Taner Akçam
Soykırım sadece bir grubun imha edilmesi değildir. Soykırım,
imha edilenin üzerine, yeni bir toplumun da inşa edilmesidir. Bu inşanın
harcında imha eyleminin kurumları ve ideolojisi de yer alır. Bu nedenle, bu
“yeni” toplumların kendilerini “var eden” imha ile yüzleşmeleri çok önemlidir. İnkârcılık
bir sistemdir, ideolojisi, siyaseti ve kültürü ile tüm toplumun kılcal damarlarına
işlemiş bir olgudur. Belki abartılı gibi gelecek ama ülkenin tüm sorunlarıyla
doğrudan ilişkisi vardır!... Tarihle yüzleşmek bir tek geçmişteki bir olay
hakkında kanaat bildirmekle ilgili değildir; bugünü ve yarını ile ne tür bir
toplum kurmak istediğinizle doğrudan ilgilidir. Bu yüzleşme, bir tek devletin
veya geniş anlamla siyasi erkin yapması gereken bir iş değildir. Her birey, her
kolektif topluluk ve başta siyasi partiler olmak üzere tüm kurum ve
kuruluşların yapması gereken bir iştir. Kitlesel katliamlar, emir verenler ve
planlayanlar kadar, gönüllü uygulayıcıları da şart koşar. Bu nedenle bazı Kürt
siyasi liderlerinin “biz kullanıldık” tezleri hiç inandırıcı değil! Açık ve
dürüst olalım! Başta Türk ve Kürdü olmak üzere bu ülkenin Müslüman çoğunluğu
gönüllü katılarak yaptılar bu katliamları. Direnen ve karşı çıkan da
Müslüman’dı, dinî inancı gereği, vicdanı gereği karşı çıktı ama onların sayısı
çok azdı. Yoksa olmazdı bu iş!... Önce şunu kabul edelim, bu ülkede komşusunu
dahi öldürmeye hazır ve öldürmüş olan çok Türk ve Kürt vardı! Ve onlar hazır
olmasaydı, soykırım da olmazdı!
***
Taraf’ta yazmak istememin önemli nedenlerinden birisi
2015 ve yüzüncü yıl konusu idi. Kabul etmek gerekir ki sınıfta kaldım! Dersler,
konferanslar, konuşmalar derken düzenli yazmak mümkün olmadı! Bundan dolayı bir
özür borçluyum.
En azından önümüzdeki günlerde bu açığı kapatmak
istiyorum. Nisan ayı ve Ermeni soykırımı konusu bir nisan yağmuru gibi olsun
istemiyorum.
Böyle ciddi bir tehlike var… Seçimler, PKK ile Barış
Süreci, Ortadoğu falan derken 24 Nisan unutulabilir.
Benim gibi, bu
konuyla uğraşan insanlar açısından ise, sorun nisan yağmuru gibi mevsimlik
değil, yapısal ve çok derin.
Eğer Türkiye’de
soykırımı ve onun inkâr edilmesi meselesini anlamak istiyorsanız onu Güney
Afrika’daki Apartheid (ırkçı- ayrımcı) rejimle kıyaslamanız gerekir.
Soykırım sadece bir grubun imha edilmesi değildir.
Soykırım, imha edilenin üzerine, yeni bir toplumun da
inşa edilmesidir.
Bu inşanın harcında imha eyleminin kurumları ve
ideolojisi de yer alır. Bu nedenle, bu “yeni” toplumların kendilerini “var
eden” imha ile yüzleşmeleri çok önemlidir.
İnkârcılık bir sistemdir, ideolojisi, siyaseti ve kültürü
ile tüm toplumun kılcal damarlarına işlemiş bir olgudur. Belki abartılı gibi
gelecek ama ülkenin tüm sorunlarıyla doğrudan ilişkisi vardır!
