Ohannes Conkar
Osmanlı’da ilk ‘Sosyalizmi’ kimin getirmeğe ve
yerleştirmeye çalıştığı ilk defa Ermeniler sayesinde olduğunu biliyor
muydunuz? Ve bunu da kendi hayatlarını
feda ederek yapmaya çalışmışlardır. Bizler ilk defa sosyalizm fikrini Mustafa
Suphi ile başladığını bilirdik. Bizlere gerçeği gösteren ise, hem kitabı ile,
hemde yaptığı Paramaz konferansı sayesinde öğrendiğimiz Kadir AKIN’a teşekkür
borcumuz var. İdam sephasında ‘yaşasın sosyalizim’ sloganını atmışlar.
‘Siz sadece bizim vücudumuzu yok edebilirsiniz, fakat inandığımız fikirleri
asla’. ‘Yarın Ermenilik özgür ve sosyalist Ermenistan’ı selamlayacaktır.’ Paramaz ve 19 arkadaşı, Talat paşa’ya suikast yapmak iddiasıyla yargılanıp,
idam edildiler.
Beyazıt Meydanında. Kimlerdi bunlar, işte isimleri.
Bogos BOGHOSSIAN, Yervant TOPOUZUN, Mgerdiche YERETSIAN,
Hovhannes YEGHIAZARIAN, Smpad KELEJIAN, Karnig BOYAJIAN, Hagop BASMACIAN,
Yeremia MANANIAN, Kegham VANIGIAN, Apraham MOURADIAN, Madteos Sarkisyan,
(PARAMAZ), Aram ACHEKBASHIAN, Dr BENNE, Armenag HAMPARTSOUMIAN, Hrant YEGAVIAN,
Mourad ZAKARIAN, Karekin BOGHOSSIAN, Minas KESHISHIAN, Tovmas TOMVMASSIAN,
Rupen GARABEDIAN.
Sözü Kadir AKIN’a bırakıyorum :
’Bienvenu.Hoşgeldiniz. ‘Hoşbulduk’
Şimdi en fazla bana sorulan soru, sen bu Paramaz yani bu
meseleyle neden ilgilendin yani Paramaz’ın neden peşine düştün, izine düştün
sorusu, buna şöyle cevap vermeliyim bu bir tesadüf olmadı aslında çünkü Paramaz
ismini bilen başka insanlar da vardı. Bilinmez bir şey değildi yani. Tamamen
üstü örtülmüş bir konu değildi, yaygın olmadığı aşikar.
Bunun iki nedeni var. Soykırıma uğramış ve büyük acılar
çekmiş, ve Türkiye’de yaşayan Ermeni toplumu, bir de sosyalist olduğu için
Paramaz’ı anmak ya da hatırlamak, konusunda çekindik davranmış. Ama Türkiye
Sosyalist hareketi içerisinde ise en Enteryonalist
olmadığı için ve Kemalist idolojisinin etkisinde şoven bir anlayışa sahip
olduğu için, o bir Ermeni diye, onu görmezden gelmiş. Sosyal Demokratik geçmiş
anlamıyla kullanırsak Sosyalist olduğunu söyleyebiliriz. Ama bugün aktüel
Sosyalist Sosyal Demokrat pek Sosyalistlerin kullanmadığı bir kavram.
Ben Paramaz ismini yedi yıl önce ilk kez duydum, işçi
dünyası içinde bir Politik bir gazete çıkarıyorduk. Ve o zaman Sosyalist devir hakkında konuşmak ismini,
fikrini biz henüz kurmamıştık. 68 kuşağından bir arkadaşımız, eskiler
tanıyabilirler. Mayıs ayında Paramazla ilgili bir yazı kaleme aldı. O gazetede,
çok kısa bir yazıydı. Bir bilindik hikaye işte Beyazıt’ta Hınçak partisi
üyeleri ben diyeyim yirmi kişi, Talat paşa, İttihat Terakki önderlerine ve
Talat paşaya bir suikast hazırlığında iken yakalanmışlar, yargılama sonunda da
15 Haziranda idam edilmişler. Ve idam sephasında ‘yaşasın sosyalizim’ sloganını
atmışlar. Bizim vucudumuzu yok edebilirsiniz ama fikirlerimizi asla demişler.
Yarın özgür Ermenistan bu toprakların doğusunda yaşayacaktır demişler ve
gitmişler, ölmüşler yani. Bu çarpıcı bir durumdu benim için.
