Atilla Dirim
Bir vakitler TBMM I. Dönem Sinop mebusu Dr. Rıza Nur,
Topal Osman ile görüştüğü zaman, ona faaliyetlerinin nasıl gittiğini sormuştu. Topal
Osman, her şeyin yolunda gittiğinden, Pontos köylerini yakıp yıktığından söz
etmiş, sadece taş binalar ile kiliseleri ileride işe yarar diye sakladığını
anlatmıştı. Bunun üzerine Rıza Nur ona öyle yapmamasını, bunları da yıkması,
hatta taşlarını uzaklara göndermesi gerektiğini öğütlemiş, aksi takdirde
ileride birilerinin gelip bir zamanlar burada bir kilise vardı diyebileceğini
belirtmişti. Topal Osman da ona hak vermiş, bu kadarını düşünemediğini
söylemişti. Pontos soykırımının baş uygulayıcılarından Topal Osman işini iyi
yapmış, Karadeniz'de taş üzerinde taş bırakmamıştı gerçekten de… Istanoz da
Hıristiyanların yaşadığı diğer yerler gibi yok edildi. Taş üzerinde taş
bırakılmadı. Yaşları 20 ile 45 arasında değişen erkekler 1915'te askere alındı,
iki gün zarfında öldürüldü.
***
Bir vakitler TBMM I. Dönem Sinop mebusu Dr. Rıza Nur,
Topal Osman ile görüştüğü zaman, ona faaliyetlerinin nasıl gittiğini sormuştu.
Topal Osman, her şeyin yolunda gittiğinden, Pontos
köylerini yakıp yıktığından söz etmiş, sadece taş binalar ile kiliseleri
ileride işe yarar diye sakladığını anlatmıştı. Bunun üzerine Rıza Nur ona öyle
yapmamasını, bunları da yıkması, hatta taşlarını uzaklara göndermesi
gerektiğini öğütlemiş, aksi takdirde ileride birilerinin gelip bir zamanlar
burada bir kilise vardı diyebileceğini belirtmişti. Topal Osman da ona hak
vermiş, bu kadarını düşünemediğini söylemişti.
Pontos soykırımının baş uygulayıcılarından Topal Osman
işini iyi yapmış, Karadeniz'de taş üzerinde taş bırakmamıştı gerçekten de. Ama
yakıp yıkılan yerler sadece Pontos'la sınırlı değildi kuşkusuz. Falih Rıfkı
Atay'ın da belirttiği gibi ülkede Hıristiyanların yaşadığı, yaşamaya değer ne
kadar yerleşim varsa, bir daha geri gelmemecesine yok edilmişti. Bütün bunlar
olurken, buralarda yaşayan başta Ermeniler ve Rumlar olmak üzere Hıristiyan
halk da son ferdine kadar yok ediliyordu. Öyle ki, Müslüman köylerinden Kuvayı
Milliye birliklerine, en azından elinden iş gelen Hıristiyanların sağ
bırakılması, arabaları tamir edecek kimsenin kalmadığına dair dilekçeler
yağıyordu.
25 Nisan tarihinde Amerika ve Fransa'dan gelen bir grup
Ermeni dostumuzla birlikte ziyaret ettiğimiz Istanoz da, bu yaşananların
hatırasının canlı olarak hissedilebildiği bir yer. Ankara'ya sadece 30 km.
uzaklıkta, bir zamanlar 4.000 Ermeni'nin yaşadığı, canlı bir sosyal ve ekonomik
hayatın bulunduğu bir yerdi. Ankara keçisinin kıllarından elde edilen tiftikten
dokunan bir kumaş türü olan sof işçiliği gelişmişti, dünyanın uzak ülkelerine
bile ihraç ediliyordu ve Osmanlı'nın önemli ihraç kalemlerinden biriydi. Üç
okulu ve üç kilisesi vardı.
Peki sonra ne oldu? Istanoz da Hıristiyanların yaşadığı
diğer yerler gibi yok edildi. Taş üzerinde taş bırakılmadı. Yaşları 20 ile 45
arasında değişen erkekler 1915'te askere alındı, iki gün zarfında öldürüldü.
Kalanları tehcire ve ölüme gönderildi. Hasbelkader kurtulmayı başaran birkaç
aile Ankara'ya yerleşti. Bir vakitler Istanoz'un canlı bir hayatı olan bir
kasaba olduğuna dair tek iz, defineciler tarafından delik deşik edilmiş
mezarlarla dolu bir mezarlık kalıntısı, hepsi o kadar. Ve tek bir mezar taşının
üzerinde görülen bir haç ile Ermenice "1881'de ölen Hacı Taniel oğlu
Krikor" yazısı. Daha sonra doğan kimsenin mezar taşı yok, çünkü 1915'te
Zir Çayı onların kanlarıyla kıpkırmızı akıyordu.
İşin daha da kötü yanı, Istanoz diye bir yerin
varlığından konuya ilgi duyan bir avuç insandan başka kimse haberdar bile
değil. Zir Vadisi veya Istanoz, Ankara'da yaşayan milyonlarca insana hiçbir şey
ifade etmiyor. Topal Osmanlar ve Kemalist ismini alan İttihatçılar işlerini iyi
yapmışlar; Anadolu'nun binlerce yıllık halklarını köklerinden söktükleri gibi,
onların varlığını dahi unutturmuşlar. Kurtuluş dedikleri bir efsane üreterek,
insanları bir yalan dünyasının içinde rehin tutmuşlar. Bu yalan dünyasının
içinde ırkçılık ve milliyetçilik zincirleriyle kıskıvrak bağlı olan insanları,
ancak gerçekleri öğrenmek özgürleşebilir. Gerçekleri ne kadar fazla ortaya
koyabilirsek, insanların vicdanlarını bağlayan zincirler o denli çabuk
kırılacak, daha güzel ve özgür bir dünyanın kapıları aralanacaktır.
Atilla Dirim
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.