Sarkis Hatspanian
2 milyonun üzerinde insan tarafından düzenli olarak
okunan tek Ermeni aydını olduğu için zindanlarda yavaş ölüme terk edilen Sevan
Nişanyan, zalimin zulmüne karşı insanlık onurundan ödün vermeden, yapayalnız,
tek başına, başı dik durmaya çalışmaktadır. Onun özgürce yaşama hakkını
savunmak, kendisini insan olarak tanımlayan herkes gibi,
haksızlık-hukuksuzluklara karşı politik alanda mücadele veren tüm güçlerin de
ivedi görevidir. Bu görevin en iyi şekilde yerine getirilmesinin en anlamlı
adımı bence, mahpusanelerde çürütülmesi amaçlanan, bu hiç bir kaba sığmayan,
eşine az rastlanır Ermeni aydınının, beklenen seçimlerde HDP’den liste başı
olarak aday gösterilmesi kararının açıklanmasıyla, önce Ankara’nın gayr-ı
insani planlarının alt-üst edilmesini sağlamak, sonra da Sevan Nişanyan’la
sözde değil, pratik olarak dayanışmada bulunmakla atılmalıdır.
***
Bu yazının okuru, daha doğrusu yazılanlar hakkında
düşünmesi gereken kesim insanlarının kendilerini HDP ve/ya ona yakın duran
çevrelere ait hisseden kesim olmasını istediğimi peşinen bildirmek istiyorum.
Bunun önemli nedenlerinden biri, 7 haziran 2015 TBMM seçimlerine bu partiden
aday adaylığını ilân etmiş Ermenilerden bir kısmını şahsen, diğer kısmını ise
gıyaben tanıyor oluşumdan kaynaklanmaktadır. Hele hele onlardan hemşehrim de
olan birinin basında “Krikor Zohrab’dan beri bu topraklarda Ermeni parlamenter
olmadı”(1) türünden yaşanmış gerçeklere uymayan söylemlerde bulunmasını da
gözönünde bulundurarak, öncelikle HDP’nin Ermeni aday adaylarının şu an
yaşadıklarını tahmin ettiğim doğal heyecandan mümkün mertebe arınmayı
deneyerek, yarının pek olası hüsranını da gözönünde bulundurarak onlara,
aşağıda değineceğim bazı gerçekler etrafında düşünmelerini, sunulanın dürüstçe
analiz edilerek, vicdan süzgecinden geçirilmesini öneriyorum. Ayrıca, uzun
zamandır Doğu Ermenistan’ın Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nde “düşünen insanlar
için” ibaresiyle yayınlanan ANALYTICON adlı derginin sadık okurlarından
olmamdan ötürü, insanlar arası ilişkilerin “düşünmek taraf olmaktır” temeline
oturtulması gerektiğine inananlardan olduğumu ısrarla belirtmeyi de istiyorum.
İnsanlığa karşı işlenen soykırım suçunun yüzyılının biz
Ermeniler için taşıdığı anlam ve önemin bizim dışımızdaki toplumlardan insanlar
tarafından hiç de öyle algılanmadığını 2015’in geride bıraktığımız ilk üç
ayında üzüntüyle gözlemleme bahtsızlığıma paralel, konuya duyarlı olduklarını
bildiğim kesimlerden insanların bile işlenen suçun sanki “geçmişle”
bağlantılandırılması yönündeki benim açımdan anlaşılmaz çabalarının şahidi
olmak da yazacaklarımın gerekliliğini bilince çıkarmanın zaruriyeti açısından
önem arzetmektedir sanıyorum.
HDPBugün, yaklaşık 77 milyonluk nüfusuyla her soy ve
boydan insanın yaşadığı yerde bundan 100 yıl önce soyu tümüyle yokedilmek
istenen Ermeniler hakkında, onlara ait olan herşeyi işgal ederek, Batı
Ermenistan’da askersel varlığını sürdürmekte olan “T.C.” devletinin oldum olası
yürüttüğü iğrenç nitelenebilecek politikalarıyla ilgili söylenecek tüm sözleri
söylemiş olduğumuzu düşündüğümden, bu işgalci devletle ilişkisi en asgari
olanlardan, yani salt onun vatandaşı olma özelliğiyle bildiklerimizden, hâlâ
Ermenilerin varıyla-yoğu üzerine çulunu serip uzanarak yaşamakta olanların
evlâtlarıyla, torunlarından halkımızla ilgili hiç alışık olmadığımız ve kulağa
hoş gelen söylemlerde bulunanlar içerisinde HDP yanlısı kesim insanlarının da
Ermeni meselesine genelde duyarsız, özelde tutarsız olarak tanımlanabilecek
tutumları üzerinde durmak istiyorum.
