Doğu Ergil / dergil@bugun.com.tr
Tarih yazımı, sayısız olaylardan seçilerek oluşturulan
bir kurgudur… Senaryo şu: Ermeniler’in de yurttaşı olduğu Osmanlı, emperyalist
bir saldırıya uğramıştı. Çanakkale’de varlık-yokluk savaşı verilirken doğuda
Ermeniler, Ruslar’ın oyununa gelmişler ve isyan etmişlerdi. Bir öz savunması
refleksiyle ‘gereken yapıldı.’ Gelin çok kayıpla kazanılan Çanakkale zaferini,
zamandaş her iki olayda yaşanan ortak acıları birlikte anmak ve unutmak için
fırsat bilelim. Ermeniler, bu tarihleri tutmayan manevrayı sadece uygun değil
ahlaki de bulmadıklarını ilan ettiler. Bir kere Çanakkale Boğazı’nı zorlayan
Müttefik donanması saldırıya Şubat 1915’te başladı ve 18 Mart 1915 günü büyük
kayıplar vererek çekildi… Unutmanın veya bilgilenmemenin huzurlu konforunda
gözardı ettiğimiz iki konu daha var. İlki Çanakkale savunmasında Alman
donanımının (silahlarının ve mühimmatın) ve askeri personelinin rolü. Diğeri de
vatanlarını savunan gayrimüslim vatandaşlar.
***
Tarih yazımı, sayısız olaylardan seçilerek oluşturulan
bir kurgudur. Gururumuzu okşayan bir tarih yazmak, yapay bir geçmiş algısı
oluşturur. Olmayan bir geçmiş üzerinden olması istenen bir gelecek hayali
kurmak aldatıcı olduğu kadar düş kırıklıkları yaşanmasına da neden olur.
‘Yeni Osmanlıcılık’ böyle bir şeydir. Eskisinin çağa
uyamadığı için tarih sahnesinden çekildiğini kabul etmek zor gelir. Onun en
güçlü hali üzerinden yeniden kurulabileceği hayal edilir. Öyle ki, yeniden
kurulunca Osmanlı’nın eski halkları hemen onun bayrağı altında toplanacaklardır.
Bunun nasıl bir (kendini) aldatma olduğu günümüz Ortadoğu’suna bakınca
anlaşılır. Ama hayal bu! Sınırı yok.
Ermeni sorunu
24 Nisan yaklaşıyor. O gün, 100 yıl önce Ermeniler’in
‘soykırım’, bizim ‘tehcir ve mukatele’ (sürgün ve karşılıklı kıyım) olarak nitelediğimiz
olayların simgesel başlangıcı.
Onlar bastıracak biz kendimizi savunacağız. Ama hangi
tarih üzerinden? Bizim yazdığımız mı, onların ki mi? Yoksa daha nesnel
(gerçekten olanlar) üzerinden bir tarih anlatısı üretilebilecek mi?
Üçüncü şıkkın gerçekleşmesi hayli zor çünkü konu bilerek
toplum hafızasından silinmiş. Sadece korunma içgüdülerini uyaracak bir tehdit
olarak sunulmuş. O nedenle de 1. Dünya Savaşı’nı bir türlü aklımızda ve
ruhumuzda bitiremiyoruz.
Dünyada birçok ülke Ermeni anlatısına inanmış bulunuyor.
Bu konuda sıkıştırılacağımızı anlayan hükümetimiz, eski “Biz değil onlar bizi
kesti” tezini terk edip, “adil hafıza” tanımı altında her iki tarafın da acılar
çektiği ve kayıplar verdiği tezini işleyecek.
Senaryo şu: Ermeniler’in de yurttaşı olduğu Osmanlı,
emperyalist bir saldırıya uğramıştı. Çanakkale’de varlık-yokluk savaşı
verilirken doğuda Ermeniler, Ruslar’ın oyununa gelmişler ve isyan etmişlerdi.
Bir öz savunması refleksiyle ‘gereken yapıldı.’ Gelin çok kayıpla kazanılan
Çanakkale zaferini, zamandaş her iki olayda yaşanan ortak acıları birlikte
anmak ve unutmak için fırsat bilelim.
Ermeniler, bu tarihleri tutmayan manevrayı sadece uygun
değil ahlaki de bulmadıklarını ilan ettiler. Bir kere Çanakkale Boğazı’nı
zorlayan Müttefik donanması saldırıya Şubat 1915’te başladı ve 18 Mart 1915
günü büyük kayıplar vererek çekildi. Başlayan kara harekâtı ise şanlı Osmanlı
direnişi karşısında 9 Ocak 1916 sabahı sonlandırıldı. Bu tarihlerin hiçbirinin
24 Nisan’la ilgisi yok. Bu girişim, olayı saptırmak için amatörce bir
taktiktir!
Unutmanın veya bilgilenmemenin huzurlu konforunda gözardı
ettiğimiz iki konu daha var.
İlki Çanakkale savunmasında Alman donanımının
(silahlarının ve mühimmatın) ve askeri personelinin rolü. Diğeri de vatanlarını
savunan gayrimüslim vatandaşlar.
Almanlar
1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusunda çeşitli
cephelerde çoğu komuta kademesinde 35 bin Alman subay, astsubay ve er görev
yapıyor. Subaylar arasında Genelkurmay Başkanlığı, ordu komutanlığı yapan
mareşal, general, amiral olanlar var.
Çanakkale savunmasını 5. Ordu komutanı olarak General
Otto Liman von Sanders yönetmiştir. Saros Körfezi’ni 1. Ordu Komutanı General
Colmar von der Goltz komutasındaki kuvvetler korumuştur. Çanakkale ve İstanbul
boğazlarının savunmasından Amiral Guido von Usedom sorumludur. Çanakkale'de
Koramiral Johannes Merten, İstanbul Boğazı’nda ise Deniz Albay Kühlwetter görev
yapmıştır. Birçok birliğin ya kurmay heyeti başkanı ya da komutanı Alman’dır.
Gayrimüslim vatanseverler
Çanakkale Cephesi'nde, Müslüman askerler yanında
gayrimüslimler de (Ermeni, Rum, Yahudi, Süryani, Keldani) silahaltına
alınmıştır. Çanakkale Savaşları'nda hayatını kaybeden askerlerimizden 558'i,
imparatorluğun gayrimüslim unsurlarındandır.
Onlar Müslüman yurttaşlarıyla aynı siperlerde aynı kaderi
paylaşmıştır. Hatırlayalım ve saygı duyalım. Hepsinin ruhu şad olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.