Adil Hafıza İnisiyatifi, 1915 Büyük Felaketi‘nin 100.
yılı yaşanırken İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ramazan Yıldırım
ile İslam'ın gayrimüslimlere bakışını ve Ermeni-Müslüman ilişkilerinin dününü,
bugününü ve geleceğini konuştu. İslam'ın gayrimüslimlere bakışını anlayabilmek için,
Müslümanların uygulamalarıyla, İslam'ın öğretilerini özdeşleştirmemek
gerektiğini vurgulayan Yıldırım, tarihsel süreç içerisinde Müslümanlarla
gayrimüslimler arasındaki ilişkinin siyasal birliktelik üzerinden
şekillendiğini ifade ediyor. Hiçbir kimliğin insan için bir imtiyaz sebebi veya
mağduriyet aracı olamayacağını söyleyen Yıldırım, tarihle yüzleşip
geçmişimizden düşmanlıklar üretmeyi hakkıyla unutarak ortak bir dil inşa
etmenin önemine vurgu yapıyor. İşte röportajdan bir bölüm…
EMPERYALİZM SÖMÜRMEK İSTERSE ÖNCE BİLİNCİNİ ALIR
Ali Şeriati’nin “Bilinç ve Eşekleştirme” diye bir kitabı
var. Eserinde «Emperyalizm bir yeri sömürmek istiyorsa önce bilincini alır ama
o bilincin alınması Emperyal sistemin elinde değil, benim elimde» der. Ancak
ben kendi bilincimi ona teslim edersem alabilir. Malik bin Nebi de aynı hususu
«sömürgeciliğe elverişlilik ortamı» kavramıyla analiz eder. İşte o
sömürgeciliğe elverişli ortamı hazırlayan biziz. Dolayısıyla 19. yüzyılda,
özellikle Birinci Dünya Savaşı bütün coğrafyamız için büyük bir felaket. Ama bu
felakete giden sebepleri önce kendimizde aramak lazım. Orada büyük felaket
diyebileceğimiz o tecrübe yaşandı. Sorunların çözümü için şiddete başvuruldu.
Yani bu aslında bu coğrafyanın geçmişinin inkârıdır. Çünkü 13-14 asır beraber
yaşamış, sanattan zanaata birçok alanda komşuluğun ötesinde bir ilişki kurmuş
halklar birbirine düşman kesiliyor. Bu, iki milletin ocaklarında pişirdikleri
ortak yemek kültürüne bile ihanettir. Böyle bir yapı içerisinde maalesef bu
acılar yaşanıyor. Bu acı dinî bir ayrılık üzerinden yaşanmadı. Çünkü
Ermenilerin Müslümanlarla olan tarihlerinin başlangıcında dini birliktelik
yoktur. Ortak bir dini kimlikleri de yoktur. O zaman bu ilişkileri zedeleyen
olaylar da dinsel değil, siyasîdir. Yani siyaset bu halkları bir araya getirmiş
ve aynı zamanda ayırmıştır. İyi kullanıldığı takdirde birleştirici olan bu
unsur, zamanla ayrıştıran bir unsura dönüşmüştür.