Bunun için şimdilerde “Demokratik bir Türkiye için HDP
saflarında buluş” (2) söyleminin ajitasyon-propagandasıyla uğraşan, mahpusane
yıllarımda okuduğum “Alev, Duvar ve TKP” adlı kitabı dışında, geçtiğimiz sene
sanal ortamdan tanışıp, bir süre sayfa arkadaşlığı da yaptığım Liceli Ömer Ağın
adlı insanla ilk ve son (!) yazışmamızdan vereceğim bir örnek, anlatmak
istediğimin önsözü olmaya fazlasıyla uygundur sanıyorum. Aylar önceki
yazışmamızı yorumsuz olarak takdirinize sunuyorum.
Ben: Değerli Ömer Ağın, soykırımın yüzüncü yıldönümü 2015
için mümkünse Lice Ermenileri ile ilgili bir çalışma yapabilir misiniz ?
Lice’den göçe zorlanan soydaşlarımızın çoğunluğu Hollanda’nın Diemen ve
Fransa’nın Lyon-Décines şehirlerine yerleşikler.
Ömer Ağın: Olabilir, zaten parça parça çalışmalarım var.
İstanbul’da da çoklar. Hepsiyle tanışıyor, görüşüyorum, dostluklarımız devam
ediyor. Görüşüp sohbet etsek benim için verimli olur.
Ben: Hâlâ İstanbul’da yaşayan kesim de yok değil ama, ne
yazık ki çoğunluğu memleketlerinden uzak yaşamaya zorlanmışlar çok daha önemli.
Ben hâlâ tapusu cebinde olan ve hektarlarca toprağın sahibi onlarca Lice
Ermenisi tanıyorum. Şu anda onlardan iki tanesi Doğu Ermenistan’da, yanımdalar
zaten…
Ömer Ağın: Sen de topraklarla ilgilen, birlikte bir iş
yapalım.
Ben: Yapalım tabii… ben hazırım. Ne yapmalıyız ?
Ömer Ağın: Önce görüşelim.
Ben: Benim “T.C.”ye girişim yasak olduğundan şimdilik
uzaktan görüşebiliriz. Mesela şu anda Ermenilere ait olan köy ve topraklarda
yaşayanların, onlardan el konulan her türden değerin üzerinde bulunan
insanların bir bilançosunu ortaya çıkaralım diye öneririm. Bizde 1916, 1919 ve
1921 yılında yayınlanmış kitap ve dergilerde Diyarbakır Vilayeti’ndeki tüm
olayların çok detaylı anlatımı var mesela… Onlar Türkçe’ye tercüme edilebilir, hatta
o döneme ait resimler de aranıp- bulunabilir.
Ömer Ağın: Yoldaş, ben politik yanlarıyla ilgilenirim,
sen parasal yönleriyle… bir görüşelim, uzaktan olmaz.
Ben: Parasal yönünden bahseden kim ? Toprak ve köy maddi
değer değil ki ?
Ömer Ağın: Neyse, şimdiden mi tartışmaya başlayacağız….
söz gelimi dedim. İyi günler.
Ben: Onlar, yani bu insanların tarihi, emeği,
yarattıkları değerler önemli değil mi ? Onların şimdiki metrekare fiatı değil
ki bizim toplumu ilgilendiren… Şu anda orada (Lice’de) olanların tüm bu
meselelere karşı duyarlılık ve onların vicdan ve bilincine çıkarılması asıl
önemli olan…
… (cevap yok)
Sayın Ağın, bilgisayarınızın yanında değilsiniz herhalde…
… (yine cevap yok)
Sayın Ağın’ın o andan sonra bir daha bilgisayarını
kullanıp-kullanmadığını bilmiyorum ama, bu kısa sohbetimiz sonrasında beni
arkadaş listesinden çıkarıp, yazdıklarıma cevap verme lütfunda bulunmadığının
bilinmesini istiyorum. O günden beri sırra kadem basan Ağın’ın Lice Ermenileri
konusunda ondan ricayla istenileni yerine getirmeyişindeki neden nedir acaba ?
SN-2015Bu soruya Ermenilerin vereceği cevap hiç kuşkusuz
“Nedeni, çok belli… Ermenilerin toprağına çulunu serip uzananın Ermeni’ye
söyleyecek sözü olmadığı için” olsa da, ben bunun cevabının çok daha derinlerde
aranması gerektiğini sanıyor ve Ermeniler hakkında (aynı Ömer Ağın gibi)
keyfiyen duyarsız kalabilen milyonlarca insanı çevresinde toparlamaya aday,
Ermenilere empati göstermekten geri durmayan HDP için böylelerinin nasıl
çalışmalarda bulunabileceğinin sorgulanmasını istiyorum.
