Prof.Dr.Mehmet Seyfettin Erol
AP raporu, Türkiye’nin hem dış politikasına hem de iç
işlerine müdahalesi boyutuyla en dikkat çekici olanı. Rapor, her ne kadar AB
Komisyonunu, üye ve üyelik sürecindeki ülkeleri bağlayıcı olmasa da, yol açtığı
ya da açabileceği siyasal etki boyutuyla göz önünde bulundurulması gereken bir
husus olarak ön plana çıkıyor. Özellikle
de Türkiye karşıtı ülkeler-yapılar itibarıyla ellerinde Türkiye’ye karşı
kullanabilecekleri önemli bir koz haline dönüşmesi itibarıyla... Nitekim, söz
konusu rapora bakıldığında, ABD, İsrail ve lobilerin (Ermeni, Rum, Yahudi)
Avrupa Parlamentosu üzerinden Türkiye’ye yönelik dayatmalarını çok rahat bir
şekilde göreceksinizdir. Rapor, amiyane tabirle “tüm kötülüklerin anası” olarak
Türkiye’ye işaret ediyor ve yargısız infazlarından birine doğru adeta tarihe
not düşülmeye çalışılıyor.
***
Dış politikamızın mevcut halini anlamak için çok ötelere
gitmeye gerek yok. İçerideki siyasi tablo ile sınır çizgilerimiz üzerinde
yaşanan gelişmelere bakmak fazlasıyla yeterli olacaktır. Baktığınızda,
karşınıza Cumhuriyet tarihinin en karanlık tablolarından birinin çıktığını
göreceksiniz.
Belirsizlik, tutarsızlık, kararsızlık, kafa karışıklığı,
hayalcilik, hayal kırıklıkları, boş vaatler, karşılığı olmayan tepkiler vb.
birçok hususun ağırlıklı olarak ön plana çıktığı bu tabloyu, bölgesel-küresel
ortamdaki gelişmeler, bunların Ankara üzerindeki yansımaları ve baskılarıyla
birlikte ele aldığınızda, Türkiye’nin aslında ne kadar ince bir çizgi üzerinde
olduğunu rahatlıkla göreceksiniz.
Türkiye’yi zoraki bir tercihe zorlayan bu süreçte
dost-düşman ayrımının da artık rahatlıkla yapılamadığı görülüyor. Düne kadar
dost görünen ülkeler, yapılar, hatta grup ve isimlerin bile Ankara’daki güç
zafiyetine bağlı olarak yeni pozisyon belirledikleri dikkatlerden kaçmıyor.
***
Avrupa Parlamentosu (AP)’nun 10 Haziran tarihli Türkiye
raporu, IŞİD-Yabancı Savaşçılar, Türkiye-Suriye sınırında inşa çalışması büyük
bir hızla devam eden “Suriye Kürdistanı” ve bu bağlamda “Irak Kürdistanı”nda
yaşanan gelişmeler ile Rusya ve ABD’nin çok da güven vermeyen çıkışları,
Türkiye açısından büyük bir kumpasın somut göstergeleri olarak kabul
edilebilir.
***
Bunlar içerisinde AP raporu, Türkiye’nin hem dış
politikasına hem de iç işlerine müdahalesi boyutuyla en dikkat çekici olanı.
Rapor, her ne kadar AB Komisyonunu, üye ve üyelik sürecindeki ülkeleri
bağlayıcı olmasa da, yol açtığı ya da açabileceği siyasal etki boyutuyla göz
önünde bulundurulması gereken bir husus olarak ön plana çıkıyor. Özellikle de Türkiye karşıtı ülkeler-yapılar
itibarıyla ellerinde Türkiye’ye karşı kullanabilecekleri önemli bir koz haline
dönüşmesi itibarıyla...
Nitekim, söz konusu rapora bakıldığında, ABD, İsrail ve
lobilerin (Ermeni, Rum, Yahudi) Avrupa Parlamentosu üzerinden Türkiye’ye
yönelik dayatmalarını çok rahat bir şekilde göreceksinizdir. Rapor, amiyane
tabirle “tüm kötülüklerin anası” olarak Türkiye’ye işaret ediyor ve yargısız
infazlarından birine doğru adeta tarihe not düşülmeye çalışılıyor.
Örneğin, Ege, Kıbrıs ve Ruhban okulu bağlamında
Yunanistan ve Rum kesiminin elini kuvvetlendiren söz konusu rapor, “casus
belli” noktasında ortaya koyduğu “üzüntü” ile de Türkiye’nin son
kırmızıçizgilerinden birini daha etkisizleştirmeye ve böylece Ege’nin tamamen
bir “Yunan Gölü” olmasına alt yapı oluşturmaya çalışıyor.
***
Rapor sadece Yunanistan ve Rum kesimi ile sınırlı değil.
Ermenistan boyutunda da Ankara’ya çağrıda bulunuyor ve iki ülke arasındaki
ilişkilerin geliştirilmesini hedefleyen protokolün önkoşulsuz olarak
onaylanması, sınırların açılması ve normalleşme sürecinin kaldığı yerden devam
etmesi çağrısında bulunuyor.
Bunun anlamı çok açık. Türkiye’ye Azerbaycan ile “papaz”,
Ermenistan ile “kanka” ol deniliyor.
Çarpıtılan bir diğer mevzu ise, bu raporla birlikte
Azerbaycan-Ermenistan arasındaki sorunun nedeninin adeta Türkiye olarak
gösterilmesi. Yunanistan-Rum ikilisi bağlamında göz ardı edilen hususlar,
burada bir kez de Rusya-Ermenistan ikilisi bağlamında ön plana çıkartılıyor.
Sınırlar konusunda başvuru adresinin Türkiye olmadığı açık. Bunu yine en iyi
kendileri biliyor.
***
Bir diğer önemli husus ise, Rusya üzerinden Türk dış
politikasının bağımsızlığının doğrudan doğruya hedef alınması. Türkiye ve Rusya
arasında enerji alanındaki yakın işbirliğini endişe sebebi olarak nitelendiren
AP, Türkiye’yi Rusya ile olan stratejik işbirliği noktasında fren yapmaya
çağırıyor.
Diğer taraftan aynı AP’nin Yunanistan ve Rum kesiminin
Rusya ile askeri üsler, enerji işbirliği ve hatta kara para noktasında üç
maymunları oynaması da dikkatlerden kaçmıyor. Bunun dışında, Türkiye-Rusya
arasındaki enerji işbirliğine endişe ile yaklaşan AP, her ne hikmetse
Rusya-Almanya arasındaki derin ilişkileri ve bunun enerji boyutunu da görmezden
geliyor.
***
“Türkiye, toprakları üzerinden IŞİD ve diğer radikal
terör gruplarına yabancı savaşçıların katılımını, para ve donanım
ulaştırılmasını engellemek için gerekli önlemleri almalıdır” maddesi ise, artık
sözün bittiği ve Batı yüzsüzlüğünün zirve yaptığı nokta.
Tüm bunlar karşısında bizim durumumuza ve tutumumuza
gelince... “Değerli yalnızlık”, “değerli tepkiler”den hareketle buna da
“değerli keşmekeşlik” denilirse hiç şaşırmayalım!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.