HDP’li Erol Dora, azınlık vakıflarının el konulan
taşınmazlarının iade edilmesine dair Meclis’e kanun teklifi verdi… AİHM’nin
2007 senesinden bu yana verdiği dostane çözüm ve dava kararları göstermektedir
ki, el konulan taşınmazların gerçek sahipleri olan azınlık vakıflarına
iadelerini veya tazminini öngörmeyen bir yasal düzenleme AİHM tarafından
yetersiz bulunacak, Türkiye tazminat ödemeye devam edecektir. Bu Kanun
teklifiyle amaçlanan, yukarıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda, kurucu unsur
olan Lozan Antlaşması’nı, AİHS’yi ve Türkiye’nin taraf olduğu diğer
uluslararası sözleşmeleri dikkate alarak, var olan anti demokratik ve hukuk
dışı uygulamaları bertaraf edecek yasal düzenlemenin bir an önce gerçekleştirilmesidir.''
***
HDP’li Erol Dora, azınlık vakıflarının el konulan
taşınmazlarının iade edilmesine dair Meclis’e kanun teklifi verdi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mardin
milletvekili Erol Dora, azınlık vakıf mallarının iadesiyle ilgili Meclis’e
kanun teklifi verdi. Kanun teklifinin gerekçesinde, azınlık vakıf mallarının
iadesi konusunda AİHM’de açılan davaların da etkisiyle bazı olumlu düzenlemeler
yapılmasına rağmen, uygulamada pek çok sıkıntı olduğu belirtilerek; el konulan malların iadesi veya tazmini için,
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile Anayasa’dan doğan
sorumlulukları doğrultusunda adil, bütünlüklü bir yasal düzenlemenin bir an
önce hayata geçirilmesi talep edildi. Erol Dora’nın Meclis’e sunduğu kanun
teklifinde şu ifadelere yer verildi: ''Türkiye Cumhuriyeti döneminde kabul
edilen Vakıflar Kanununda birçok kez değişiklik yapılmıştır. Son olarak 2008
yılında 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı
Vakıflar Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte azınlıkların; başta Ermeni, Rum,
Süryani, Keldani, Musevi olmak üzere, Maruni, Gürcü ve Bulgarlara ait
vakıfların ellerinden alınmış taşınmazların, mazbutaya alınmış vakıflar ve
üçüncü şahıslara satılmış taşınmazlar da dâhil olmak üzere yaşanan mülkiyet
gasplarına ilişkin yaşanan hak kayıpları ve mağduriyetlerin giderilmesine dönük
lokal düzenlemeler yapılmasına rağmen, söz konusu vakıfların mülkiyetlerine
ilişkin birçok sorun halen bir bütün olarak çözümlenebilmiş değildir. Türkiye,
Avrupa Birliği üyeliği sürecinde azınlık vakıflarının mülkiyet haklarının
korunması yönünde bir takım olumlu adımlar atmış olsa da, hukuk devleti reformu
olarak nitelendirilebilecek bir ilerleme kaydedememiştir. Aksine, taşınmaz edinme
ehliyeti bakımından mevzuattan kaynaklı sorunların yanında, yasalarda tanınan sınırlı haklar oluşturulan
idari düzenleyici işlemlerle kamuoyu ile paylaşılmayan genelgelerle uygulamada
büsbütün kısıtlanmıştır. El konulan malların iadesi veya tazmini için,
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile Anayasa’dan doğan
sorumlulukları doğrultusunda adil, bütünlüklü bir düzenleme ise henüz
gerçekleştirilmemiştir. Vakıfların ellerinden alınarak üçüncü kişilere
devredilen veya satılan taşınmazların ilgili azınlık vakfına iade edilmesi veya
tazmin edilmesi sorunu can yakıcılığıyla devam etmektedir. Yapılan kısmi yasal
düzenlemelerle vakıfların ellerinden alınarak devlet adına kaydedilen bazı
malların iadesi öngörülse de, bu iade için söz konusu malların azınlık
vakıflarının tasarrufunda olmaları koşulu aranması, iade kavramının özüyle
çelişen bir düzenleme olarak yerini almıştır. El konulan malların iadesi için
bu taşınmazların halen azınlık vakıflarının tasarruflarında bulunma şartı
aranması, iyi niyetli bir yaklaşım olarak değerlendirmek mümkün değildir. Son
yıllarda, azınlık vakıflarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açtığı
davaların da etkisiyle 2003, 2008 ve 2011 yıllarında azınlık vakıflarıyla
ilgili olarak bazı olumlu düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Bu düzenlemeler
sonucunda bir kısım gayrimenkullerin iadesi ve azınlık vakıflarının mülk edinme
hakkı önündeki engellerin kaldırılması gibi bazı olumlu adımlar atılmıştır.
Ancak bu düzenlemeler azınlıklara ait mazbutaya alınmış elli beş vakfı içermediği
gibi el konulmuş taşınmazlar meselesine de kapsayıcı çözümler üretmemiştir.
Bütün bunlar göstermektedir ki, azınlık vakıflarının Lozan Antlaşması’na uygun
bir konuma getirilmesi son düzenlemelerden sonra dahi sağlanabilmiş değildir.
Öte yandan, AB uyum yasaları çerçevesinde azınlık vakıflarına yönelik
iyileştirici bazı yasal düzenlemeler yapılmasına rağmen, Vakıflar Genel
Müdürlüğü, zaman zaman hukuk devleti ilkelerine büsbütün aykırı bir tutumlar
içerisine girebildiği de görülmüştür. AB ile üyelik müzakerelerinin devam
ettiği bir dönemde, hükümetin ve TBMM’nin yerine getirmekle yükümlü olduğu
temel görev, AB müktesebatıyla uyumlu yasal düzenlemeler yapmaktır. AİHM’nin
2007 senesinden bu yana verdiği dostane çözüm ve dava kararları göstermektedir
ki, el konulan taşınmazların gerçek sahipleri olan azınlık vakıflarına
iadelerini veya tazminini öngörmeyen bir yasal düzenleme AİHM tarafından
yetersiz bulunacak, Türkiye tazminat ödemeye devam edecektir. Bu Kanun
teklifiyle amaçlanan, yukarıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda, kurucu unsur
olan Lozan Antlaşması’nı, AİHS’yi ve Türkiye’nin taraf olduğu diğer
uluslararası sözleşmeleri dikkate alarak, var olan anti demokratik ve hukuk
dışı uygulamaları bertaraf edecek yasal düzenlemenin bir an önce gerçekleştirilmesidir.''
(Demokrat Haber)
Demokrat Haber

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.