1915’te, helal ana sütü emmiş olduğunu bildiğimiz ender
insanlardan Lice’nin Giritli kaymakamı Hüseyin Nesimi’nin hayatı pahasına
savunmaya çalıştığı Ermeni mazlumlarının imha edilmesine engel olamadığını
bilmeyen Ermeni yoktur da, “HDP’nin yığınsallaşması yaşamsal bir sorundur”(3)
görüşünün yaygınlaşması için ciddi çabalarda bulunan ve tesadüfen Ömer Ağın
gibi Liceli de olan eski T.İ.P. milletvekillerinden Tarık Ziya Ekinci’nin uzun
yıllardan beri hemen her websitede yayınlanıp, yayılıp-yaygınlaştırılmış
“(Tarihsel ve Sosyolojik inceleme)-KÜRTLER VE ERMENİLER”(4) başlıklı yazısında
Ermenilere yapılan soykırımıyla ilgili üç aşağı-beş yukarı “T.C.”nin sav ve
inkârcılığını tekrar ederek “1915 Ermeni olayı bir tehcir mi, yoksa bir soykırım
mıydı ? 1915 tarihli Ermeni olayı konusunda çeşitli değerlendirmeler ve farklı
tanımlamalar yapılıyor. Yaptığım değerlendirmeye göre, Osmanlı İttihat-Terakki
hükümetinin sorumlu olduğu 1915 tarihli Ermeni tehcir olayını kısmen de olsa,
yok etme kastı ile yapılan bir déportation (zorunlu göç) eylemi olarak
tanımlamak gerekir” demenin ötesine gidememiş bu vicdan yoksunu hukuk
profesörünün negasyonizm bataklığına gömülenlerden biri olduğundan kaç
Ermeni’nin haberi vardır bilemiyorum.(5)
Son günlerde HDP’den adaylığını açıklayanlardan biri, AKP
kurucularından ve hemşehrim olan Dengir Mir Mehmet Fırat, şimdiye dek öz dedesi
Hacı Bedir Ağa’nın sultan Abdül Hamid döneminin Hamidiye Alayları’na verdiği
hizmetten başlayarak, İttihat ve Terakki dönemi Teşkilât-ı Mahsusa’sı ve hemen
ardından Mustafa Kemal’in Erzurum ve Sivas kongrelerinde “Kürtler bize destek
sunmazsa, Ermeniler kendi topraklarına geri döner ve onlardan cezasız olarak
yağmalanıp, yerleşilen yerleri geri alıp, buralarda Ermenistan kurarlar”(6)
korkusunu yaydığı için Kemalist işgalcilere hizmetinde de kusuru olmamış, hatta
Sivas’ta Mustafa Kemal’in hayatını kurtarmış olduğundan, okuması-yazması
olmadığı halde milletvekillikle ödüllendirilmiş bir katilin torunudur. Böyle
bir canavarın biyolojik torunu olmak benim nazarımda suç sayılmazsa da, işlemiş
olduğu sayısız suçları itiraf etmeden dünyamızdan göçmüş olan dedesinin
yaptıklarını mahkûm etmeyen birisinin, Ermenilere yapılan soykırımının 100.üncü
yıldönümünde yapılacak seçimlerde HDP’den nasıl olur da parlamento adaylığı
olabilir, bence kendisini insan olarak tanımlayan, her ama herkesin
sorup-sorgulaması gereken sorun olmalıdır.
Bunun benzeri bir durumdan daha bahsedip, biz Ermenilere
fazlasıyla acı vermiş birisinin torunuyla ilgili yakıcı bir başka örneği de
dikkatinize sunayım; HDK ve HDP kurucularından, şu an da HDP’nin onursal
başkanı statüsündeki Ertuğrul Kürkçü’nün dedesi Abdülkadir Kadri Kürkçü (Kadri
Ahmet Bey) sadece sıradan İttihatçı bir katil olmakla kalmamış, boğazlanan
Ermenilerden el konulan mal ve mülklerin, soykırıma katılanlara peşkeş
çekilmesinin sorumluluğunu da yürütmüş birisidir. Olsun Diyarbakır, olsun Koçgiri’de,
Zara ve Suşehri Ermenileriyle, Zaza Alevi Kızılbaş, Kürt katliamlarına da
iştirak etmiş ve bu ‘hizmetinden’ dolayı önce binbaşı rütbesi, sonra da bir
dönem Diyarbakır, bir dönem de Siverek milletvekilliğiyle ödüllendirilmiş
biridir aynı zamanda. Ben, Ertuğrul Kürkçü’nün şimdiye kadar dedesi Kadri Ahmet
Kürkçü’nün işlediği suçlar için biz Ermenilerden özür dilediğinin şahidi olmuş
değilim, ama onun değişik ortamlarda dedesiyle övündüğü hakkında duyumlara
sahibim. Bana kalırsa, yakın tarihe hakkında TKP’nin duayenlerinden Rasih Nuri
İleri’nin “Deniz Gezmiş yaşasaydı, birçok şey olurdu, ama asla bir Ertuğrul
Kürkçü olmazdı” tanımlamasıyla geçecek olan HDP onursal başkanının kemalist bir
gazeteci olarak bildiğimiz Hasan Cemal örneğiyle(7), İttihat ve Terakki
üçlüsünden biyolojik dedesi Cemal Paşa’yla yüzleşmesine benzer bir duruşu
beceremeyişinin sebebi ne ola sizce ?
