Zeynep Tozduman
1915 Soykırımının üzerinden yüz yıl geçti. Bu ülkenin kadim
Hıristiyan halkları için yüreklerinde yaşadıkları acı tam yüz yıllıktır. 24
Nisan'a ramak kala ABD, AP ve AB'ne üye ülkelerin parlamentoları soykırımı
tanıyan ve kınayan kararlarla; belki de yüz yıllık bir utançtan kurtulmak
içindir bu özür dileyişler. Soykırımın yapıldığı /kanın düştüğü ülkemiz ise yüz
yıldır bu ayıbı ısrarla ve inatla sürdürülmekte, yalan ve inkârlarla soykırımın
üstünü örtmeye çalışılmaktadır. Soykırım; bu topraklarda elbette 1915'de
başlamamıştır. Ama en büyük insanlık suçunun işlenildiği tarihin adıdır 1915.
24 Nisan 1915'de Jön Türklerin Talat paşanın emriyle
İstanbul'dan Ayaş'a ve Çankırı'ya sürgün edilen 220 Ermeni aydınla başlayan
tehcir ve katliamlar, İTC ve Teşkilat-ı Mahsusa aracılığı ile tüm Hıristiyan
halkları kapsayan 2 milyon insanın, ana yurtlarında acımasızca yok edildiği,
kanlı ve kirli bir tarihin adıdır 24 Nisan 1915.
Soykırımın mimarları olan Talat - Enver- Cemal üçlüsünün 1.
dünya savaşı sırasında aldıkları tehcir kararları sonucu panislamist politikalar
yüzünden bu ülke Hristiyansızlaştırılmıştır. Bu gün %99’u Müslüman olan bir
ülke, ötekinin yokluğu üzerine işte böyle yaratılmıştır. TC.’nin varlık sebebi,
diğerinin( Ermeni- Rum- Süryani-Ezidi)
yokluk sebebidir.
Soykırımın ardından yapılan asimilasyonlar da bir
soykırımdır. Kadın ve kız çocuklarının soykırım sırasında kaçırılması ve
Müslüman evlere kapatılarak zorla evlendirilmesi ve din değiştirilmesi,
erkeklerin toplu olarak, zorla sünnet ettirilmeleri, Kiliselerin camiye
çevrilmesi, ana dillerinin yasaklanması gibi faşizan uygulamalarla bu ülkede
1895 Osmanlı- Hamidiye katliamlarından bu yana asimilasyon bir devlet
politikası haline gelmiştir. Hıristiyan genç kızların zorla fuhuşa
sürüklenmesi, katliam yapılan Hıristiyanların emval-ı metruklerine el
konulması, sanat- edebiyat ve tarihlerinin yok sayılarak Türk illerinde
Türkleştirilerek, Kürt illerinde Kürtleştirilerek etno-dinsel kimlikleriyle
demografik olarak oynanması sonucu, bu gün literatürümüze ''Kripto Ermeniler'
sözcüğünün girmesi, salt bu asimilasyon politikasının acımasızca uygulanması
sonucudur.
Ermenisi, Süryanisi, Pontus Rum'u ve Ezidisiyle yaklaşık 2 milyon
insanı katledenlerin torunları olarak TC. hala resmi bir özür dilememiştir.
Ayaş'a yollanan 5 Ermeni aydının, Çankırı'ya gönderilenlerin hepsinin
öldürülmesi işini organize eden Cemal Oğuz v.b. Gibiler yargılanmadığı içindir,
Sevag Balıkçı, Hrant Dink, Maritsa Küçük'ler öldürülmekte, Sevan Nişanyan gibi
aydınlarda cezaevlerinde keyfi olarak tutulmaktadır.
Acının ve gözyaşının ülkesinde 1915 soykırımının hesabı
sorulmadığı için sünni Türk olmayan her halk, her inanç günümüze değin
soykırımdan payına düşeni yaşamıştır. Avrupaya özellikle de İngiltere'ye karşı
göstermelik olarak yapılan 1919- 1922 Divan- harb-i Örfi'lerin yargılamaları,
adil bir yargılama olmadığı için Ankara ve İstanbul hükümetleri dahil olmak
üzere cumhuriyet'ten günümüze değin her gelen iktidar, katilleri ve hırsızları
korumuştur. Hiçbir soykırımın ve katliamın hesabı verilmedi gibi katliama ve
soyguna karışanlar, meclisde milletvekili zırhı ile korunmuştur.
