Etyen Mahçupyan / etyen.mahcupyan@aksam.com.tr
Toplumsal alana baktığımızda ‘yeni Türkiye’nin üç önemli
ayağı var. Birincisi çoğulculuk… Türkiye toplumu son yirmi yıl içinde önce
cemaatlerin kendi içinde başlayan, sonra cemaat sınırlarının aşılmasıyla
melezleşmeye müsait ‘gri alanlar’ üreten bir çoğulcu açılım yaşıyor…‘Yeni
Türkiye’ herkesin kendi kimliğini istediği gibi oluşturabileceği bir
çoğulculuğu öngörüyor. Herkesin kendince bir ‘kişi’ olduğu, herhangi bir
kuşatıcı ve dar örgütlenmenin uzantısı olarak kişilik kazanmadığı bir toplum…‘Yeni
Türkiye’nin topluma ilişkin ikinci ayağı kültürel ve kimliksel özgürlük olacak.
Herkesin kendi kimliğinin ve kültürünün ima ettiği faaliyetleri özgürce
yapabildiği, bu yönde örgütlenmelere girebildiği ve taleplerini siyasi alana
taşıyabildiği bir ortama doğru gidiyoruz… Üçüncü ayak ise AKP’nin toplumsal
stratejisinin daha belirgin olduğu bir yeni niteliğe gönderme yapıyor. Eskinin
‘makbul ve edilgen’ vatandaşından, ‘hizmet bilinci ile kamusalı sahiplenen’
vatandaşa geçiş…
***
Önümüzdeki seçimlerin en gizemli sloganlarından biri olmaya
aday ‘yeni Türkiye’ ibaresi aslında tam tersi yönde somut bir hayal/hedef/vaat
birlikteliğinin taşıyıcısı olarak da kullanılabilir. Popülizan bir amaçla ele
alınırsa geçmişteki ‘yeni sol’ veya benzeri sloganların kaderine mahkûm olması
doğal. Ama ‘yeni Türkiye’nin bariz bir avantajı var: Toplumsal sahiplenmenin
ötesinde sosyolojik olarak zaten yaşanmakta olan bir dönüşüm dinamiğine
karşılık geliyor. Yani siz isteseniz de istemeseniz de, farkında olsanız da
olmasanız da zaten toplumsal zemin olarak bir ‘yeni Türkiye’ mevcut. Nitekim
AKP’nin ‘yeni Türkiye’ hayal ve hedefi, esasta söz konusu dönüşümü sahiplenme
ve iç dinamiğin önünü açma ile ilişkili. Konu toplum olduğunda AKP’nin ‘yeni
Türkiye’ ile öne sürdüğü vaatler zaten yaşanmakta olan açılımla bağlantılı.
Dolayısıyla denebilir ki, toplumsal ‘yeninin’ yaratılması açısından AKP esas
olarak bir ‘takipçi’ olacak. Türkiye’nin hangi yönde ve ne kadar ‘yeni’
olacağına bizzat toplumsal dinamizm karar verecek. Bu sürecin önceden tahmin
edilebilir yönleri olduğu gibi, tümüyle belirsizlikler taşıyan, kaotik bir
niteliği de olacaktır. Türkiye gibi hayat koşullarının hızla değiştiği, coğrafi
sınırların anlamının ortadan kalktığı, ideolojik ve kültürel savrulmaların
mümkün ve meşru hale geldiği bir ülkede, ‘yeninin’ ne olacağını söylemek bir
yana tahmin etmek bile kimsenin haddi değil.
Bu nedenle AKP’nin ‘yeni Türkiye’ sloganı, yaşanmakta olan
toplumsal değişimin sahiplenilmesini ifade ediyor. Ancak aynı anda da AKP’nin
yönetim stratejisinin ve toplumla kurduğu bağın niteliğini ortaya koyuyor.