Şimdilerde Mardin Belediye eşbaşkanı olan Ahmet Türk, her
fırsatta “dedelerimizin eli Ermeni soykırımında kanlandı, dedelerim adına
Ermenilerden özür diliyorum”(8) demeyi neredeyse meslek haline getiren bir Kürt
politikacısı olarak bilindiği halde, Hamidiye Alayları’nın eli masum Ermeni ve
Asuri-Süryani-Keldani kanına en fazla bulaşmış, o vahşi birliklerin Kürt
hizmetkârlarından olan Hüseyin Kanco’nun barbarca katlettiği bu halkların
evlâtlarına ait olan uçsuz-bucaksız topraklarla köylerin ‘mirasyedisi” olan
babası Hacı Sinan’ın yolundan hiç şaşmadan yürümeyi tercih ederek, Ermeni ve
Asuri-Süryani toprakları üzerinde hâlâ işgalci Kürt ağalarından biri olmayı
sürdürerek, vicdanıyla muhasebe yapmayı beceremediğini tarihe not düşmeli artık
! Onun, sadece birkaç hafta önce Hamburg’da katıldığı bir toplantıda kulağımıza
alışageldik “Ermenilerden, Süryanilerden, Ezidîlerden dedelerim adına özür
diliyorum” kırık plağını yeniden çaldırmasına “Yeter ya, dedelerin adına lâfla
özür dileyeceğine, onların kan ve ateşle işgal ettiği toprakları asıl
sahiplerine geri versene be adam !” diyen Mardinli bir (Y)Ezidî’nin ona
“Ayinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz” sözünün doğruluğunu hatırlattığı
tartışılabilir mi sizce ?
Dedesinden kalan arazinin 1915 soykırımında “ele
geçirildiği”ni öğrenen Eruhlu Behzat Bilek adlı helal ana sütü emmiş namuslu
bir Kürt evlâdının, “Atalarımdan bana haksız bir miras olarak kalan bu utancın
verdiği vicdani baskıyı üzerimden atamadım” (9) diyerek, araziyi asıl sahipleri
Asuri-Süryanilere resmen iade ettiği 2009 mayısından günümüze 6 koskoca yıl
geçtiği halde, ne yazık ki onun onurlu davranışının başta soydaşı Ahmet Türk
olmak üzere, tüm diğer insanlar tarafından da örnek alınmasının bir türlü
şahidi olamadığımız soykırımın yüzyılı 2015’e varmadık mı ? Berzan Boti
mahlasını kullanan Eruhlu bu dürüst insanın onur dolu ve saygıya değer
eyleminin, insanlığa karşı işlenmiş soykırım suçunun sorumlularından her söz
edildiğinde “Osmanlı İmparatorluğu, İttihat ve Terakki, vs.” teraneleriyle
“leylimley” söylemler ardına saklanmaya yeltenen çevrelere atılan ilk ve
şimdilik ne yazık ki tek tokat olduğunu hatırlatmak isterim. Soykırım suçu,
belli bir zümrenin değil, işlenen suça toplumsal katılım sonucu, bilfiil suç
ortaklığının ödüllendirdiği tüm halk katmanlarının sorumluluğunun da
tartışılmaz olduğu acı gerçekliktir. Uluslararası hukukta soykırımın zamanaşımı
tanımayan tek suç olmasına paralel, dilenecek özürün bu suçun mahkûm ve tazmin
edilmesini gerektirdiğini bilmeyen cahil varsa, elini kaldırması halinde ona
gereken ‘okuma ödevini’ verip, bilgilenmesine yardımcı olacak 10 milyon Ermeni
olduğunu da hatırlatmak isterim.
HDP ile ilgili iki canalıcı örnek daha vererek,
dedelerden evlâtlara ve torunlara miras bırakılan bu suçun toplumsal
sorumluluğuyla ilgili olarak, ulusal tarih bilinci ve onur sahibi Ermenilerin
2015’te bu partiden tam olarak nasıl bir duruş beklediği hakkında düşüncelerimi
bildirmek istiyorum.
1978’lerin Dev-Genç başkanı Bülent Uluer’in “(…) T.C.
toprakları içinde toprağı olmayan bir ulusuz, bu bir gerçeklik. Dolayısıyla
bizim Türkiye’den isteyeceğimiz bir toprak yok. Bizim Türkiye’den
isteyeceğimiz; kültürel özerkliğimiz, anadilimizi kullanmamız, geleneklerimizi
devam ettirmemiz” (10) sözleri sayesinde onun hem Çerkes, hem de beklenen
seçimlerde HDP’den aday olduğunu öğrenmiş olduk. Onun sözleriyle ifade edilenin
bir Çerkes değil de, bir Ermeni tarafından söylendiğini varsayacak olsak, o
söylemin satır altını okuyarak varacağımız nokta pekâlâ “(…) T.C. toprakları
içinde toprağı olan bir ulusuz, bu bir gerçeklik. Dolayısıyla bizim Türkiye’den
isteyeceğimiz bir toprak var. Bizim Türkiye’den isteyeceğimiz; ulusal
vatanımızın özgürlüğü, kendi anavatanımızda yaşama ve geleneklerimizi devam
ettirme hakkımız” olacaktır, ama şimdi söylemek istediğim bu değil, inanın.