O zaman internette bir arama yaptığımda ve etrafıma
sorduğumda, bununla ilgili çıkmış bir makale, yazı, bilgi var mı diye
baktığımda bir tek insanın internete yüklediği bir bilgiden haberim oldu, o da
Sait Çetinoğlu’nun çok kısa aşağı yukarı bizim gazetede bastığımız, çünkü 15
Haziran sayısıydı. Bu haberin girdiği, işte bundan yedi yıl önce çıkan bir
yayından bahsediyorum. Sait Çetinoğlu’nun benzer bir haberi daha önce bir yıl
falan önce internete yüklediğini gördüm, başka hiç bir bilgi yok.
Şimdi tabi ki bu bana bu haberde çarpıcı gelen o dönem
arkadaşlarımızla açıkcası benim kadar etkilenmişlerdi. Bu yeni duyduğumuz
bilgiden. Yani Sosyalizim fikrini dar ağaçlarında, idam sephalarında biz 1972
yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın savunduğunu bilirdik.
Onlar bu şiaları miras bırakmışlardı idam sephasında. Ama o zaman kuşak
olarak baktığımızda, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya, ve Haki Karayel’ler benzer fikirleri, geriye
miras bırakarak gitmişlerdi ve onun öncesinde, bu topraklarda böyle bir tutum
içerisinde olanlardan hiçbir kimsenin haberi yoktu.
Yakın zamana kadar, ve bence hala ve Türkiye’deki
Sosyalist hareketin önemlice bir kesimi demin saydığım gerekçelerle, yani
kökünün İnternasyonalist olmaması
nedeniyle ve bir şovenizmin etkisinde oluyor olması nedeniyle Ermeni
mücadelesine bakışı onların milliyetçi oldukları ve bir ulusal kurtuluş savaşı
Mustafa Kemal önderliğinde sürdürülürken, onların vatan topraklarını ele
geçirmek için gelen emperyalistlerle işbirliği yaptığı üzerine bir fikri ve
algısı vardır.
Bu argüman hâlâ ‘Ermeni Soykırımının 100. Yılı’ nedeniyle
aktüel hale gelen bu konuyla ilgili Türkiyedeki tartışmalarda kullanılan bir
argüman olmaya devam etmektedir. Solun bir kısmı bu yalanı, bu gerçek olmayan
durumu devam ettirmektedirler.
Ve Sosyalist hareketinin kendimden biliyorum. Ermeni
meselesine ilişkin bilgisi çok kısadır. Kürt meselesinde ileri bir noktaya
gelmiş, daha Kürt özgürlük mücadelesinin tutumunu ve taleplerini anlayan sol
bile Ermeni meselesine bakışı ilkel bir milliyetçilik içerisinde. Ben Paramaz’ın diline düşürdüm. Hınçak Sosyal
Demokrat Partisi kuruluş süreci, savunduğu fikirler, Paramaz’ın 1897’de Van’da
yakalanıp mahkemede ki savunması, İttihat Terakkiyle kurduğu ilişkiler, Taşnaksutyunla
arasındaki ilişkiler. Daha sonra 1913 yılında Romanya Köstence kongre
kararları, 1909’da Meşrutiyetden sonra Osmanlı Hükümetine programını
tescilleyerek yasal bir parti olarak kurduğu ve kullandığı programda ki
ayrıntıların, ve daha birçok konuyu öğrendiğimde şuna karar verdim. Bu solun Türkiyede
Sosyalist hareketin bilmediği tamamen yabancısı olduğu bir konuda Sosyalist
hareketin kendi durumuyla yüzleşmesine vesile olabilirdi bu durum ve çalışmaya
başladım.
Çünkü kamuoyunu bilgilendiren, aydınlatan kanaat
önderleri, aydınlar, demokratlar, Sosyalistler, bu konuda bir zihin açıklığına
ulaşamazlarken sıradan vatandaşların yıllardır, kendilerine anlatılan yalanla
şekillenmiş zihinleriyle Ermeni meselesini kavrıyabilmeleri olanaklı değildir.
Türkiye’de problem Sosyalist harekette aydınlarda ve
demokratlarda ve Sosyalist tarihi anlatanlarda bunlar değişmeden toplumun,
halkın değişebilmesi olanaklı değildir. Bu yüzden bu çalışmayı önemsedim.
Kuşkusuz benim Sosyalizm anlayışımda sahip olduğum sosyalizim anlayışı böyle
bir çalışmayı başlayıp hızla bir sonuca ulaştırma konusunda da bana yardımcı
oldu.