Bu topraklar Smyrina (İzmir)'den Van'a, Antakya'dan
Karadeniz'e kadar, bu yüzden ahlı topraklardır. Mazlum ve masum insanların
kanıyla sulanmıştır acının ve gözyaşının ülkesi.
Yüzüncü yılında soykırım kurbanları anısına başta Ermenistan
olmak üzere tüm dünyada ve Avrupada ve de Türkiye'de soykırım kurbanları adına
anmalar yapılacaktır. Ayrıca Avrupa'da ve ABD'de 24 Nisan kurbanları anısına
tüm kiliselerde ortak ayin yapılacaktır. Türkiye'de; İstanbul, İzmir, Ankara,
Diyarbakır (Dikraganert), Mardin, Muğla, Batman (Sasun)- Bitlis (Mutki) - Van-
Muş(Taron ) illeri başta olmak üzere birçok ilde anma, etkinlik ve paneller
yapılacaktır.
Bu anmalardan en çok önemsediğim Londra merkezli Gomidas
Enstitüsü ve İHD Diyarbakır Barosu ve Zan Vakfı'nın ve de Sur Belediyesinin
desteğiyle Surp Sarkis Kilisesinde soykırım kurbanlarını acının düştüğü yerde
anmadır. 23 Nisan'da Diyarbakır Surp Giragos Ermeni Kilisesi'nde, dünyaca ünlü
piyanist Raffi Bedrosyan'nın kendi ana yurdunda dinletisi ile Amed'te, taşlara
ruhunu veren bu halkla bir kez daha kucaklaşacak olmasını ise taçlandırıyorum.
Mardin'de ise Turabdin bölgesinde yaşayan Süryani dernek ve
kuruluşların ortak aldıkları karar sonucu, Süryani Dernekler Federasyonu
(SÜDEF) Lokalinde soykırım (Sayfo) kurbanları adına 100 saatlik yaklaşık 4 gün
sürecek açlık grevine girmeleri, muhteşem bir anma olarak bu 24 Nisan'a
damgasını vuracaktır. Açlık grevine giren tüm Süryani dostlarımı selamlıyor,
bir kez daha acılarını paylaşıyorum. Böylesi bir eylemi düşünmek Süryani halkı
ve dost halklar olarak umut verici olmasının dışında ana yurtlarında yaklaşık
3/2'si soykırıma uğrayan atalarını yad etmelerini çok anlamlı buluyorum.
Turabdin’den Diasporaya gidelim biraz da, Diasporanın soykırımın tanınsın
çağrısı ile basında çıkan metni 2015 yılının en önemli aktiviteleri diye
düşünüyorum. 1915’de Mardin’de; Ermeni'lerin yanı sıra Süryanilerin/Yakubiler,
Keldaniler, Nasturiler, monofizitler, Katolikler ayrım yapılmaksızın soykırıma
tabii tutulmuştur. Süryani Ortodoks lideri Patrik II Efrem, Süryani(
Sayfo=Kılıç yarası) soykırımının tanınması için Almanya'ya Cesur olması için
çağrıda bulunurken, medyada söylediği ''soykırım yapılırken soğan, soğandır
denildi, siyahına, kırmızısına bakılmadı''sözleri gerçeğin dillendirilmesi
anlamında çok önemliydi. Türkiye'de cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez Süryani
Ortodoks patriği Soykırımın tanınmasını dillendirmiştir.
Dünya genelinde 24 Nisan 1915 denilince Ermeni soykırımı
bilinmektedir. Devlet olamayan Süryanilerin soykırımı ise son 30 yıldır Seyfo
Center'in ve başkanı dostum Sabri Atman'nın büyük uğraşları sonucunda son 7-8
yıldır ancak kamuoyunda duyulmaktadır.
Geçtiğimiz 2014 Haziran'ından bu yana Irak'ta
Süryani/Keldani soykırımı nedeniyle de Avrupa'da birçok parlamentolarında,
Süryanilerin soykırım yaşadığını eh nihayet tanıyıp, kabul etmiştir.
Er ya da geç bu ülkede, Avrupa ve diğer ülkelerin zorlaması
sonucu soykırım kabul edilecektir.
24 Nisan soykırım kurbanlarının anısı önünde saygıyla
eğiliyor, Soykırımdan ötürü etnik kimliği Türk olan biri olarak bir kez daha
özür diliyorum.
ZEYNEP TOZDUMAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.