin karşı köşesinde. Bir Zadig günü
onu ve eşini kilisede gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı unutamam. Evimizin tam
karşısında bir sobacı vardı, onun da Hay olduğunu kimse bilmezdi. Neden
saklanıyordu ki bu insanlar? Ben saklanmayı hiç sevmedim. Nüfustaki Türk
ismimle saklanmam kolaydı, ama ikiyüzlü bir duruş olarak algıladığım için o
ismi hep reddettim. (Agos Kitap/Kirk, Mayıs 2011, s.16)
Bir çocuğun ana dilini konuşmasının bir hak olarak
görülmesi gerekirken, ana dilinin yasaklanması çocukların üzerinde baskı
kurulması ve onlara kötü muamele yapılması için gerekçe olarak kullanılmıştır.
Ana dili Kürtçe olan çocukların çoğu bunu çok iyi bilir.
Birinci sınıftan itibaren sekiz yıl, Muş Korkut Yatılı
İlköğretim Bölge Okulu’nda okudum. Okula ilk gittiğimde Türkçe bilmiyordum.
Annem Çerkes, babam Kürt. Anlıyordum, ama cevap veremiyordum. (Ceza olarak) saç
kesmeler, sıfıra vurmalar, hepsini yaşadım… Kürtçe şiir yazıyordum. Tansu
Çiller zamanında baskılardan korkup bunları sakladım… 76’da sadece ‘Kürdüm’
dediğim için bir elime 280 sopa yedim. Bunu da ben sayamadım, arkadaşlarım
saymış. Altıncı sınıf çocuğuydum. Adamın yüzüne bakamadım, hıncımdan,
sinirimden dudaklarımı yedim. (Toplumsal Barışın İnşasında Öğretmenlerin Rolü –
Kürt Meselesi Okula Nasıl Yansıyor? HYD, Eylül 2013.)
***
Bugün toplum çok boyutlu bir dilsiz bırakma kampanyası
ile karşı karşıya. Ana dilleri önündeki engellerin kaldırılması bir yana,
topluma bir de Osmanlıca dayatılmak isteniyor. Dahası kitlelerin sessiz
bırakılması için kapsamlı bir sindirme politikası uygulanıyor. Kadınların
susturulması ve dilsiz bırakılması isteniyor. Çocukların ve gençlerin de
susturulması isteniyor. “Yeni Türkiye” için her türlü muhalefetin dilsiz
bırakılması, hatta dillerinin koparılması isteniyor.
“İç Güvenlik Paketi” adıyla getirilmek istenen bütün
düzenlemeler sessiz, dilsiz bir toplum projesinin yapı taşları. Bugün ana
diline sahip çıkan her bireyin, söz söyleme ve itiraz etme hakkına da sahip
çıkması gereklidir.
www.evrensel.net
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.