YENİDEN BU DOSTLUĞU İNŞA ETMEMİZ GEREKİYOR
Aslında mesaj bu, bunun anlatılması gerekiyor. Biz
diyoruz ki 1915 yılında büyük bir felaket yaşandı. Bununla maddi-manevi
yüzleşilmesi gerekiyor. Aynı zamanda Ermeniler ile Müslümanların ilişkilerine
bakarken tüm ilişkileri 1915 üzerinden okumayalım. 1915 öncesinde yüzlerce yıl
öncesine dayanan ortak bir beraberliğimiz var. Biz tüm ilişkilerimizi 1915’e
endekslersek o zaman hem Ermenilerin hem de diğer halkların tarihsel hafızasına
da bir şekilde set vurmuş oluruz. Bu bağlamda 1915 büyük felaketini ve
yaşanılan süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu süreci değerlendirirken iki şeyi birbirinden ayırt
etmek lazım. Batı’daki diasporanın kullanmış olduğu yani artık burasıyla bağını
koparmış, kültürel olarak da farklılaşmış ve bu coğrafyanın insanı olmaktan
bilinçli bir şekilde vazgeçmiş, ideolojik ve intikam almaya yönelik kurgulanmış
bir dilin sahibi olan Diaspora ile sorunun birinci derecedeki muhatabı olan bu
coğrafyadaki Ermeniler… Şimdi burada bir şeye karar vermemiz lazım; acaba biz
birbirimizi dövmek ve dışlamak için mi malzeme toplayacağız yoksa geçmişte
yaşadığımız acıyı ortaklaştırmak, tekrar o acıları yaşamamak ve o acılardan
doğan mağduriyetleri gidermek için geçmişimizle yüzleşerek mi malzeme
toplayacağız? Tarih böyle bir şey. Yani tarihin sepetinden size lazım olan her
türlü malzemeyi bulabilirsiniz. Yeter ki oraya giderken ne alacağınıza karar
verin. O açıdan yeni dili inşa ederken bu halkların bin yıllık
beraberliklerinin merkeze alınması lazım. Aynı sorun sadece Müslüman-Ermeni
ilişkilerinde değil sonuçları itibariyle daha küçük ölçekli de olsa Müslümanlar
içerisinde de yaşanıyor. Bugün Suriye’de 300-350 bin insan öldürülmüş. Öldüren
de öldürülen de aynı dine mensup. Irak’ta hakeza… Bu coğrafya böyle gerilimli
bir coğrafya. Dolayısıyla eğer meseleye çözüm için bakılacaksa yerel
dinamiklerle bakmak lazım. Mesela “Bu Ermeni olduğu için böyle yaptı, bu
Hıristiyan olduğu için böyle yaptı. Ben de Müslüman olduğum için böyle yaptım”
dili doğru ve adil bir dil değil. Tabi burada bizler siyasî irade ortaya
koyacak bir yetkiye sahip değiliz. Ama en azından siyasî irade sahipleri
üzerinde bir baskı kurup bu sorunun ortak bir acı olarak kabul edilmesini ve
adil bir çözüm bulunmasını sağlayacak siyasetçilere destek olabiliriz. Kültürel
zeminde ortak bir hafıza oluşturmamız ancak bu şekilde mümkün olabilir.
Hemşehrim Hrant Dink’in bize ait olan bu sorunun yine bize ait olan bir çözümü
için inşa etmeye çalıştığı bir dili vardı. Hrant, bu coğrafyanın insanıydı.
Hatta Hrant’ın akrabalarının üzüm bağlarıyla benim akrabalarımın üzüm bağları
aynı bölgedeydi. Yıllarca kapı komşusu olarak beraber yaşadılar. Malatya’da biz
bunu gördük. Komşuluğun ötesinde bir dostlukları vardı. Bu dostluğu yeniden
inşa etmemiz gerekiyor.
HİÇBİR KİMLİK İNSAN İÇİN BİR İMTİYAZ VEYA MAĞDURİYET
SEBEBİ DEĞİLDİR
Yüzyıllık tartışılan bir konu üzerinden ortak bir dil
geliştirmek önemli. Bu dilin inşasıyla ilgili son dönemde ortak acı, ortak
vatan, adil hafıza gündeme geliyor. Bu anlamda ortak dilin inşa edilmesi için
hangi adımların atılması gerekiyor? İkinci olarak son yüzyılda «Ermeni»
kelimesi bazen aşağılayıcı bir kavram olarak yerleştirildi zihinlere. Ve bunu
dindar toplum da kullandı. 1915 öncesi kadim akrabalık ilişkisi ve ortak vatan
anlayışından «düşman Ermeni» algısına nasıl gelindi? Bunu nasıl aşabiliriz?
Bu ortak dilin inşa edilmesinin birinci yolu, sorunun
adını koymak değil zihinlerimizi bu çizilmiş çerçevenin dışına çıkarmak ve
teorik bir çerçeve çizmektir. İkincisi ise yaşanmış acılara sürekli gönderme
yapmamak ve oradan kin üretmemektir. Bu coğrafyanın önemli bir özelliği var.