Ancak, sözkonusu meselenin asıl temelinin tam da bu olduğunu ve bunu bilmeyen
ve ya bilip de sanki bilmiyormuş gibi davranan milyonlarca insanla sabahtan
akşama yüz-göz olmuyor muyuz sanki ! Mesele, kendisini sosyalist olarak
tanımlayan Bülent Uluer’in Ermeni halkının planlı olarak yokedilme yıllarında
kendi dedelerinin nerede bulundukları, ne yaptıkları ve yapılana karşılık nasıl
ödüllendirilip, İnebolu’larda neler elde ettiklerini araştırma-inceleme ve
sorgulama ihtiyacı hissetmemesidir. Osmanlı’dan günümüze habire devletin askeri
ve gizli servislerinin tüm eşelonlarında varolagelmiş Çerkeslerden kendilerini
ayrı tutması gereken kesimlerinin benim 2012 mayıs ve haziran aylarında kaleme
aldığım “Çerkeslerin Ermenilere yapılan soykırıma katılımına dair sorular”(11)
ve “1864’ten 1878’e: Çerkeslerin Osmanlı’daki ilk 14 yılına dair soru(n)lar
dileması”(12) başlıklı yazılarımda yükseltmiş olduğum soru(n)ların irdelenip,
verilmesi gereken cevapların aranmayışı abesle iştigal iken, aynı çerçevede
Bülent Uluer’i HDP’ye aday olarak öneren HDK bileşenlerinden Çerkes Solu adlı
örgütün bu konudaki suskunluğu da bir o kadar anlaşılmazdır ! Kendisi sürgün
acısı yaşamış bir halkın çocukları, göçebe oldukları toprakların en kadim halkı
Ermenilerin soykırımına aktif olarak katılıp, onların vatansızlaştırılıp,
köksüzleştirilmesinde oynadıkları rol hakkında neden hâlâ susarlar anlamam !
Gelelim 2014 haziran sonu itibarıyla HDP eşbaşkanlığına
getirilen Selahattin Demirtaş’la, Figen Yüksekdağ’a… 1894-1896 yılları arasında
Palu’da sahibi boğazlanan bir Ermeni’den zorla alıkonulan eve yerleşen Zaza bir
ailenin evlâdı olarak, daha sonra yerleştikleri Diyarbakır’ın Ermeni mahallesi
Khençepek’te yine soykırım mağduru bir Ermeni’den zorla gasbedilmiş evde
“Ermeni sözcüğünün küfür olarak kullanıldığı bir toplumda büyüyen ve bugün
halen Ermeni sözcüğünün hakaret olarak kullanıldığı bir ülkede bir partinin eş
başkanlığını yapan” Selahattin Demirtaş’ın 2013 ocağında Ermenilere yapılan
soykırımıyla ilgili “Bir şekilde o suça bulaştırıldık. Kendimizi tanıyana,
neyin ne olduğunu anlayana kadar Ermeni’nin hakaret olduğunu düşündük. Bundan
dolayı ben, Ermeni halkına karşı bir eziklik hissediyorum. Aynı topraktan, aynı
tarladan beslendiğimizi biliyoruz. Ermenilere karşı Türkler ve Kürtler olarak
borcumuz var ve o borcu yerine getirene kadar da Ermeni halkının karşısına
rahat çıkamayacağız” (13) sözleriyle düşüncesini ifade etmesinden birbuçuk yıl
sonra eşbaşkanı olduğu partinin programında Kıbrıs, Filistin-İsrail ve Suriye
vs. de dahil olmak üzere enva-i sorunla ilgili fikir, öneri ve duruş
sergilenirken, “Ermenilere karşı Türkler ve Kürtler olarak borcu olduğunu ve o
borcu yerine getirene kadar da Ermeni halkının karşısına rahat çıkamayacağı”
bilindiği halde Ermeni sorunuyla ilgili tek ama tek bir sözün bile olmadığı bir
parti programına ne isim vermeliyiz peki ?(14) Daha da ötesi, her fırsatta
bizlere dostluğunu ifade etmekten hiç de geri kalmayan HDP programında söz
gelimi Kürt sorununa önemli bir yer ayrılırken bırakın Ermeni sorununa dair
kapsamlı bir analizle, çözüm önerisine de yer vererek duruş bildirmeyi, adı
dahi anılmayan Ermenilerin anlaşılmaz bir şekilde dinsel bir cemaate
indergenerek, “ezilen ve dışlanan tüm inanç ve kültür grupları” ile
özdeşleştirilmiş olması abesle iştigal değil midir ? Bu toprakların en kadim
halkının son 100 yıldır tek başına omuzladığı ve onurla taşıdığı korkunç acıya
basın-yayından bilgilendiğimiz kadarıyla ne yazık ki “Kürtler Ermeni değil ki,
nasıl isteseniz boğazlayıp-kesesiniz” türü gayr-ı manevi söylemlerde
bulunanların (dedesi Muş’un Ermeni Zangok köyünü işgal etmiş ve nenesi de o
köyün alıkonulan yetim kızlarından biri olan Sırrı Sakık’ın son yıllarda
böylesi gaflarda bulunarak, Ermeni halkını rencide eden açıklamalarını
hatırlatmak yeterlidir) yer aldığı bir partinin programında Ermeni ulusunun
adına bile rastlanmayışını gördükten sonra, onun eşbaşkanının AGOS
gazetesindeki söyleşisinde “Ermeni meselesi çözülmezse Kürt meselesi de
çözülmez” doğrusunu dillendirmesinin ne değeri olabilir ki ?
