Haber: Serdar Korucu
Bugün farklı ülke sınırları içinde kalsa da 100 yıl önce
Akçakale ile Tel Abyad aynı yerleşim bölgesiydi. Ve bu bölge 1915'teki tehcir
hatlarından biriydi. Tıpkı Kobani gibi... Raymond Kevorkian’ın “Ermeni
Soykırımı” kitabında da yer alan tanıklığa göre, Alman mühendis M. Graif,
Halep’te öğretmenlik yapan Dr. Niepage’ye bölgeyi “Tel Abyad’a ve Resulayn’a
giden demiryolu hattının tamamı tecavüz edilmiş çıplak kadın cesetleriyle doluydu”
diye anlatıyordu.
***
Urfa'nın Akçakale ilçesinin tam karşısında bulunan Tel
Abyad'dan, IŞİD'in Kürt güçleri tarafından çıkartılması gözleri bir kez daha
bölgeye çevirdi. Bugün farklı ülke sınırları içinde kalsa da 100 yıl önce
Akçakale ile Tel Abyad aynı yerleşim bölgesiydi. Ve bu bölge 1915'teki tehcir
hatlarından biriydi. Tıpkı Kobani gibi...
Suriye’de Rakka vilayetine bağlı Tel Abyad’ın, Ankara
’nın gündemine gelişi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 Haziran’daki sözleriyle oldu.
Erdoğan, “Tel Abyad’da Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran Batı, onların
yerine terör örgütü PYD ve PKK ’yı yerleştiriyor. Buna biz nasıl olumlu
bakabiliriz?” diyerek Kürt güçleri YPG/YPJ’nin IŞİD’e karşı başlattıkları
operasyonu “Batı’nın planı” olarak gördüğünü ortaya koydu.
İki gün sonra Azerbaycan dönüşü yaptığı açıklamada da
Cumhurbaşkanı Erdoğan tepkisini “Bölgeden 15 bin Arap ve Türkmen Türkiye
tarafına geçti, boşalan yerlere PYD ve PKK yerleştiriliyor. Bu pek hayra alamet
değil” diyerek sürdürdü. Ankara tarafından “etnik temizlik” yapıldığı da öne
sürülürken Kürt güçler bu iddiayı reddetti. Tartışmalar devam ederken, 16 Haziran’da
IŞİD bölgeden çıkartıldı, sınırdaki bayrağı indirildi.
IŞİD ile Kürt güçleri arasındaki çatışma sürecinde
Türkiye’nin gündemine gelen Tel Abyad, 100 yıl önce Bağdat Demiryolları’nın
ikiye böldüğü yerleşim yerlerinden biriydi. Mürşitpınar / Kobani / Ayn El Arap,
Ceylanpınar / Serekaniye / Rasulayn ya da Nusaybin / Qamişlo gibi. Bu sınır
hattının bir başka özelliğiyse 100 yıl önce diğer demiryolu hattındaki tüm
bölgeler gibi soykırım merkezlerinden biri olması…
“TECAVÜZ EDİLMİŞ KADIN CESETLERİYLE DOLU”
Raymond Kevorkian’ın “Ermeni Soykırımı” kitabında da yer
alan tanıklığa göre, Alman mühendis M. Graif, Halep’te öğretmenlik yapan Dr.
Niepage’ye bölgeyi “Tel Abyad’a ve Resulayn’a giden demiryolu hattının tamamı
tecavüz edilmiş çıplak kadın cesetleriyle doluydu” diye anlatıyordu.
Ermeniler tehcir edilirken bu hat üzerinde doğan çocuklar
da vardı. Bazıları bölgedeki Müslüman aileler tarafından alınıyordu. Alman
İmparatorluğu’nun Halep Konsolosu Walter Rössler, 17 Temmuz 1915’te, Alman
İmparatorluğu Başbakanı Bethmann Hollweg’e yazdığı raporunda Tel Abyad’da da bu
sürecin yaşadığını belirtiyordu: “Çok sayıda kadın yolda doğurdu ve pek çoğu
onlara refakat etekte olan görevlilerin zalim davranışı altında acılar çekti.
Doğan çocuklarla birlikte diğer küçük çocuklar da her yerden gelen haberlere
göre yolda bırakıldılar. Tel Abyad’ın doğusundaki çölde seçkin bir Müslüman
terkedilmiş iki çocuğu yanına aldı ve onları kurtardı, bu yüzden başının büyük
bir derde girme olasılığına rağmen.”