Benim geldiğim gelenek çok eski tarihlerde yani 12 Eylül
1980 darbesi öncesinde Kürtlerin yaşadığı bölgeyi Kürdistan olarak tanımlıyor
ve orayı, Türkiyenin bir sömürgesi olarak görüyordu. Bu ezilen bir ulusu
anlamak bakımından ve Kürt sorununda o tarihlerde pek de bilinmedik bir analiz
ya da tanımdır. Dolayısıyla çok daha genç yaşlarımda direnç oluştu ve Kürt
meselesi konusunda bir zihin açıklığı olduğunu söyleyebilirim.
12 Eylül sonrası askeri diktatörlük döneminde Türkiyeden
birçok insan Avrupaya çıktı. Bir çok insanda Filistine, Filistin halk kurtuluş
cephesinin kamlarına gitti, benim o dönemde ki örgütümün de Filistin Kurtuluş
Örgütü sınırları içerisinde bir kampı vardı. ‘1982 yılından bahsediyorum.’
Bizim arkadaşlarımızın ‘naif hava hitmenin’ sınırları içerisinde kaldığı kampın
hemen yanında Asala’nın kampı vardı. (Marksist Filistinyen) Bizim kampda ki
arkadaşlarımız enteresan bir olaya tanık oldular o tarihlerde, çünkü Asala
içerisinde bir problem vardı. Agop Agopyan’la, Monte Melkonyan arasında ve o
kendi aralarında ki gerilim bizim kampa yansıdı ve bizim arkadaşlarımızla
aralarında neredeyse bir silahlı bir çatışma çıkacakken, Filistinlilerin
girmesiyle araya iş tatlıya bağlandı.
O tarihlerde bizim merkez komitesi üyemiz olan ve
Beyrut’ta kalan Mahir Sayın, bu problemin çözülebilmesi için Asalanın o dönem
ki önderlerinden Abu Sindi’yle bir dizi görüşme yaptı. Abu Sindi Monte
Melkonyandan başkası değildi. Ve o tarihte Beyrut’ta çok sık Ermeni meselesi
üzerine görüşmüşlerdi. Ve bu daha sonra ki yıllarda bize hep anlatıldı.
Monte Melkonyan’ın abisinin kaleme aldığı Amerika’da
basılmış bir kitap vardır. O kitabın bir sayfası bu kamptaki gerilimi anlatan
bir sayfadır, ama sayfanın numarasını şimdi bilmiyorum. (Kitabın ismini de
hatırlamıyorum ama şimdi, birazdan internetten bulurum.) ‘Bulabiliriz yani.’
Biz bir buçuk yıl önce, Türkiye’de benim de
kurucusu olduğum şu anda parti meclisi üyesi olarak görev yaptığım,
Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisinini, şöyle bir temelde kurduk. Geçmiş ve
yıkılan Sosyalizmin, aynen devam ettirilmesinin dün o Sosyalizmin başına
gelenin, gelecekde de bir benzerinin geleceğini düşündüğümüz için, Sosyalist
hareketin yeniden kurulması gerektiğini, yeniden bir kuruluş gerçekleşmesini
gerektiğini düşündük. Ve biz Marx, Lenin, Hengel, bir su kaynağının, bir
pınarın başlangıcı olarak aldık, ve daha sonra ki sürecin problemli gördük.
Yani biz, Paris ve 1917 Ekim devriminden sonra ki süreci,
problemli bir süreç olduğunu düşünüyoruz. Ve o tarihlerden sonra uygulanan
Sosyalizmin, yanlış bir Sosyalizim olduğunu ve temellerinden sarptığını
düşünüyoruz. Bunu şunun için anlattım. Çünkü Sosyalist hareketini yeniden
kurmak gerekirken onun tarihini de yeniden yazmak gerekiyor. İşte Paramaz burda
önemli. Çünkü kopan zincirin halkalarını birleştireceğiz. Çünkü biz biliriz ki
Türkiyeli Sosyalistler 1921’de Sovyet Rusya’da kuruluşu gerçekleştirilmiş,
Türkiye Komünizm Partisi, Batum’dan giriş yapmış fakat Ankara’ya
ulaşamadan Trabzon’da o dönemin milliyetçileri ve şovenleri tarafından
Karadeniz de katledilmişlerdir.