Bu türden bir soru işareti de, 1922’ye dek güzelim
Kilikia’nın 5 bin nüfuslu, Surp Sarkis ve Surp Stepannos adlı iki kilisesi, iki
de okuluyla bir Ermeni yerleşkesi olan Ayas (Yumurtalık) doğumlu HDP eşbaşkanı
bayan Figen Yüksekdağ’ın doğup-büyüdüğü topraklarda nasıl bir vahşet yaşandığı
hakkında oldukça bilgi sahibi olduğunu, ESP genel başkanlığını yaptığı dönemde
sol basınla bir söyleşisindeki “Ermenilere karşı çok açık bir soykırım
yaşanmıştır. Tehcir ve soykırım ve bütün cumhuriyet tarihinin, Osmanlı’dan
sonra yeni doğan Türkiye Cumhuriyeti’nin sakat doğmasının, neredeyse bir ucube
halinde doğmasının, temel tarihsel kaynağında Ermeni Soykırımı vardır. Ve bizim
tarihimizde, kökenlerimizde, geleneklerimizde Ermeni devrimciler var. Hayrabet
Hançer (Honca), Garbis Altınoğlu ilk akla gelenlerden mesela… Hrant Dink de
keza onlardan birisidir. Devrimci sosyalist örgütler içerisinde, Ermeni ulusal
kimlikleri bilinen, ama bu kimlikleri genel devrimci mücadele içerisinde öne
çıkmayan pek çok sosyalist, devrimci vardır”(15) sözlerinden öğrenip, takdir
etsek de, şimdi eşbaşkanı olduğu partinin milletvekillerinden Sebahat Tuncel’in
islamist-kemalist-faşist AKP-CHP-MHP çoğunluklu TBMM’ye Ermeni soykırımının
anılması ve özrü anlamında oldukça muğlak bir dilekçe sunmadan önce, aynı yönde
onurlu bir adımın atılması için HDP bileşeni tüm güçlerin mobilize edilip, yüz
yıllık utanca pek gecikmiş olsa da vicdani tokadın basılması için kendi
partisinin neyi beklediğini sorgulama ihtiyacını hissetmemesi anlaşılabilir mi
?
HDP’nin anlaşılmazları hakkında yazdıklarımın benzeri
yazılabileceklerin herhal on kat fazlasını da kağıda dökmeye kalksam biteceğini
sanmasam da, Ermeni halkına karşı kendi anavatanında işlenmiş soykırım suçunun
yüzüncü yılında 81 ilden gösterilecek 550 milletvekili aday adayıyla parlamento
seçimlerine katılacağı beyan edilen bu partinin toplumsal olarak işlenmiş suçun
toplumsal olarak da tanınıp, mahkûm ve tazmin edilmesi yönünde atması gereken
adımların en başında HDP milletvekili adayları listesindeki istisnasız her ama
herkesin özgeçmişinin detaylı olarak araştırılıp, onların sülâlelerinden hiç
ama hiç birinin, ne 1894-1896, ne 1909 ve 1915-1923 yılları arasında Ermeni
halkına yapılan soykırıma katılım anlamında uzak veya yakından herhangi bir
ilişkinin olmaması şartını alenen açıklaması gelmelidir. Ve olur da bu adaylar
içerisinde ezkaza böylelerinin bulunması halinde (yukarıda verdiğim değişik örneklerden
de anlaşılacağı üzere HDP saflarında böyleleri oldukça çok olsalar gerek),
onlara aynen Hasan Cemal’ın yaptığını tekrarlamalarını önerip, biyolojik
dedeleri adına Ermeni halkından özür dilemeden HDP’yle herhangi bir bağları
olamayacağı çok açık ve net bir şekilde yazılı olarak duyurulmalıdır. HDP’nin
adaylığı kesinleşen milletvekili adayları listesi topluma sunulmadan önce, yani
2015 nisan ayının ilk günlerinde yapılması gereken ilk ve en önemli adım budur
bence, bunun yapılmaması halinde ise, son yıllarda toplumun değişik kesimleri
tarafından Ermenilere yönelik “leylimley” söylemlerle “dostlar alışverişte
görsün” halinin değişmediği tasdik edilmiş olur… dolayısıyla bu durum HDP’nin
Ermeni meselesi hakkındaki samimiyet derecesinin göstergesi olarak algılanır.
