Kadri Gürsel / kgursel@milliyet.com.tr
Kötülükleri önlemenin yolu bütün kötülüklerin anası olan
1915’le gerçekten ve samimi biçimde yüzleşmekten geçer. Yüzleşmek dediğimiz de
Ermeni soykırımını kabul etmeye indirgenmemeli. Toplumsal vicdana kavuşmamız
için 1915’te yaşananlar tam bir özgürlük ortamında incelenmeli ve tartışılmalı.
Ermenistan’la ilişkiler ön koşulsuz normalleştirilmeli, üniversitelerde
kürsüler kurulmalı, konu ders kitaplarına girmeli ve bu toprakların kadim
Ermeni kültürü ihya edilmeli ki ortak geleceğimiz güvence altına alınsın. Vicdansız
hafıza adil olmaz. (İyi ki varsınız. HYETERT)
***
AKP Türkiye’sinin Ermeni meselesiyle temas konusunda eski
Türkiye’ye kıyasla daha ileride olduğunu kabul etmek hakkaniyet gereğidir. Bu
dokunma halini eskinin kaba inkarcılığıyla olabildiğince basit ve fakat
gerçekçi biçimde kıyaslamak gerekseydi şunları derdim:
Eski Türkiye’nin resmi ideologları “Biz Ermenileri kesmedik,
Ermeniler bizi kesti” demeye getirirlerdi...
AKP Türkiye’sinin ideologları ise “Ermenilerin kesildiğini
kabul ederiz, ama onlar da bizi kesti” diyorlar.
Ve bu, acıları birbiriyle kıyaslayarak sözde dengeleyen yeni
yaklaşımın adını da “adil hafıza” koymuşlar...
“Adil hafıza” mevzuunda Başbakan Ahmet Davutoğlu 22 Nisan’da
bir televizyon kanalında şunları söyledi:
“Tarih gri bir alandır. Bembeyaz bir alan değildir. Biz
Türkiye’de tarihimizle ciddi bir yüzleşme ve söylem değişikliğine gittik. Daha
rahat konuşur olduk. Adil hafıza gerekir. Tüm acıları paylaşmak üzerinden
birbirimizi anlamamız lazım.”
Davutoğlu’nun bu sözlerinin ruhunda bir alacakaranlık var.
Siyasi ve ideolojik kapasitesi ancak Ermeni tabusunu yıkmaya
yeten ama Ermeni meselesini çözmeye kifayet etmeyen bir iktidara, böylece içine
girdiği alacakaranlıkta tarihle yüzleşirmiş gibi yapmaktan başka bir çare
kalmıyor. Daha rahat konuşup söylem değişikliğine gitmeden de tarihle
yüzleşiyormuş gibi yapmak mümkün değil.
Aslında AKP iktidarının tarihle samimi biçimde yüzleştiği
falan yok.
Yeni resmi ideolojinin “adil hafıza” kavramı da bu bağlamda
samimiyetsizliği gizlemek için kullanılıyor.
Acı paylaşmanın ön koşulu olur mu hiç?
“Sizin acınızı paylaşmamız için sizin de bizim acımızı
paylaşmanız lazım”... Yukarıdaki alıntıdaki mesajın meali bu.
“Adil hafıza” kavramının arka planında, 1915’te Osmanlı
Ermenilerine karşı işlenen insanlık suçunu Birinci Dünya Savaşı’nın jeopolitik
ve rasyoneli içinde açıklayarak sıradanlaştırma çabası var.
Bu “adil hafıza” önermesine dair Ermenistan Ermenilerinin
görüşünü, Hrant Dink Vakfı’nın davetlisi olarak Türkiye’den bir grup
gazeteciyle birlikte geçen haftayı geçirdiğim Erivan’da öğrenme imkanını
buldum.
Türklerin çektiği acılarla ilgili düşüncesi, Soykırım Müzesi
Müdürü Hayk Demoyan ile görüşmemizde kendisine soruldu.
Demoyan’ın cevabı şu oldu: “Soykırımların akabinde
insanların intikam amacıyla öldürüldükleri olmuştur. Bütün masum kurbanlar
elbette hatırlanmalıdır ama hukuku değiştiremeyiz; öldürmeye bir hükümet karar
verdiğinde bu diğerleriyle kıyaslanamaz”.
Demoyan’ın acıları başka acılarla dengelemeyi reddeden
yaklaşımının dünyanın genel tutumundan farklı olmadığını tespit ederek, bu
“adil hafıza” adlı resmi tezin ancak Türkiye kamuoyunu oyalamaya yeteceğini
öngörebiliriz.
Diğer taraftan bizler, bu heterojen ülkedeki birbirinden
farklı inançlara, kültürlere ve etnik gruplara ait insanlar, Ermeni meselesiyle
dünya istiyor diye değil, bugünümüz ve varsa ortak geleceğimiz için gerçekten
yüzleşmeliyiz.
Türkiye 1915’te Ermenilere yapılan büyük kötülükle
yüzleşmediği ve ülkenin halkı bununla kendi toplumsal vicdanında hesaplaşmadığı
için bu felaketi başka kötülükler izleyebildi... Bu kötülüklerin kurbanları hep
ülkenin azınlıktaki gruplarıydı.
1934’teki Trakya pogromunda Yahudiler, 1938 Dersim’de
Aleviler, 1942’deki Varlık Vergisi’yle gayrimüslim azınlıklar, 1955’teki 6-7
Eylül olaylarında Rumlar başta olmak üzere yine gayrimüslim azınlıklar, 1978
Maraş katliamında Aleviler, 1993 Sivas katliamında yine Aleviler, 2012 Roboski
katliamında Kürtler...
Bu ülkede yerleştirilmeye çalışılan yeni siyasi kültür yeni
düşmanlıklardan besleniyor; kutuplaştırıyor, ötekileştiriyor... Halkın bir kesimi,
ötekini ülkenin milli kültürüne yabancı bir azınlık olarak görmeye
koşullandırılıyor. Bu gidiş gelecekte yapılabilecek yeni kötülüklerin
habercisidir.
Kötülükleri önlemenin yolu bütün kötülüklerin anası olan
1915’le gerçekten ve samimi biçimde yüzleşmekten geçer. Yüzleşmek dediğimiz de
Ermeni soykırımını kabul etmeye indirgenmemeli. Toplumsal vicdana kavuşmamız
için 1915’te yaşananlar tam bir özgürlük ortamında incelenmeli ve tartışılmalı.
Ermenistan’la ilişkiler ön koşulsuz normalleştirilmeli, üniversitelerde
kürsüler kurulmalı, konu ders kitaplarına girmeli ve bu toprakların kadim
Ermeni kültürü ihya edilmeli ki ortak geleceğimiz güvence altına alınsın.
Vicdansız hafıza adil olmaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.