Kemal Çiçek; devletin ‘görevli solcusu’ olarak İP genel
başkanlığını yürüten Mehmet Perinçek; Türkiye’nin A.B.D.’deki yeni
‘elemanlarından’ Dr. Christopher Gunn; Azerbaycan milletvekili Prof. Dr. Musa
Gasımlı’nın hazır bulunduğu ve iflâh olmaz milliyetçi ve Ermeni düşmanı Prof.
Dr. Nurşen Mazıcı’nın yönettiği ‘3. Dünya Türk Forumu’ kapsamında geçtiğimiz
Mayıs ayı sonunda gerçekleştirilen ‘Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne
Türk-Ermeni İlişkilerine Tarihsel Bakış’ konferansında konuşan Prof. Justin
McCarthy, “1,5 milyon Ermeni’nin ölmesi mümkün değil. Bu sayı toplam Ermeni
nüfusundan daha fazla. Bu soykırımın gerçek olması durumunda her bir Ermeni’nin
iki kere ölmüş olması gerekir. 1912 ile 1921 yılları arasında 3 milyon Müslüman
ve 100 bin Ermeni öldü” diye buyurmuş. Bu iddianın ipe sapa gelmezliğinin
üstünde durmaya gerek yok. Ben, inkâr endüstrisinin çapı üzerinde durmak
istiyorum.
***
(Bu eski yazıyı bu tipleri tanımak için güncelliği
nedeniyle yayımladık. HYETERT)
Bir açık oturumda kendisine yöneltilen “Bu ülkede 1915
olaylarından sonra 100 bin Ermeni kaldı, bugün 40 bine düştü, neden böyle oldu
sanıyorsunuz? İnsanlar Californiya'ya mı kaçtı sanıyorsunuz?” sorusuna cevaben
“Senin de sonun Californiya olur" dedikten sonra tüm iddiaları “Hikâye
bunlar” gibisinden gayet bilimsel(!) bir tavırla reddeden ama her nasılsa
vakt-i zamanında profesör olmayı da başarmış Kemal Çiçek; devletin ‘görevli
solcusu’ olarak İP genel başkanlığını yürüten Mehmet Perinçek; Türkiye’nin
A.B.D.’deki yeni ‘elemanlarından’ Dr. Christopher Gunn; Azerbaycan milletvekili
Prof. Dr. Musa Gasımlı’nın hazır bulunduğu ve iflâh olmaz milliyetçi ve Ermeni
düşmanı Prof. Dr. Nurşen Mazıcı’nın yönettiği ‘3. Dünya Türk Forumu’ kapsamında
geçtiğimiz Mayıs ayı sonunda gerçekleştirilen ‘Osmanlı'dan Türkiye
Cumhuriyeti'ne Türk-Ermeni İlişkilerine Tarihsel Bakış’ konferansında konuşan
Prof. Justin McCarthy, “1,5 milyon Ermeni’nin ölmesi mümkün değil. Bu sayı
toplam Ermeni nüfusundan daha fazla. Bu soykırımın gerçek olması durumunda her
bir Ermeni’nin iki kere ölmüş olması gerekir. 1912 ile 1921 yılları arasında 3
milyon Müslüman ve 100 bin Ermeni öldü” diye buyurmuş. Bu iddianın ipe sapa
gelmezliğinin üstünde durmaya gerek yok. Ben, inkâr endüstrisinin çapı üzerinde
durmak istiyorum. [Attila Tuygan]
Önce biraz geçmişe göz atalım.
Başkan Bush döneminde, ABD Temsilciler Meclisi Dış
İlişkiler Komitesi Osmanlı Ermenilerine yönelik katliamlarda 1.5 milyon
Ermeni’nin öldürüldüğünü dile getiren bir önerge sunmuştu Kongre’ye. Türkiye
hemen büyükelçisini geri çağırmış ve her zamanki gibi boş tehditler savurmuştu.