Acılarını kine, nefrete, düşmanlığa dönüştürme hali arızî bir durumdur. Doğal
olan o acıları unutmaktır. Bakın bir hatıra geleneğini buna örnek
gösterebiliriz. Mesela bizim coğrafyamızda acıların hatırası yazılmaz. En fazla
türküsü söylenir. Ağıtları vardır. O ağıtlar katil bile olsanız dinlediğinizde
sizi katil kimliğinizden utandırır ve uzaklaştırır. Bugün gerçekten sırf Ermeni
olmaktan veya sırf Kürt olmaktan veya sırf Rum olmaktan kaynaklanan problemler
nelerdir? Bunların tespit edilmesi lazım. Hiçbir kimlik bir insan için imtiyaz
ya da mağduriyet sebebi olamaz. Burada siyasî iradenin adım atması gerekiyor. O
kimlikten kaynaklanan mağduriyetlerin giderilmesi lazım. Ermenistan’la olan
ilişkilerin iyileşmesi için mesela sınırlar açılsın, mesela Amerika’daki green
kart benzeri bir vatandaşlık verilsin. Sadece Ermenilere değil, Gürcülere de;
Ortadoğu coğrafyasındaki Kürtlere de; Türkmenlere de verilsin. Burası bir ortak
iç kaledir. Sadece gayrimüslimler açısından düşünmeyelim bunu. Son yüzyıl
boyunca bu iç kalede yaşayanların kale dışında kalmış akrabaları, başı ağrıdığı
zaman soluğu burada almıştır.
Artık birtakım somut adımların atılması gerekiyor. Biz
kültürel olarak bunun alt zeminini hazırlayalım. Ama bizim de gücümüz bir yere
kadar. Entelektüellerin yapabilecekleri de bir yerde biter. O açıdan bu süreçte
top siyasetçilerdedir. Tabi siyasetçileri de yönlendiren, destekleyen bir sivil
destek gerekiyor. Onların yapmış oldukları iyi icraatları destekleyen, gerilime
yol açacak politikalarına karşı çıkan, açıkça eleştiren ve onlara alan açan bir
zeminin oluşturulması gerekiyor.
ORASI ÇOK MAYINLI BİR ALAN
Toplum olarak bunu aşmanın yolu bir algı değişimidir
öncelikle. Bu açıdan kimlikleri dışlamayan ve özgürlük alanı açan o öze tekrar
bakılması mı gerekiyor?
Sosyal kesimler açısından bir tanımlama yapacaksak ya da
bir okuma biçimi geliştireceksek, ben dindar kesimin bu sorunla daha rahat
yüzleşeceğini ve hatta yüzleşme emareleri gösterdiğini düşünüyorum. Bu sorunlar
dinden kaynaklanan sorunlar değildir çünkü. Bunun farkında olup o tarihsel
tecrübeyi de iyi kavrarsak çok rahat bir şekilde inisiyatif alabilir ve
sorunları çözmenin kapılarını aralayabiliriz. Bu konuda milliyetçi kesimin,
ulusalcı kesimin ya da diğer ideolojik kesimlerin bagajlarının dindar kesimden
daha dolu olduğunu düşünüyorum. Onlar da bugüne kadar kendi sorunları özelinde
siyasal bir dil oluşturdular. Farklı mağduriyetler yaşayan dindar kesimin,
kendi mağduriyetlerini gidermek için oluşturduğu siyasal dili diğer
mağduriyetleri de gidermek üzere genişletmesi gerekir. Ben dindarların buna
olumlu bir katkı yapabileceklerini düşünüyorum. Mesela Diyanet ya da dindar
çevrede etkili olan aktör ve kurumlar üzerinden gerek Diaspora ile gerekse
Ermenistan’da yaşayan Ermeniler ile bir köprü kurulabilir. Tabi şuna da dikkat
edilmesi gerekiyor. Orası çok mayınlı bir alandır. Yani masaya oturduğunuz
andaki duygular çok önemlidir. Allah korusun; eğer farklılıkları ön plana
çıkarmaya yönelik bir din dili inşa edilirse daha tehlikeli bir süreç
yaşanabilir. Ama farklılıkları tek tipleştirmeden, olduğu gibi kabul edip ortak
bir paydada bir araya gelinirse ilişkilerin düzelmesinde önemli adımlar
atılabilmesi mümkündür.