Şimdi bu çalışma sonrasında Türkiye’de bu kitap ilgi
gördü, epeyi bir gazetede sosyal medyada ve sınırlı kimi televizyonlarda aktüel
hale geldi ve daha da gelecek gibi görünüyor. Bunun böyle oluyor olmasında ki temel faktör
şu, şimdi Türkiye’deki Sosyalistler bilmedikleri hiç haberdar olmadıkları, bir
konuyla yüzleştiler, ve bu yüzleşme yi hazzetmeye çalışıyorlar. Ve bu çok
pozitif birşey.
Türkiye’de Ermeni Soykırımı, son 10-15 yılda çok değerli
çalışmalarla kamuoyuna anlatıldı. Bir çok araştırmacı yazar var. Ve bunların
söyledikleri de birşey var. O da Ermeni Soykırımı bir milyona yakın Ermeninin
katledilmesi, kök saldıkları topraklardan sökülüp atılmasının ötesinde
entelektüel ve kültürel mirasın da yok edilmesidir dediler. Bu doğruydu. Şimdi
bunun yanına yeni birşey ekliyoruz. Ermeni Soykırımı sadece entelektüel ve
kültürel mirasın, tiyatroda, resimde, sanatta, gastronomide, değişik kültürel
konularda ki birikimin yok edilmesinin ötesinde Sosyalist hareketinin tarihinin
kökü de zarar görmüştür. Tecrübesiz, deneysiz ve hafısasız bırakılmıştır.
Ermeni Soykırımı nedeniyle, genel olarak bir özür de
bulunmanın artık yetmeyeceğini düşünüyoruz. Türkiyede ki Sosyalistler Ermeni
Sosyalistlerden de özür dilemesinler.
Çünkü bu topraklarda 1890’lı yıllardan başlayarak kuşkusuz entelektüel
hayatın daha geliştiği İstanbul ve giderek Anadolu da Ermenilerin yaşadığı
topraklarda örgütlü olan, Sosyal Demokrat Hınçak Partisi ve kısmen Taşnaksutyun
bir Sosyalizim mücadelesi verdi. Ve sadece kimlik mücadelesiyle yetinmediler.
Sosyal ve kimi hak taleplerinde örgütlenme özgürlüğünde mücadele sürdürdüler.
Ve denilebilir ki Sasun’da, Zeytun’da, İstanbul’da Babi-Ali’ye verdikleri
dilekçede, Taşnaksutyunların Osmanlı Bankasında, bunlar bu toprakların ilk
gerillalarıydı.
1895’de Van’da gerçekleşen Ermeni katliamı sonrasında ki,
Van Ermeniler için benden daha iyi biliyorsunuz, çok kutsal sayılan bir merkez
ve bütün Ermeni Partileri orda örgütlü sadece Hınçaklar değil, Taşnaksutyunda
örgütlü, Gamgavalarlar da örgütlü. Ve hatta daha yerel örgütlere sahip.
1895 katliamından sonra, orada ki partilerin
örgütlüklerinin gördüğü zararı telafi edebilmek için, örneğin Hınçaklar, içinde
Paramaz’ında olduğu bir fedai grubunu İran sınırından Van’a gönderiyorlar ve
bir takip sonucu yakalanıyor. Paramaz orda. Ve Paramaz ve arkadaşları Van’da
yargılanıyorlar. Paramaz’ın Van savunmasının (1897) yani bu kitabın hiç
olmazsa, Paramaz’ın Van savunmasını önemli ölçüde ben kitaba aldım. 117 yıl
önce Paramaz’ın Van Mahkemesinde yaptığı savunma bugün Türkiye’deki talepler
bakımından hâlâ güncel.
Paramaz’ın Van’daki yaptığı savunma daha yakın zamanlarda
Türkiye’de Siyasal bilinci koşullarında
bir çok Sosyalistin yaptığı savunmaya o kadar çok benziyor ki. O uzun
savunmayı yaparken Van’daki mahkeme heyeti savunmayı dinlemek istemiyor. İkide
bir mahkemeyi ya tatil etmek, ara verip gitmek istiyor fakat o tarihlerde ki,
kimi Ermeni davalarını konsolosluklarda
izliyor. Yani Rus, Alman, İngiliz konsolosluklarıda izliyor. Ve o mahkemenin
hemen herkes tarafından görülebilmesi ve öbürlerinin de bugüne taşınabilmesi
çok mühim tabi. Paramaz’ın Van mahkemesinde madde madde sıraladığı sadece etnik
taleplerin ötesinde vergilendirme konusunda, örgütlenme özgürlüğü konusunda din
ve vicdan hürriyeti özgürlüğü konusunda, can güvenliği konusunda ve gördükleri
zulüm konusunda madde madde anlattıkları dışında daha temel bir konu var.