Hemen ardından Türkiye’nin A.B.D.’deki lobicileri, kendilerine gönderilen
paraları kampanya ve politik eylem bağışları adı altında temsilciler meclisi üyelerine
aktarmışlardı. Bunun üzerine, örneğin, Louisiana temsilcisi Bobby Jindal ile
Mississippi temsilcisi Roger Wicker önergeden desteklerini çekip aleyhte
konuşmaya başlamışlardı; bu arada Türkiye ile sözleşmeli lobicilik firmalarıyla
içli dışlı olan eski temsilciler meclisi üyesi Cumhuriyetçi Bob Livingston’dan
ve Demokrat Richard Gephardt’tan 20,000’er dolar aldıkları öğrenilmişti.
Hâlbuki bu Gephardt daha 2000’de, kendisini “ABD hükümetinin Ermeni Soykırımını
resmen tanımasını sağlamaya adamış” biri olarak niteliyordu. 2003’de, Ermeni
Soykırımını, II. Dünya Savaşı Holokostu ve Kamboçya ve Ruanda’daki kitlesel
kıyımlarla birlikte ele alan, ancak Türk lobilerinin yıldırım saldırısı
sonucunda reddedilen bir önergeyi de desteklemişti. Sonradan, yani meclisteki
görevini bıraktıktan sonra ‘derin bir aydınlanma’ yaşamış olsa gerek. Ancak bu
aydınlanmada, Türkiye ile yaptığı sözleşme sonucunda yıllık 1.2 milyon $ alacak
olmasının bir rolü var mıydı, bilinmez! Bahanesiyse hazırdı: “Önergenin
kabulüyle Türkiye’yi küstürmek, durumu daha da ağırlaştırmasa da, [Ortadoğu]
operasyonlarda istikrar oluşturma çabalarımızı zayıflatabilir.”
Biliyoruz ki, Gephardt 2007 baharından beri, ‘yeni gözde
uğraşı’ Türkiye Cumhuriyeti ile ilgileniyor ve hizmetleri karşılığında aylık
100,000 $ alıyor. Bu arada Livingston’un firmasına da Türk hükümetince 2000’den
beri 13 milyon dolardan fazla ödeme yapılmaktaydı. Sonuçta, benzeri ‘duygusal’
çabalar sonucunda, 100’den fazla destekçi önergeden desteğini çekmiş ve 106
Sayılı Temsilciler Meclisi Önergesi oylamaya sunulamamıştı.
David Holthouse‘un "Türkiye Ermeni Soykırımını
Örtbas Etmek İçin Milyonlar Harcıyor" başlıklı nefis bir yazısını
okumuştum epey önce. Holthouse, Türkiye’nin, Ermeni soykırımı konusunda kafa
karışıklığı yaratmak amacıyla Birleşik Devletler’de milyonlarca dolar
harcamakta, siyasi güç kullanmakta olduğunu söylüyordu. Verdiği örnekler
saymakla bitmez. Birkaçına göz atalım: 1990’da , New York Üniversitesi
Mezunları Merkezinde ve John Jay Yüksek Okulu’nda psikoloji ve psikiyatri
profesörü olan Robert Jay Lifton’a gönderilen bir mektup var. O sıralar
Türkiye’nin A.B.D. büyükelçisi olan Nüzhet Kandemir yazmış mektubu. Kandemir,
Lifton’un, ödüllü kitabı The Nazi Doctors: Medical Killing and the Psychology
of Genocide’da Ermeni soykırımına bazı göndermelerde bulunmasını protesto
ediyor: "İğrenç ve gaddarca olduğu asla yadsınamaz bir trajedi olan
Holokost‘tan söz edildiğinde ilk akla gelen bir bilim adamının kendi uzmanlık
alanı dışındaki bir alana göndermelerde bulunacak kadar düşüncesiz olduğunu
görmek hayli üzücü...” Buraya kadar bir gariplik yok. Ermeni Soykırımı hakkında
yazan akademisyenler Türk yetkililerce o zaman da azarlanıyorlardı, şimdi de
azarlanıyorlar. Ancak zarfın içinde Kandemir’in kazara unuttuğu bir başka mektup
daha vardı ve bu mektupta, Yakın Doğu tarihçisi Prof. Heath Lowry, Kandemir’e,
Lifton’un kitabına nasıl saldırılacağına ilişkin ince taktikler önermekteydi.
İşte o Lowry, o sıralar Türkçe Araştırmalar Enstitüsü’nün kurucu yöneticisiydi.
