Acının, eziyetin, talanın, ölümün, katliamın olduğu yerde
suç ve suçlular vardır. Suçlu bulunmadıkça, suç saklandıkça, suçlu ve mağdur
ayırt edilmedikçe, trajedi ağırlaşır, tedavi edilmez hala gelir. Sadece mağdur
acılarından değil, suçlu da gizlenmekten hastalanır. 1915 yılında yaşananlar
bir soykırımdı. Türkiye’de seyrettiğimiz bu panik ortamı da işte bu
yüzden. Tarihi sorumluluğu “ortak acı”
yada “adil hafıza” yaklaşımları ile örtbas etmek vasat bir diplomatik
manevradan ötesine gidemiyor, tezi geliştirenler de bunun farkında.
Hafızasızlaştırılan bir toplumun olmayan hafızası adil olamayacağına göre,
suçlu ve mağdurunu hala birbini tanıdığı bu acının ortaklığından da söz etmek
mümkün değil. 1915’de kazananlar ve kaybedenler oldu. Ermeniler kaybetti.
Ermenisiz bir Türkiye yaratmak isteyenler kazandı. Bu iki tarafın hellaşmesi
için yapılabilecek çok şey var. Öncelikle samimi olmak gerekli, öncelikle utanmak…
***
'1915'in acıları Türkler Ermenilerinin elerinden tutup,
onlar ile ağlayana kadar, Ermeniler Türklerin gözünde o pişmalığı görene kadar
da taze kalacak'
1915 yılında bu topraklarda çok kötü şeyler yaşandı.
Tahmin ettiğinizden, bildiğinizden hatta sakladığınızdan ve inkar
ettiklerinizden daha kötü şeyler.
Son günlerde Türkiye hiç olmadığı kadar Ermeni Soykırımı
hakkında konuşuyor. Kimse farkında değil… Suçun yarattığı yük, herkesi
saçmalamak zorunda bırakıyor.
Tüm dünyadaki Ermeniler'in her sene 24 Nisan Anma
etkinliklerine bu sene Türkiye ve Azerbaycan'dan ‘Çanakkale misillemesi’ geldi.
Hepimiz mağduruz, siz öldünüz, ama biz de öldük, ya da daha şık ifadesi ile
“olaylar I.Dünya savaşı sırasında cereyan etti” anlamını taşıyor tüm bunlar.
ABD Başkanı Obama’nın ne diyeceği merakla beklendi. Papa Francesko’nun soykırım
demesinden sonra Obama da aynı şeyi söyleyecek mi? Sinirler gerildi. Nefesler
tutuldu. Washington’da ne gerekiyorsa
yapılmaya çalışıldı. Gizlenmeye çalışılsa da örtülemeyen bir korku sardı
ortalığı. Malum konu acı paylaşmak falan değil, soykırım dersek ne vereceğiz
pazarlığı. Bundandır tam o korku krizlerinde, birileri “Ermenilere verecek tek
karış toprağımız yoktur” dedi.
100 yıl önce yaşadığımız bu topraklarda, aslında ne
yapılsa, ne verilse telafi edilemeyecek, geri dönüşsüz, bağışlanması zor olan büyük bir suç işlendi. Öyle ki
Ermenilerin 100 sene sonra unutamadıkları acıları sizin sandığınız gibi
parayla, pulla hatta toprakla dindirilebilecek bir şey değil. Sizin hiçe
sayılan acılarınız, uluslararası oyun denilen travmalarınız, inkar edilen
haksızlıklar, ayrımcılıklar, nefret ile örülmüş bir hayatınız, gömemediğiniz
sevdikleriniz, mezarlarının yerini değil sadece bir kısmının adını bildiğiniz
kocaman bir aileniz oldu mu? Olsaydı, anlardınız…
Acının, eziyetin, talanın, ölümün, katliamın olduğu yerde
suç ve suçlular vardır. Suçlu bulunmadıkça, suç saklandıkça, suçlu ve mağdur
ayırt edilmedikçe, trajedi ağırlaşır, tedavi edilmez hala gelir. Sadece mağdur
acılarından değil, suçlu da gizlenmekten hastalanır.
1915 yılında yaşananlar bir soykırımdı. Türkiye’de
seyrettiğimiz bu panik ortamı da işte bu yüzden. Tarihi sorumluluğu “ortak acı” yada “adil
hafıza” yaklaşımları ile örtbas etmek vasat bir diplomatik manevradan ötesine
gidemiyor, tezi geliştirenler de bunun farkında. Hafızasızlaştırılan bir
toplumun olmayan hafızası adil olamayacağına göre, suçlu ve mağdurunu hala
birbini tanıdığı bu acının ortaklığından da söz etmek mümkün değil.