Paramaz mahkemede şunu soruyor, biz milliyetçi değiliz, biz bu topraklarda, üstelik
siz bizden sonra geldiniz, bu topraklara, ve şimdi bize, hepimize Türk olmayı
dayıyorsunuz. Bizi bir Türklük potasının içine koymaya çalışıyorsunuz. Bunu
yapmayın. Biz bu topraklarda, Kürdü, Türkü, Çerkezi, Kıptisi, Arabi, birlikte
yaşayabiliriz. Biz buna açığız. Bir Anadolu Fedarasyonu öneriyor. Paramaz
Daha sonra ki yıllarda 1908 den Meşrutiyetin ilan
edilmesiyle birlikte, ve İttihat Terakkinin, bir Osmanlı Hükümeti olarak,
kendisini artık iktidar olarak ilan etmesinden sonra Hınçakların çok daha
temkinli olduğunu okuduklarımdan gördüm.
Ben, Sosyalist bir programa sahip oldukları için, hem
Hınçak hemde Taşnaksutyun partisinin Osmanlı daki örgütlenmesini inceledim.
İkisi de ikinci internasyolist üyesi partiler. Fakat Taşnaksutyunun programının
sosyalist olmasına rağmen, aktüel konularda gündelik politikalarda yer yer
milliyetçi tutumlar sergilediğini ve İttihat Terakkiyle geliştirdiği ilişkiler bakımından da zigzaklı
bir politik hattı olduğunu da gördüm. (1915’e kadar olandan söz ediyorum, sonrasından
değil.) Sonra başka problemler var. Taşnaklarla ilgili. Hınçakların bir
tutarlılığı benim gördüğüm şu, 1902 ve 1907 Paris Jeun Türk kongrelerine de
katılıyorlar. Ve 1908 Meşrutiyetin ilanından sonra Türkiye’ye gelip gelmek
konusunda da bir ikircilik yaşıyorlar. Çünkü İttihat Terakkiye hiç
güvenmiyorlar.
Taşnaksutyun daha yaygın ve İttihatle sağlam ilişkilere
sahip, ve bu tabi bazı imkanlar da sağlıyor, daha fazla milletvekili,
bürokraside daha fazla insan, devlette daha fazla memuriyet. Ve İttihat Terakki
bunu çok ustaca Ermenileri bölmek için de çok iyi kullanıyor. Çünkü
Taşnaksutyun üzerinden bütün Ermenilere hitap etmeyi tercih ediyor. Ve
Hınçaklarla da arasını tamamen bozuyor. 1909 yılında Hınçaklar Sosyal Demokrat
adını da aldıkları kongreyi İstanbul’da yapıyorlar. Ve bu kongrede yasal olarak
kendilerini kuruyorlar, fakat Sabah Gülyan ve Paramaz’ın bir itiraz kaydı var.
Bu İttihat Terakkiye güvenilmez. Konstrasyonu tamamen elden bırakmayalım. Fakat
bu konferansa tabiki Ermenilerin değişik, coğrafyalarda yaşayan delegeleri
geliyor. Romanyadan, Balkanlardan, Amerikadan, Avrupadan, Mısırdan, Suriyeden.
Fakat Osmanlı üyeleri hiç bir biçimde illegalite kalsın istemiyorlar. Tümüyle
yasallaşalım istiyorlar. Çünkü Hampartsum Boyacıyan, yani büyük Murat Osmanlı
Hınçak örgütlenmesinde çok sevilen bir insan. Çünkü kendisi Sasunlu ve
İstanbul’da tıp öğrenimi görmüş, İsviçre
Cenevreye gidip ihtisas yapmış, fakat 1890’lı yıllarda, 1895 yılında ki
Sasun ayaklanmasında ise orada mücadelenin önünde olan bir insan. Ve bu
kongrede çıkan gerilim belki partiyi bölebilecek o yüzden Sabah Gülyan ve
Paramaz peki diyorlar. Tamamen legal kuruyorlar yani. Legalleşiyorlar.
Tabi ben bu siyasal dönemi sadece Hınçaklar ve Taşnaklar
bakımından değil İttihat Terakki’nin gelişimi ve şekillenmesi 31 Mart gerici
ayaklanması, hareket ordusunun İstanbul’a gelişi ve Almanyayla ve Balkan savaşı
ile ilişkili olarak uzun uzadiye kitapta anlattım. Bunları tekrarlamayacağım.