Ancak, HDP hakkında aynı dünya görüşünü paylaştığım çok
yakın dostlarımın verdiği olumlu sinyallere gerçekten inanmak istediğimden,
HDP’den beklentim Ermeni insanının acısını samimi olarak paylaşması ve bu acıya
eşdeğer bir duruş sergilemesi olduğundan, böylesine onurlu bir tavrın toplumun
düşünen tüm insanları tarafından destek bulması ihtiyacının karşılanması
anlamında, HDP’ye çok somut bir öneride bulunarak yazımı noktalamak istiyorum.
1915-1923 yılları arasında Ermenilere yapılan soykırım, halkımızın
800’e yakın aydınının bundan 100 yıl önce 24 nisan günü evlerinden alınarak
ölüm yolculuğuna çıkarılmasıyla başladı. “T.C.” zindanlarında bugün de,
hunharca katledilmiş o eşsiz insanlarımıza reva görülen korkunç akıbete
uğratılmak istenen çok değerli bir aydınımız bulunmaktadır. Geçtiğimiz yılın
ilk günlerinden beri görünürde “T.C.”nin mantık dışı ceza kanunlarına
istinaden, fakat 77 milyon nüfuslu devlette tek bir kişinin dahi hapsedilmediği
uyduruk suçlamaların hedefi edilen, aslında yaşamın hemen her alanı hakkında
fazlasıyla düşündürücü olan yazıları değişik halklardan 2 milyonun üzerinde
insan tarafından düzenli olarak okunan tek Ermeni aydını olduğu için
zindanlarda yavaş ölüme terkedilen Sevan Nişanyan, zalimin zulmüne karşı
insanlık onurundan ödün vermeden, yapayalnız, tek başına, başı dik durmaya
çalışmaktadır. Onun özgürce yaşama hakkını savunmak, kendisini insan olarak
tanımlayan herkes gibi, haksızlık-hukuksuzluklara karşı politik alanda mücadele
veren tüm güçlerin de ivedi görevidir.
Bu görevin en iyi şekilde yerine getirilmesinin en
anlamlı adımı bence, mahpusanelerde çürütülmesi amaçlanan, bu hiç bir kaba
sığmayan, eşine az rastlanır Ermeni aydınının, beklenen seçimlerde HDP’den
liste başı olarak aday gösterilmesi kararının açıklanmasıyla, önce Ankara’nın
gayr-ı insani planlarının alt-üst edilmesini sağlamak, sonra da Sevan
Nişanyan’la sözde değil, pratik olarak dayanışmada bulunmakla atılmalıdır. 24
nisan anma toplantıları öncesinde, kimsenin yükseltmeye cesaret edemediği
fikirleri, sadece gerçek aydınlara yaraşan sınırsız bir özgürlükle ifade etmiş
olma ‘suçunu’ işlemiş olduğu için, barbarlara özgü ilkelce bir öcün kurbanı
durumundaki Sevan Nişanyan’la dayanışmayı “2015, 1915’e benzemeyecek, Ermeni
aydını yalnız değildir !” içerikli eylemlere dönüştürme amaçlı atılacak bir
adımın toplumun tüm katmanları tarafından desteklenmesi için, HDP’nin hiç zaman
kaybetmeksizin geniş yığınlar nezdinde kamuoyu yaratma çabalarında bulunması
yaşamsal öneme sahiptir diye düşünüyorum.
Bu bağlamda, HDP’den şimdiye dek milletvekili aday
adaylığını açıklamış olan Ermenilerin bu yöndeki çabalara en büyük katkısı ise
acilen yan-yana gelip, hep beraber “Hiçbir Ermeni aydının ölüme yolculuğuna
izin vermeyeceğiz. Bir daha asla !” içerikli ortak bir bildiri yayınlayarak, 7
hazirana dek sürecek olan tüm seçim kampanyası dönemini Sevan’la aktif
dayanışma etkinliklerine dönüştürüp, onlara öncülük etmek ve eylemlerin çok
daha geniş çevrelere ulaştırılarak, yaygınlaştırılması için ter dökmek
olmalıdır. Hatta, HDP’nin Ermeni milletvekili adaylarının özgürlük tutsağı
soydaşımızı şu an bulunduğu mahpusanede grup halinde ziyaret ederek, ona yalnız
olmadığını şahsen iletmeleri, halkımızın en değerli evlâtlarından birine
sunulacak manevi desteğe insanlara özgü bir anlam yükler.
7 haziran 2015 seçimleri öncesinde bir yol ayrımında
bulunuyoruz. Bundan böyle, insanla, insan geçinenler arasında ayrım yapılmalı,
yalanla doğru, sahteyle gerçek birbirinden ayrışmalı, yan yana ve iç içe
olmamalı artık… Bunun böyle olması hem tüm insanlık için hayırlı, hem de
insanlaşma evresini tamamlayamamış kesimlere fazlasıyla gerekli diye
düşünüyorum. HDP’nin, halklarımız arasında kalıcı bir barışın sağlanması
amacıyla 1915’le toplumsal ve samimi bir yüzleşmeyi başlatacağından kuşku
duymadığım gibi, bu yolda atılacağını umduğum, adalet ve sağduyu yüklü somut
adımlar hakkında görüşlerimi yukarıda, dilim döndüğünce, yararlı olacağından
emin olduğum örnekler de vererek anlatmayı denedim. İnsanlığa karşı işlenmiş
soykırım suçunun mağduru halkımın 100 yıldır onurla taşıdığı acısını
hafifletmek için dost bellediklerimizin de ellerini taşın altına koyma zamanı
gelmiştir artık !