Daha sonra 1996’da Princeton Üniversitesi Yakındoğu Araştırmaları bölümünde
Türk hükümetinden alınan 750 bin $ bağışla kurulan Atatürk Kürsüsüne 20 aday
arasından seçildiği için bu makamdan ayrılmıştı. Lowry, Princeton
Üniversitesi’ne katılmadan önce, hiçbir zaman eğitmen konumunda bulunmamış ve
önemli bir yayınevinden tek bir akademik eser yayımlamamıştı. Ama “Tayyip Bey
teklif ederse Türk vatandaşı olurum” diyecek kadar da Türkseverdir; burada,
örneğin Teke Tek programında, lazım olduğu her zaman engin bilgilerini bizimle
paylaşır, falan filan. Şimdi biraz geriye bakalım. Türk hükümeti, 1982’de,
Georgetown Üniversitesi’ne, Ermeni Soykırımının inkârıyla iştigal etmek üzere
Türkçe Araştırmalar Enstitüsü adıyla bir sivil toplum örgütü kurulması için 3
milyon $ bağışlamıştı. Üç yıl sonra, Amerikalı 69 akademisyen Ermeni
Soykırımını sorgulayan tam sayfa ilanlar vermişti The New York Times, The
Washington Post ve The Washington Times gazetelerine. İşte bu 69 araştırmacının
aynı yıl aynı Türkçe Araştırmalar Enstitüsü’nden ve Ankara Ticaret Odası gibi
kaynaklardan çok ciddi fon aldığı iddia olunmuştu. O Türkçe Araştırmalar
Enstitüsü, General Dynamics ve Westinghouse dahil olmak üzere Türkiye’ye silah
satan Amerikalı savunma şirketlerinden inanılmaz tutarlarda bağışlar
almaktadır. Türkiye ayrıca Clinton’ın eski Beyaz Saray yardımcıları Joe
Lockhart ve Joel Johnson’u da barındıran Glover Park Group’a da halkla
ilişkiler hizmetleri için ayda 50,000$ ödüyordu. Glover’ın hizmetleri arasında,
New York Times’ta Türkiye’nin tezlerini savunan yazılar ve ilanlar yayımlatmak
bulunuyor.
Velhasıl, kategorik inkâra ve yoğun iç propagandaya ek
olarak Profesör Justin McCarthy gibilerinin dahil olduğu, uluslararası düzeyde
kabul görmeyen bir avuç danışmanca desteklenen ‘bilim memurları’ beklenmedik
durumlar karşısında cansiperane bir şekilde çalışmakta ve uluslararası
bağlamda, Türk hükümeti, diplomatları ve akademisyenleriyle birlikte soykırım
inkârını temel alan ‘tezler’i sürdürmek için ellerinden geleni yapmaktalar. Bu
bağlamda McCarthy gerek iktidar, gerekse muhalefet partilerinin ileri
gelenleriyle sık sık bir araya gelmekte ve o görüşmelerde “I. Dünya Savaşı
sırasında Doğu Anadolu’da bir savaş vardı, bölgedeki Ermeniler’e karşı bir
soykırım kampanyası falan yoktu” veya “Ermeniler’in soykırım suçlamaları
mantıksızdır ve Türkiye dünyadaki en önemli ülkelerden biri ve bölgesinde model
bir ülkedir” gibisinden cümleler kurmakta ya da böyle ‘dostlar alış-verişte
görsünler’ niteliğindeki forumlarda, defterine 800 bin rakamını kaydetmiş Talat
Paşa’dan ya da 300 bin rakamını telaffuz eden yılların milliyetçisi Kamuran
Gürün’den bile ‘kralcı’ olabilmektedir.
Peki, bütün bu ilişkilerdeki diyalektik bağlantıyı
görüyor musunuz? Kısacası Ermeni Soykırımı inkârı uluslararası bir endüstridir;
dönen rakamlar inanılmaz boyutlardadır ve çapı akademisyenleri, siyasetçileri,
silah tüccarlarını, çok-uluslu şirketleri kapsayacak kadar geniştir.
Attila Tuygan 3 Haziran 2014, Sesonline.net

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.