Hızla 1913 geçiyorum çünkü Hınçakların yedinci kongresi Romanya Köstence de
Balkan savaşının tam ortasında toplanır. Ve bir parti içerisinde gerilim
vardır. Ama 1909’dan beri Sabah Gülyan ve Paramaz’ın İttihat Terakkiye
güvenilmemesi konusunda ki bütün söyledikleride gerçek olmuştur. Burada bir
parentez açmalıyım. Aslında Paramaz için partinin hem pratik hemde teorik
önderi diyemeyiz. Partinin daha çok aklı ve teorik önderi Sabah Gülyan’dır. Ve
İttihat Terakkiyle mesafeli durulması gerektiği fikirleri ona aittir. Ve bunu
da 1908 Meşrutiyetten çok daha önce bir kitap halinde yayınlamıştır. Paramaz
gözü karadır, atakdır ve Van savunmasıyla ve orada aldığı idam cezasıyla ama
Rus vatandaşı olduğu için Rusya’ya iade edilmiştir. Ve 1905’de Çar’ın
Ermenilere zulüm eden Kafkasya valisi prens Kolisi bir suikast sonucunda
öldürmüştür. Burada birşeye dikkat çekmek isterim. Prens Kolisi hemen suikaste
kurban gitmemiştir, çünkü o Ermeni okullarının kapatılması, Ermeni okullarının
sahip oldukları kendi binalarının devletleştirilmesi talebini hayata geçirmeye
çalışırken Paramaz öncülüğünde ki Hınçakla uzun bir dönem imza kampanyası,
propaganda, mitingler, yaparak bir kamuoyu oluşturmuşlar ve suikast ondan sonra
gerçekleşmiştir. O tabi o dönemin siyasal koşullarında suikast bir siyaset
aracı olarak çok sık kullanılan bir yöntem. Taşnaklar da Abdülhamit’e karşı
başarılı olamayan bir suikast girişiminde bulunuyorlar. Yada Osmanlı Bankası
baskını biliyorsunuz Ermenilerin taleplerini Avrupa kamuoyuna yada dünya
kamuoyuna duyurmak için, yapılmış bir yine bir baskın. Ama mesela Hınçakların
Babi-Ali baskını dedik, ben okuduğum ve gördüğüm kadarıyla İstanbul’da yoksul
Ermeniler arasında örgütlenmiş İstanbul’a para kazanmak için gelmiş Taşralı
Ermenilerin ve daha çok hizmet sektöründe çalışan Ermenilerin Hınçak partisi
örgütlemiş ve aynı zamanda grevlerle ve bir Mayıslarla da uğraşıyor. Ve dört
bin civarında İstanbul’un müslümanlardan sonra yada Osmanlıdan sonra feth
edilmesinden sonra gerçekleşen müslüman olmayan ilk gösteridir. Babi-Ali
gösterisi. Şimdi Abdülhamit döneminde de, İttihat Terakki döneminde de çok
benzeşiyorlar. Söyledikleri şu, ya bu Avrupa devletleri, işte büyük güçler diye
geçiyor. Rusya, Fransa, İngiltere, Almanya, Avusturya, İtalya. Osmanlı da
sınırları içinde yaşayan Ermenilerin hak taleplerini sürekli gündeme
getiriyorlar. Ve hem Abdülhamit’te, sonra giderek İttihat Terakki’de, aslında
Ermenilerin haklı taleplerini yerine getirmek yerine onları ortadan kaldırarak,
bu meseleden de kurtulmak gibi bir akıl gelişiyor.
1913 kongresine tekrar geri dönersek, sonunuda getirmek
istiyorum belki soru cevap kısmına da zaman kalsın. Romanya Köstence de
gerçekleşen bu kongrey illegal koşullarda gerçekleşmiş, ve delegasyon
bakımından da çok güçlü olmamıştır. Çünkü aynı zamanda da hâlâ legal olarak
kalmayı savunan parti içerisinde bir fikir vardır. Hampartsum Boyacıyan bu
fikrin dirijanıdır, örgütüdür. Ama parti artık önemli ölçüde bir Ermeni
katliamının kapıda olduğunu görmekte, dolayısıyla da hızla illegaliteye geçip
bir silahlı mücadele sürdürmek konusunda bu kongreden karar almak niyetindedir.