Toplumsal alana baktığımızda ‘yeni Türkiye’nin üç önemli ayağı var. Birincisi
çoğulculuk… Türkiye toplumu son yirmi yıl içinde önce cemaatlerin kendi içinde
başlayan, sonra cemaat sınırlarının aşılmasıyla melezleşmeye müsait ‘gri
alanlar’ üreten bir çoğulcu açılım yaşıyor. Kimlikler arası çoğulculuğu
meşrulaştıran yaklaşımıyla AKP buna önemli destek vermiş oldu. Böylece
kimlikler ile hayat tarzlarını yapay bir biçimde birbirine bağlayan kategorik
bakış büyük ölçüde ortadan kalktı. İnsanların çoklu kimlikler içinde
‘yüzdükleri’ ve bunları kendi iradeleriyle sıraladıklarını kabul eden bir
anlayış doğdu. ‘Yeni Türkiye’ herkesin kendi kimliğini istediği gibi
oluşturabileceği bir çoğulculuğu öngörüyor. Herkesin kendince bir ‘kişi’
olduğu, herhangi bir kuşatıcı ve dar örgütlenmenin uzantısı olarak kişilik
kazanmadığı bir toplum… Osmanlı’daki her kimliğin ayrı ayrı değerli ve anlamlı
olduğu toplumsal yapı son dönemlerde yozlaşmış, Cumhuriyet ise bu modelden
uzaklaşmayıp üzerine laik cemaati oturtmuştu. Şimdi söz konusu cemaatçi
ayrışmanın sosyal alanda hükmü kalmıyor… Cemaatler yakınlaşıyor, somut kişiler ve
aileler üzerinden üst üste örtüşme imkânı ortaya çıkıyor. Bunun anlamı, AKP’nin
‘yeni Türkiye’sinde çoğulculuğun her ‘kişi’ için geçerli olacak bir özgürlük
alanını ifade edeceğidir. Bu tercihin siyasi basiretini vurgulamak üzere, söz
konusu çoğulculuğun orta sınıflaşma ile birlikte AKP potansiyel tabanını da
yüzde ellilerin epeyce üzerine taşıyabileceğinin altını çizelim.
‘Yeni Türkiye’nin topluma ilişkin ikinci ayağı kültürel ve
kimliksel özgürlük olacak. Herkesin kendi kimliğinin ve kültürünün ima ettiği
faaliyetleri özgürce yapabildiği, bu yönde örgütlenmelere girebildiği ve
taleplerini siyasi alana taşıyabildiği bir ortama doğru gidiyoruz. Bu hem
toplumsal değişimin kendi ivmesiyle, hem post modern dönemin öncelikleriyle,
hem de doğrudan AKP’nin siyasi ve ideolojik tercihleriyle bağlantılı. Bu açıdan
ele alındığında Kürt meselesi sadece bir siyasi mesele olmayıp, toplumun
kendisini yeniden inşa etmesinin de önündeki engellerden biri. Aynı şekilde
Aleviler ve gayrimüslimlere ilişkin de eski sistemden yansıyan ayak bağlarının
tümüyle ortadan kalktığı bir Türkiye’ye doğru ilerlenmek isteniyor.
Üçüncü ayak ise AKP’nin toplumsal stratejisinin daha
belirgin olduğu bir yeni niteliğe gönderme yapıyor. Eskinin ‘makbul ve edilgen’
vatandaşından, ‘hizmet bilinci ile kamusalı sahiplenen’ vatandaşa geçiş…
‘Hizmet bilinci’ nitelemesi AKP’nin kendi tabanındaki genişlemenin bizzat parti
açısından rasyonelini sunuyor. Yeni vatandaş, iktidarın yaptığı hizmeti bilen,
destekleyen ve sahiplenen biri olarak tasavvur ediliyor. Bu sahiplenme siyasi
açıdan bir kamusal duruşla bütünleşiyor. Karşımızda belki radikal demokrasinin
‘katılımcı’ vatandaşı yok ama kendisini temsil eden parti ile bağ kurarak
doğrudan kendisini çevreleyen kamusala müdahil bir ‘yeni’ vatandaş tipolojisi var...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.