Yani, Güney Afrika vaktiyle ne idiyse, Türkiye de şu anda
o… İmhanın üzerine kurulmuş ve onun inkârını kuruluş harcına katmış bir devlet
ve toplum!
Bu nedenle, tarihle yüzleşmek, 1915 ile yüzleşmek
Türkiye’nin bugünü ile, bugünkü iç ve bölgesel siyaseti ile, geleceği ile
yüzleşmektir.
Tarihle yüzleşmek bir tek geçmişteki bir olay hakkında
kanaat bildirmekle ilgili değildir; bugünü ve yarını ile ne tür bir toplum
kurmak istediğinizle doğrudan ilgilidir.
Bu yüzleşme, bir tek devletin veya geniş anlamla siyasi
erkin yapması gereken bir iş değildir. Her birey, her kolektif topluluk ve
başta siyasi partiler olmak üzere tüm kurum ve kuruluşların yapması gereken bir
iştir.
Kitlesel katliamlar, emir verenler ve planlayanlar kadar,
gönüllü uygulayıcıları da şart koşar.
Bu nedenle bazı Kürt siyasi liderlerinin “biz
kullanıldık” tezleri hiç inandırıcı değil!
Açık ve dürüst olalım! Başta Türk ve Kürdü olmak üzere bu
ülkenin Müslüman çoğunluğu gönüllü katılarak yaptılar bu katliamları. Direnen
ve karşı çıkan da Müslüman’dı, dinî inancı gereği, vicdanı gereği karşı çıktı
ama onların sayısı çok azdı.
Yoksa olmazdı bu iş!
Kitlesel imha konusu çok karmaşıktır. İmhaya, yapısal
birtakım nedenlerin yol açtığını söyleyerek; emperyalizmi, burjuvaziyi ıvırı-
zıvırı suçlayarak işin içinden sıyrılmak mümkündür. Teorisi kulağa hoş gelir ve
özellikle kendisini Marksist- sosyalist sayan bazı kişilerin vicdanlarını
yıkamaya yardımcı olur bu teoriler!
Ama sonuçta köyde, tarlada, yolda, dağ başında Ermeni’yi
öldürecek adam lazım.
Yani, solcuların kutsal kavramı ile söylersem,
“halkımızın” katılımı olmadan olmaz bu işler!
Amerikan, Alman devlet adamlarının, Washington’u,
Berlin’i bırakıp, Kürdistan (Ermenistan) dağlarında Ermeni öldürmeye gelecek
hâlleri yok… Onlar bunu istiyor olsa bile bu topraklarda birilerinin “ben
öldürürüm” demeye hazır olması lazım! Aynı durum İstanbul’da alındığını
bildiğimiz kararlar için de geçerli! İstanbul’un bu emirlerini hayata
geçirteceği sayıda imha kuvveti de yoktu.
Önce şunu kabul edelim, bu ülkede komşusunu dahi
öldürmeye hazır ve öldürmüş olan çok Türk ve Kürt vardı!
Ve onlar hazır olmasaydı, soykırım da olmazdı!
İşe buradan başlamazsak gerisini anlayamayız!
İşte bu nedenle, bu ülkede soykırımla yüzleşmek, nasıl
Kürt meselesi, Alevi meselesi vb. gibi birçok ciddi sorun varsa, onlardan
birisidir… Ve belki onları da belirleyen derinlikte ve onlardan daha önemlidir!
Çünkü şu anki varlığımız, Ermenilerin (Hıristiyanların)
imhasına bağlı olmuş. Bizim varlığımız, onların yokluğu gibi olmuş.
Acaba, Ermeni soykırımı ile yüzleşmeyi, Türkiye’nin
kendisi ile ve nasıl bir gelecek istediği ile birleştirebilecek bir siyasi hareket
çıkacak mı?
Çok ümitli
değilim.
Özellikle, konuya
100’üncü yıl anma törenlerinden ne tür bir siyasi kazanç elde ederim diye
yaklaşan bazı lağım farelerini gördükçe!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.