Ve kongre bu kararı çıkartır. Paramaz
kongreye katılamaz ama gıyabında merkez komite üyesi seçilir. Ve silahlı
mücadelenin örgütlenmesi konusunda merkez komiteden seçilen bir dört kişilik
koordinasyonun içinde de görev verilir kendisine. Bu 1913’de gerçeleşen kongre
sonrası ilk yapmak istedikleri şey İttihat Terakki önderlerine suikast
yapmaktır, bu konuşulmuştur gerçekten kongrede, bununla ilgilide 1914
Mayısında, Paramaz önce Mısır’a gider. Sabah Gülyan’la görüşür. Romanya
Köstence’ye tekrar gider. Paris’e gider ve Türkiye’ye Galatadan bir gemiyle bir
giriş yapar.
Fakat kongre kararları ve bir silahlı mücadelenin
başlatılmasına dair aldıkları bütün kararlar, Osmanlı emniyetinin elindedir
zaten. Çünkü Mısır delegesi Arşavir Sahakyan hem Almanların, hemde Osmanlı
emniyetinin sağlam elemanıdır. Daha doğrusu polistir. Kimi yerde Arthur Yalçan,
kimi yerde Cavit isimlerini kullanır. 1013 sonlarında İttihat Terakkinin satın
aldığı Tanin gazetesinde ise Mehmet Mithat ismiylede yazılar yazar. Ve yani
operasyon başlar 176 Hınçak üyesi, aslında yasal bir partidir. Henüz
kapatılmamıştır, operasyon başladığında, ama tam bir geçiş sürecidir, Balkan
savaşının bütün sonuçlarıyla birlikte Osmanlının üzerindedir. Hareket ordusu
komutanı olarak 31 Mart ayaklanmasını bastıran, Hüseyin Hilmi paşa Beyazıt’ta
suikaste uğramıştır. Ve İttihat Terakki suikast sonrasında bütün muhaliflerini
ortadan kaldırmaya başlamıştır ve artık Anadolu’nun bir Türk yurdu haline
getirilmesi, Hıristiyanlardan arındırılması projeside kapıda belirmeye başlamıştır.
Hınçakların parti programını askeri arşivlerden, yayınlanan askeri arşivlerden
buldum, Beyrut seyahatimde de doktor Yegatsian de zaten o arşiv belgeleri
vardır, ondan da bir teyit aldım. Hınçak Sosyal Demokrat Partisi nin programını
ben okuduğumda üstelik devlete verilmiş, yani sayı numarasıyla alınmış ve
kendisini yasal olarak kurup, Osmanlı meclisi mebusan seçimlerine katılmış bir
partiden söz ediyoruz. Ben şaşkınlık geçirdim, şundan, ben Hakların Demokratik
Partisi Kurucusuyum ve partiyi kurarken bir program komisyonu kurduk o
programın komisyonunda üyesiyim. Halkların Demokratik Partisini tanıdığınızı
zannediyorum. Seçimlere katılacağız şimdi. Nerede ise o programın aynısı, 100
yıl önce yazılmış zaten.
Yani o programın tamamını kitabın sonuna belgeler
bölümüne aldım. Tamam ikinci
Enternasyonal üyesi olduğunu biliyoruz. Hınçakların, Taşnakların da öyle
olduğunu biliyoruz. Fakat sadece Ermeniler örgütler falan diye bir ibare yok.
Osmanlı örgütleniyor. Hınçak Sosyal Demokrat Partisi. Ayrıca Paramaz’ın biraz
sonra değineceğim İstanbul savunmasında ben Sosyalizim fikrini Diyarbakırda
da, Kocaeli’nde de, gittiğim her yerde
Türkler, Kürtler, Çerkezler ve Lazlar arasında yaygın ifadesi var. 1914
Ağustosunun ortalarına doğru operasyon başlar. Bir kısım Hınçak üyeleri bir
takım rüşvetlerle salıverilir. Ama bu arada Romanya Köstence de yapılmış kongre
nedeniyle parti içerisinde ki zıtlıkta devam etmektedir. Yani Osmanlı,
Hınçakların bir kısmı, illegalite kararına ve silahlı mücadelenin kararına
itiraz etmektedirler. Bu mahkeme aşamasında bir gerilim oluşturmakta, ben
mahkeme tutanaklarını incelediğimde bunu gördüm, ama onu şöyle aşmaya
çalışmışlar. Romanya Köstence kararlarını yok sayıp yasal olarak kendisini
kurmuş ve Osmanlı da faaliyet sürdüren bir partinin üyeleri olarak hep birlikte
ifade vermeye çalışmışlar. Şimdi tabiki hızla geçiyorum çok ayrıntı var. Fakat
kitabı da size burdan anlatmak istemiyorum sonra alıp okumazsınız. Ama tabi
onun Ermenice, Fransızcaya, İngilizceyede çevrilmesi lazım, zannediyorum o tür
taleplerde var, o da olacak. Birşey daha söylemeliyim. Neden milliyetçi
değillerdi Hınçaklar, çok somut örneği vardır bunun, Paramaz ile birlikte idam
edilen Vanis? gençlik örgütü üyesi lideridir. Galp diye bir dergininde
editörüdür. Kıvılcımdır Türkçe adı, Kıvılcım olması çok normal çünkü Rusyada da
Zenin Isgayit çıkarıyordu, onun adı da Kıvılcımdı zaten. Aralarında bir polemik
olmuştur. Paramaz üstelik bunu da açıktan dergi sayfalarında yapmışlardır.
