Ceren Sözeri / cerensozeri@gmail.com
Bu hafta sonu Kamp Armen’e ya da bilinen adıyla Tuzla
Ermeni Yetimhanesi’ne son ziyaret gerçekleştirildi. Kampta büyüyenler burada
son kez bir araya geldiler. Rivayet o ki çok yakın zamanda bu yemyeşil cennet
bahçe yeni villalar yapılmak üzere yok edilecek. Bilinen adı yetimhane çünkü
Anadolu’dan getirilen ve Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi’nin alt katına
yerleştirilen çocuklar için yapılmış. Kendileri ‘çocuk evi’ demeyi tercih
ediyor. 1962 yılında Tuzla’daki bu araziyi satın alıp kilise adına tescil
ettirmişler. Gedikpaşa’da kalan çocuklar Tuzlalı Hasan Kalfa’nın önderliğinde
sırtlarında çimento taşıyarak, fidanlar dikerek bu kampı elleriyle inşa
etmişler. "Gayrimüslim vakıfların mülk edinemeyeceği" gerekçesiyle
1979'da Vakıflar Genel Müdürlüğü Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı'nın
elindeki tapunun iptal edilmesini ve eski sahibine geri verilmesini istemiş.
Parası ödenen, bin bir emekle yapılan kamp hiçbir bedel ödenmeden ellerinden
alınmış.
Kamptan 1500 çocuk yetişmiş. Bilinenin aksine yalnızca
Ermeni çocuklar yetiştirmemiş. Örneğin Süryani olan HDP Mardin Milletvekili
Erol Dora da bu kampta büyümüş, ancak kardeşleri yetimhanenin iadesi konusunu
Meclis'e taşımadığı için kendisine biraz sitem ediyorlar.
Hrant Dink 8 yaşında gelmiş Tuzla’ya, eşi Rakel Dink ile
burada tanışmış. Kampın müdürü Hrant Küçükgüzelyan’ın önce vurulup ardından
“Ermeni militan yetiştirme” gerekçesiyle tutuklanmasının ardından kampa Hrant
Dink ve Rakel Dink sahip çıkmış. Önce çocuklar gitmiş, arazi birkaç kez el
değiştirmiş, bina harabeye dönmüş. Arazi devletin elinde olmadığı için iade
talebi yapılamıyor, ama devlet de haksızca el konulan bu arazi için bir şey
yapmıyor. Kampta büyüyen Garabet Orunöz "Talebimiz hukuki değil vicdani"
diyor, “burada yetim hakkı yendi.”
Kampın ve o eski neşeli günlerin unutulmaması için
kardeşler yılın belli zamanları burada bir araya geliyor, yemekler yeniyor
şarkılar söyleniyor. Sonuncusu en hüzünlüsüydü. Bu 23 Nisan’da Ermeni çocuklara
hediye edilemez miydi kampımız, diye iç geçiriyorlar, “Olmuyorsa, yaşlanıyoruz
bari bırakın burası huzurevimiz olsun.”
Onlar için burası “Atlantis Uygarlığı”, Tuzla’da çok az
kişi yerini biliyor, çevresine yapılan villalar nedeniyle saklı bir cennet gibi
kalmış. En çok unutulmasından, bir gün gelip, “Zaten öyle bir yer hiç yoktu ki”
denmesinden korkuyorlar. Orunöz kampa veda ederken yaptığı konuşmada,
Türkiye’de Ermeni olmanın nasıl bir his olduğunu anlatmaya çalıştı. Kampın
hikâyesi gibi Türkiye’de Ermeni olmak bedelini ödeyip satın aldığın, üzerine
ellerinle inşa ettiğin bir yetimhaneye bir gün sadece Ermeni olduğun için el
konulmasıdır. Orunöz “İşine gelmiyorsa çek git kardeşim, diyenlere, burası
benim de ülkem diyebilmektir” diye bitirdi. Ermenilerin acısını paylaştığını
söyleyenler, gönül kapılarını açanlar bu sese kulak vermeli, 23 Nisan’la 24
Nisan’ı birleştirmeye bir yerden başlamalı.
____________________________________
* Başlıkta Hrant Dink’in 23,5 Nisan yazısından
esinlenilmiştir




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.