Candan Badem / tarihci.candan@gmail.com
Türkiyeli sosyalistler olarak ilginç bir zamanda yaşıyoruz.
Liberaller ve cumhuriyet düşmanı gericilere karşı burjuva devriminin kısmi ve
göreli ilerici mirasını savunalım derken bazı sosyalistler ölçüyü kaçırıp
İttihatçılığın mirasını da bizim savunmamız gerektiğini düşünüyorlar. Bu
sosyalistler İttihatçılık ve Kemalizmin tutarlı bir çizgisinin olmadığını,
liberalizm, İslamcılık ve Türkçülük gibi burjuva ideolojisinin bileşenlerini
pragmatik ve eklektik bir şekilde kullandığını gözden kaçırıyorlar.
Emperyalizm
çağındaki burjuva demokratik devrimleri sosyalizm tehdidi karşısında hep
ikircikli olmuşlar ve çoğu zaman bir adım ileri iki adım geri atmışlardır.
Burjuva devrimcilerinin pragmatizmini ve eklektizmini kişisel yaşamlarında da
görürüz: “Hürriyet kahramanı” Binbaşı Enver Bey daha sonra saraya damat
olabilmek için ter dökmüştür.
Türkiye'de liberaller kendilerini İttihatçı karşıtı ve
İttihatçılığın dışında göstermeye çalışsalar da liberalizm İttihatçılığa
içkindir. Tabii her konuda olduğu gibi burada da tutarlı bir biçimde değil,
eklektik ve pragmatik bir biçimde. Türkiye'de iktisadi liberalizmin kurucu
teorisyeni diyebileceğimiz şahıs İttihatçıların meşhur maliye bakanı Mehmed
Cavid Bey'den başkası değildir. Cavid Bey 1909'da Maliye Bakanı'dır ve iktisadi
liberalizmi çok net bir biçimde savunmaktaydı. Cavid Bey “usul-i himaye”ye karşı
“serbesti-i ticaret” öneriyordu. Ona göre uluslararası işbölümünde Osmanlı
ülkesinin payına tarım sektörü düşüyordu. Onun için Osmanlı sanayi ülkesi olmak
için zorlama tedbirlere başvurmamalı, tarım ürünlerinde uzmanlaşmaya
yönelmeliydi. Cavid Bey Mebusan Meclisi'nde “sanayi taraftarı değilim” diyordu.
Sanayi zamanla “kendi kendine” doğacaktı. İç pazarı korumaya yönelik gümrük
vergileri ve başka tedbirler sadece içeride bazı grupları güçlendirecek,
tüketiciye ise yüksek fiyatlar olarak yansıyacaktı. Cavid Bey hızını alamayıp
“usul-i himaye amelenin en büyük düşmanıdır” dahi diyordu.
İttihatçı liberal Cavid Bey'e karşı ılımlı bir devletçiliği
(“mutedil bir himaye usulünü”) savunan şahıs İstanbul mebusu Kirkor Zohrab
Efendi oldu. Zohrab Efendi'ye göre ABD bile 1866'dan beri himayeci bir dış
ticaret politikası izliyordu. İsviçre ve Almanya da öyleydi. Yabancı rekabete
karşı güçsüz olan Osmanlı üreticisini korumak gerekliydi. Uzun süredir izlenen
serbest dış ticaret politikası sonucunda İstanbul'da ticaretin % 60'ı
ecnebilerin eline geçmişti. “Avrupa hükümetlerinin düsturu göz diktikleri
ülkeleri iktisaden işgal eylemektir” diyordu Zohrab Efendi. Artık savaşla fetih
dönemi son bulmuş yerini iktisadi savaş almıştı. Yabancılara karşı gerekli
önlemler alınmazsa Osmanlı toprakları işgal edilmiş sayılırdı. Yabancı
sermayeye duyulan ihtiyaç mutlak teslimiyete dönüşmemeliydi. (Bu konuda daha
fazla bilgi için bkz. Korkut Boratav, Türkiye Ekonomisi ve Zafer Toprak,
Türkiye'de Milli İktisat).
1914'te Enver ve Talat Almanya'nın yanında savaşa katılmaya
karar verince Cavid Bey nazırlıktan istifa etti ancak perde arkasında hala sözü
geçiyordu. İtithatçıların mali ve iktisadi politikalarında hala o etkiliydi.
Savaş yıllarında uygulanan milli iktisat ve yerli, milli, Müslüman burjuva
sınıfı yaratma politikalarına karşı çıktığına dair bir belgeye rastlanmıyor.
Aynı Cavid Bey 1917 yılı bütçe konuşmasında şöyle diyordu: “Biz
millliyetperveriz. İstemeyiz ki memleketimizde yapılacak bütün teşebbüsler
ecnebiler tarafından yapılsın ve misafir olalım. Hayır!...”
İşte bu liberal-milliyetçi Cavid Bey'in 1915'teki Ermeni
tehciri ve soykırımına da karşı olduğu, en azından karışmadığı söyleniyor. Peki
aktif olarak tehcire karşı bir şey yapmış mı? Hayır, sadece seyretmiş. Kirkor
Zohrab Efendi'ye gelince, mebus olmasına karşın 21 Mayıs 1915'te Talat'ın
emriyle o da tutuklanır ve sözde Diyarbekir mahkemesinde yargılanmak üzere
trenle Halep'e gönderilir. Oradan Urfa'ya gönderilir. Nihayet jandarma
refakatinde bir tutuklu olmasına karşın Temmuz 1915'te Urfa'dan Diyarbekir'e
giderken Urfa yakınlarında bir yerde çetelerce hunharca öldürülür. Liberal
tavır böyledir: soykırımcı katillerle aynı partide olur, ancak bazı pis işlere
doğrudan karışmaz! Bugünkü liberallerin tavrına ne kadar da benziyor. Bugün de
Türkiye'de sosyalistlere yönelik bir soykırım girişimi olsa liberaller sadece
seyredecektir. 1965'te Endonezya'da dinci Müslümanların 600 bin kadar komünist
parti üyesi veya sempatizanını katlettiğini unutmayalım.
Cavid Bey'in 1926 İzmir Suikastı davasında idam edilmiş
olması onunla Kemalistler arasında çok ciddi bir ideolojik ayrım olmasından
dolayı değildir, kişisel sebepleri vardır. Kemalistler de işine gelince
liberal, işine gelince (kısa bir süre için) devletçi iktisadi politikalar
uygulamışlardır. Korkut Boratav hocamıza göre Türkiye'de gerçek anlamda
devletçilik 1932-34 arası sadece iki yıl uygulanmıştır. Biz sosyalistler
gericiliğe karşı Kemalizmin görece ileri yanlarını ve cumhuriyetin
kazanımlarını savunuruz, ancak Kemalist değiliz. Çünkü biz başka alem isteriz!
candanbadem@yandex.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.