ORTAK BİR DİL İNŞAASI İÇİN OTURUP DÜŞÜNMEK GEREK
Bu kapsamda geçen yıl Erdoğan’ın verdiği bir taziye mesaj
vardı. Taziye mesajının dili acıları yarıştırmadan ortak acılar üzerinden
acıların paylaşılmasını içeriyordu ve bu alanda bir ilki de başlattı. Buna
benzer bir dil ve mesaj Türkiye’deki Diyanet ile Ermeni Katolikosu arasında
geliştirilebilir mi?
Olabilir, o konuda çok geç kalındığını düşünüyorum.
Prensip olarak ve teolojik açıdan baktığım zaman dinlerarası bir diyaloğun
olabileceğini düşünmüyorum. Bunun yerine farklı dinlere mensup dindarlar
arasında başlayacak olan bir diyaloğun daha sahici olduğuna inanıyorum.
Maalesef bu ülkede dinlerarası diyalog, çok çabuk ve ucuz tüketildi. Çünkü bu
konuşulduğu zaman milletin aklına Vatikan geldi, Batı Hıristiyanlığı geldi.
Yani yüzlerce yıldır kapı komşusu olan diğer dinlere mensup insanlarla bir
diyalog kuramadı. Onun için yapay kaldı ve kalıcı olmadı. Tabi bu dilin inşaa
edilmesi kolay değildir. Çünkü müslümanların da mezhep ayrılıkları, farklı
tarikatları ve cemaatleri var. Kendi aralarında ve kendilerini ilgilendiren
ortak meseleler konusunda bile doğru düzgün bir diyalog geliştiremiyorlar.
Şimdi bunu inşa edemeyen dindar kesim, başka bir dinin mensuplarıyla nasıl
ortak bir dil inşa edecek? Oturup bunu da düşünmek gerekiyor.
ORTAK GEÇMİŞTEN OLUMLU ÖRNEKLER ALINIP, YAYINLANABİLİR
Son olarak 2015 yılı, 1915 Büyük Felaketi‘nin 100. yılı.
Ermeniler dünyanın farklı bölgelerinde anma etkinlikleri organize ediyor. Bu
süreçte hem siyasilerin hem sivil toplumun bu meseleyle ilgili hangi adımları
atmasını bekliyorsunuz?
Güven tesisi sağlanması açısından özellikle halklar
üzerinde etkili olan STK’lar aracılığıyla her iki tarafı da kapsayabilecek
birtakım alan çalışmaları yapabilir. Ortak geçmişten olumlu örnekler alınarak
Ermenice ve Türkçe yayınlar yapılabilir. Diğer taraftan Diyanet’e de burada
önemli bir rol düşüyor. Her türlü siyasi mülahazanın üzerinde kalmak şartıyla
ülkelerin resmi dini kurumları ve temsilcileri arasında ortak bir zemin
arayışına gidilebilir, karşılıklı ziyaretler gerçekleştirilebilir ve dinlerin
aşkın, yüce değerlerinden hareketle sıcak mesajlar verilebilir. Semavî dinlerin
bu sıcak mesajları ve dindarlar arasındaki diyaloğu teşvik edici potansiyelleri
vardır ve bunun harekete geçirilmesi gerekmektedir. Çünkü Ermeniler ile
Müslümanlar arasındaki sorunların başat sebebi teolojik değildir, siyasidir.
Temel motivasyonu siyasî olan çatışmaların ve gerilimlerin sürdürülmesi için
teolojik farklılıklar istismar edilmiş ve karşılıklı olarak öldürücü bir silaha
dönüştürülmüştür. Herşeyden önce dinlere olan saygımız ve onların temel
mesajlarına olan hürmetimiz gereği dinleri veya mezhepleri bu siyasî çatışma ve
gerilimlerin kirinden arındırmamız gerekmektedir. Din arındırır, kirletmez. Onu
kirletenler ve arınma kaynağı olmaktan uzaklaştıranlar insanlardır.
Başlatılacak olan bu süreç bizleri barışa daha da
yakınlaştıracaktır diye düşünüyorum.
Sizlerin barış yolunda yaptığınız bu çalışmalar da çok
önemli. Halklar arasında barışa köprü olacak adımlar sizin gibi inisiyatifler
üzerinden daha şeffaf atılabilir. Kolaylıklar diliyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.