YAŞAYABİLSİN DİYE YABANCILARA VERİLEN ERMENİ ÇOCUKLAR
Çocuklarının hayatta kalabilmesi için her yolu deneyen
aileler, bazen onları yabancılara vermek zorunda kalıyordu. Konsolos Rössler,
27 Temmuz 1915’te yazdığı raporunda bu durumu Tel Abyad’da oturan İsviçreli bir
çifte dayandırarak anlatıyordu: “Tel Abyad’da Ermeniler 8-12 yaş arasında olan
kız çocuklarını önce 2 Mecidiye, daha sonra bir Mecidiye ve hatta daha da az
bir paraya satıyorlarmış ya da para almadan veriyorlarmış. Anlaşılan onları
çölde bekleyen iklimden ve Bedevilere bağlı yazgılarından korumak istemişler.
Tel Abyad köyüne koşup gelen Türkler oradaki sürgün insanların çocukları için
sürekli pazarlık yapıyorlarmış. Güvenilir adamım bana alıcıların isimlerini
verdi”
Alman İmparatorluğu’nun İskenderun’daki konsolosluk
görevlisi W. Lechnig’in Halep’ten 20 Ekim 1915’te yazdığı, Tel Abyad’daki
gözlemlerini anlattığı rapor ise bölgedeki Ermenilerin neler yaşadığını ortaya
koyuyordu: “İnsanlar çıplak toprağın üzerinde yatmaktalar, üzerlerinde örtecek
bir şeyleri bulunmamakta. Yolda eşyaları ellerinden zorla alınmış. Birçoğu yarı
çıplak, giysilerini bir parça ekmek için satmışlar çünkü. Büyük bölümü sadece
paçavralarla sarılı ve yalınayak”
“SADECE YAŞLI KADINLAR VE ÇOCUKLAR VAR”
W. Lechnig kampın 5 bin kişiye kadar ulaşabildiğini söyledikten
sonra ziyareti sırasında bin kişinin bulunduğunu ifade ediyor ve ekliyordu:
“Sadece yaşlı kadınlar ve çocuklardan ibaretler. Edindiğim bilgilere göre,
erkekler ve 11 yaşından büyük erkek çocukları gruplardan ayrılmış ve başka bir
yere götürülmüş ama büyük bir ihtimalle öldürülmüşler, genç kadınlar ve 13-14
yaşından büyük kız çocuklar ya ırzlarına geçilmiş ve öldürülmüş ya da refakatçi
askerler ve Kürtler tarafından birilerine satılmış ya da hediye edilmiş”
“KAMPTA HER GÜN 25-30 KİŞİ ÖLÜYOR”
Alman konsolosluk görevlisi, bölgede salgın olmasa da
toplu ölümlerin yaşandığını belirtiyordu: “Mezarcının ifadesine göre,
halsizlik, açlık ve ishalden günde 25-30 kişi ölmekte, bu rakam bazen 40’a
çıkmakta. Ölüleri gömmek için, kampın merkezinden yaklaşık 100 metre uzağa
kazılmış toplu mezarlar kullanılıyor”
Resulayn ile Tel Abyad arasındaki demiryolu hattı
inşaatında haftalarca görev yapan ve Konsolos Rössler tarafından güvenilir
bulunan Mühendis Bastendorff’un 18 Aralık 1915’te kaleme aldığı dosyasındaysa
soykırım sürecinde tehcir edilen Ermeni kafilelerin sayısının arttığı
görülüyordu: “Eylül ayında Tel Abyad’a geldim. Bu şehirde demiryolunu korumakla
görevli askerler demiryolu çevresine yerleşmiş bütün Ermenileri katletmiş ve
soymuşlardı. Benim oraya ulaşmamdan kısa bir süre önce Amasya taraflarından
gelen yaklaşık 3000 kişilik kadın ve çocuklardan oluşan kafileyi Kaymakam
demiryolunun yakınlarındaki bir hana yerleştirmişti. 4-5 aydır yolda bulunan bu
insanlar, açlıktan, ishalden ve tifüsten perişan haldeydiler. Kaymakam bunlara
ne ekmek ne su verdi.”
Mühendis Bastendorff bölgede tifüs dalgasının başlamasına
da şahit oluyordu: “Beklenildiği gibi tifüs dalgası demiryolu çalışanlarına da
sıçradı ve Demiryolu Müdürlüğü’nün şikayeti üzerine bu han tahliye edildi”
Bastendorff’un Göçmenler Müdürü Şükrü Bey’e dayandırdığı
bir ifadeyse adeta yaşananın arkasındaki iradeyi yansıtıyordu: “Son çözüm
Ermeni ırkının ortadan kaldırılmasındadır. Ermenilerle Müslümanlar arasında
öteden beri var olan çatışmalar artık son aşamasına ulaşmıştır. Zayıf olan
ortadan yok olacaktır.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.