1915’de kazananlar ve kaybedenler oldu. Ermeniler
kaybetti. Ermenisiz bir Türkiye yaratmak isteyenler kazandı. Bu iki tarafın
hellaşmesi için yapılabilecek çok şey var. Öncelikle samimi olmak gerekli,
öncelikle utanmak… Samimi olmak, gerçekten üzülmek ve özür dilemek… Özür
dilemek, diliyormuş gibi yapmak, 24
Nisan’ı kotarmak, Obama’nın Soykırım demesini engellemek için değil, adalet
için, günahlardan arınmak, hafiflemek bu yükten kurtulmak, özgürleşmek için…
“Verecek tek karışık toprağımız yok” diyorsunuz ya, bizim
dedelerimiz, ninelerimiz çocukken tadıkları o toprakların meyvelerine, o
çeşmelerinin suyuna olan özlemleri ile öldüklerini bilmediğinizden…Gözleri
önünde katledilen ailelerinin kanı ile sulanan o toprakları hayata gözlerini
yumana kadar özledikleri ve özledikleri için kendilerini suçladıkları
hayatlarını bilmiyorsunuz ondan… Bir toprağı, bir halkı hem çok sevip hem
nefret etmenin ne demek olduğunu tahmin edemiyorsunuz ondan…
Türkiye hangi ülkenin, kimin soykırım diyeceği konusunda
çok rahatsız aslında. Ermenistan ile kapatılmış, açılması için bizzat Türkiye
tarafından önkoşullar öne sürülen sınırlar var. Teklifinizin “tarihinizi,
ailenizi, ölülerinizi unutun, inkar edin, biz de belki sınır açarız” manasına
geldiğini biliyorsunuz değil mi? 1990 yılların başında denenen, “ablukaya
alınıca, nefes alamaz, güçsüz kalır, boyun eğer
Ermenistan” siyaseti çalışmadı. Yapılan tek şey hala sonucu şimdiden
kararlaştırılmış bir Tarih Komisyonu kurulması önerisi, bu önerinin ardından
gelen cümle ise, “Biz Soykırımıcı değiliz”. Neyi konuşacak o zaman tarihçiler?
Siz önerinizin saçmalığının farkında mısınız?
Tüm bu yaşanlar karşısında vazgeçilemyen bir inkar var.
Akıl ve ahlak terkedilmiş durumda, Diaspora hala şeytanlaştırılıyor,
Ermenistan Diasporan’ın ipoteğinde
zannediliyor. Türkiye’deki Ermeniler ise Patrikane’den tutun da Ermeni
okulundaki sınıf öğrtemenine kadar baskı altında. 1915’de yaşananların, kökünü
kaybetmiş, toprağı ayakları alından çekilmiş bir hayata alışamamayı , adalet
için dil dökmeyi, siyaset sanıyor bazıları. Gerçekliğini kaybetmiş, duygusuz
siyasi çıkışların en keskin “Türkiye’ye bu bir soykırımdır dedirtemezsiniz”
oluyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Nisan'da yapılacak anma
törenleri için "Ermenistan’da bir araya gelecekler, kendileri çalıp
kendileri oynayacaklar” dedi. Doğru, toplanacak Ermeniler. Anacak, ağıt
yakacak, ağlayacak, 100 yıl sonra yine 1915’den kurtulabilen küçük çocukların
yani çoktan ölmüş atalarının anılarını hatırlayacaklar, hala o kadar taze ki…
Türkler Ermenilerinin elerinden tutup, onlar ile ağlayana kadar, Ermeniler Türklerin gözünde o pişmalığı
görene kadar da taze kalacak.
Küçümseme ile bahsedilen o anmalar, suçunun işlendiği bu
topraklarda da yapılıyor. Değişim devam ediyor. Ermenilerin acısına ağlayan,
adalet isteyen Türkiyeliler çoğalıyor. Günahlardan arınmak için dedelerinin
yaptıklarını itiraf etmek isteyen Kürtler artıyor. Ölüm döşeğinde ninesinin
Ermeni bir yetim gelin olduğun öğrenen, ailesinin acısına ağlamak isteyen Türkler
daha yüksek sesle konuşuyor.
24 Nisan’da Ermeniler yalnız kendileri “çalıp,
oynamıyorlar”. 24 Nisan’da anma törenlier sadece Ermenistan’da yapılmıyor.
Türkiye’nin farklı şehirlerinde , farklı meydanlarında adelet isteyenler yan
yana duruyor. Bu arayışta Türkler, Kürtler diğer Türkiyeliler Ermenileri yalnız
bırakmıyor. Türkiye’nin geçiştirdiğini için sevindiği her sene aslında bir
kayıp. Ermeniler 100 yıldır adalet istiyor ve bu konuda yalnız değiller,
Türkiye’de bile…
Alin Ozinyan
Ermenistanlı siyasi analist ve civilNet TV 'nin Türkiye
bölümü direktörü

1 yorum:
Cok Harika yazmissin. Soylemek isteyip de, soyleyemedigimiz bircok duygu ve dusunceyi, medeni cesaretin ile dile getirmissin. Gercekten Bravo.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.