HDP hakkında görüş ve önerilerimi bu denli açık ve net
olarak yazıya almakla, ertelenmemesi gerektiğini düşündüğüm bir tartışmanın
başlatılmasına vesile olmasını umuyor, olası tüm fikir beyanatlarına şimdiden
hoşgeldin diyor ve olur ya olanakların elvermesi halinde, şöyle insan gibi,
birbirimizin gözlerine bakarak, yüz-yüze bir görüşmede bulunmayı arzulayanların
olması halinde ise, onlarla 24 nisan 2015’te Yerevan Soykırım Anıtı’nda
buluşabileceğimizin de bilinmesini istiyorum.
Saygılarımla,
Sarkis HATSPANIAN
Yerevan, 29 mart 2015
DOĞU ERMENİSTAN
Dipnotlar :
(1) Osmanlı İmparatorluğu döneminde ilk seçilen
meclisteki mebusların sayısı 69’u Müslüman ve 46’sı Gayrimüslim olmak üzere
115’tir. Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze varolan Meclis-i Mebusan, Meclis-i
Ayan ve onların ardılı TBMM ve Senato’da temsil edilmiş Ermenilerle ilgili
bilgilere şöyle bir göz kırparcasına bakacak olursak, 1877 yılı Meclis-i
mebusanı üyesi olmuş Ermenilerden Ruben Efendi, Sahak Yavrumyan, Melkon
Donikyan, Hovsep Kazazyan, Manuk Karacayan, Hovhannes Hüdaverdiyan, Hovnan
Şişmanyan, Aleksan Sakayan, Hagop Şahinyan, Krikor Bızdikyan, Sebuh Maksudyan,
Hamazasp Hallacyan, Daniel Karacyan’ı, 1908’den 1912’ye dek varolan mecliste
4’ü Ermeni Devrimci Federasyonu-Daşnaktsutyun, 2’si Sosyal Demokrat Hınçak
Partisi üyesi olmak üzere 12 mebustan Hagop Babikyan, Hagop Boyacıyan, Bedros
Hallacyan, Stepan Ispartalıyan, Dr. Nazaret Dağavaryan, Hovhannes Vartkes
Serengülyan, Krikor Zohrab, Karapet Tomayan, Artin Boşgezenyan, Karekin
Pastırmacıyan, Vahan Papazyan, Keğam Der-Karapetyan, Hampartsum Boyacıyan
(Sasun direnişi kahramanı Büyük Murad)’ı, “T.C.” dönemi parlamento ve
senatolarında bulunmuş Berç Keresteciyan, Andre Vahram Kocabıyıkyan (Bayar),
Ruben Zakar Zakaryan (Zakar Tarver), Mıgırdiç Şellefyan, Hermine Ağavni
Kalustyan ve Sahak Berç Turan’ı sayabiliriz.
(2)
http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=125786&haberBaslik=Demokratik%20bir%20T%C3%BCrkiye%20i%C3%A7in%20HDP%20saflar%C4%B1nda%20bulu%C5%9F&action=haber_detay&module=nuce&authorName=%C3%96mer%20A%C4%9EIN&authorID=21
(3) http://t24.com.tr/yazarlar/tarik-ziya-ekinci/hdpnin-yiginsallasmasi-yasamsal-bir-sorundur,9959
(4)
http://www.kuyerel.net/modules/AMS/print.php?storyid=333
(5)
http://gelawej.net/index.php/yazarlar/138-toros-sarian/1681-tarik-ziya-ekinci-nin-tarihsel-sosyolojik-inceleme-sinde-ermeni-imaji
(6) http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=154213
(7)
http://t24.com.tr/haber/hasan-cemal-1915-ermeni-soykirimi-isimli-kitabini-tanitti,222100
(8)
http://www.ermenihaber.am/tr/news/2013/02/04/Ahmet-T%C3%BCrk-Dedelerimiz-Ermenilere-zulmetti-Torunlar%C4%B1-olarak-%C3%B6z%C3%BCr-diliyoruz/16793
(9)
http://team-aow.discuforum.info/t4215-Berzan-Boti-nin-Tarihsel-Mesaj.htm
(10) http://www.16mart1978.com/?p=311
(11)
http://www.hayastaninfo.net/sarkis-hatspanian/3739-ermeni-soykirimi-ve-cerkesler
(12)
https://yalansz.wordpress.com/2012/06/02/jineps-y-k-uyesi-yasar-guvene-hatspaniandan-geciken-yanit/
(13)
http://www.agos.com.tr/tr/yazi/3812/kurtlere-sorulsa-cogu-ayri-devlet-istiyorum-diyecek
(14) http://www.hdp.org.tr/parti/parti-programi/8

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.