Polemik konusu şu, Paramaz diyor ki neden Türkle,
müslüman sosyalistlerle birlikte örgütlenmiyorsunuz yani onlarıda, onlarla
birlikte faaliyet yapalım. Zaten kimi grevlerde, direnişlerde, bir Mayıslarda,
az sayıda Türk ve müslüman solcusuda var. Ama az. Bunun üzerine Vanlis
Paramaz’a yanıt veriyor. Diyor ki denemezmiyiz denedik. Osmanlı Sosyalist
Fıkrası lideri Hüseyin Hilmi, iştirakçı Hilmi diye bilinir. İştirak diye bir
dergi çıkardığı için. Onunla biz temasa geçtik aslında, fakat o bir Marx’ın
yazısını okumuş geçenlerde çok etkilenmiş, çok değerli bulmuş Marx’ı. Ve bizden
Marx’ın adresini istedi, ona mektup yazmak için. Marx’ın öleli otuz yıl olduğunu bilmiyor.
Şimdi tabi yakalandıklarında bir idam cezası çıkacağı ve idam edilecekleri pek
beklenmiyor aslında, 1914 yılı itibariyle, Paramaz’ın bu konuda bir farklı bir
düşüncesi var. Ceza evindeki yakında tahliye oluruz, zaten bir kısmı rüşvetler
verildi bırakıldı, ortada somut bir girişim yok. Girişim gerçekleşmemiş, yani
teorik olarak Talat paşaya suikast yapalım diye konuşulmuş, bir oganizasyon var
kuşkusuz. Fakat o Paramaz tersini söylüyor. Ve özellikle de, Çanakkale
savaşının başlamasıyla birlikte, kendilerinin idam edileceğinin net bir biçimde
fark ediyor.
1914’de Ermeni refomlarının gerçekleştirilmesine ilişkin,
İttihat Terakkinin Avrupa Devletleriyle yaptığı bir antlaşma daha var. Ama bu
antlaşmanın, aslında hiç bir hakikat olmadığını herkes biliyor.
Çanakkale Savaşı, Türkiye’de kabul görmüş, ya da kimi
sosyalistlerin, Türkiye’deki
Sosyalistlerin kavradığı biçimde bir anti-emperyalizm savaş değildir.
Çünkü büyük bir Alman emparyalizminin Osmanlı üzerinde etkisi vardır. Daha çok
İngiliz himayesinde uzun yıllar durumu idare etmiş Osmanlı İmparatorluğu,
İngiliz himayesi yerine, Alman himayesini tercih etmeye başlamış, arada
geliştirdiği ilişkiler, Osmanlı Ordusunun reorganizasyonu ve silahlandırılması,
Bağdat demir yolu hattı, sanayinin Alman’yaya bağlanması gibi bir çok faktörle
bitlikte Alman imperyalizmin yanında saf tutmuştur.
Çanakkale savaşı iki imperyalizm kampın savaşıdır.
Sanayisi gelişmiş ve büyümüş Almanya’nın yeni sömürgelere ve yeni ham madde
kaynaklarına ihtiyacı vardır. Tekrar İngilterenin elindedir. Donanma
İngilterededir. Almanya kuzey denizinde kurduğu bir donanma ile birlikte artık
yeni sömürgeler ve yeni pazarlar almak istemektedir. Karşısına ise İngiltere
düşmektedir. Ve çatışma Çanakkale Savaşında budur. Osmanlı İmparatorluğu
İngiliz imperyalizmine karşı, Alman imperyalizminin yanında savaşmıştır. İki
imperyalizm güç savaşmıştır. Ulusal Kurtuluş savaşı falan değildir, bu büyük
bir yalandır.
Çanakkale savaşının başlama nedenide şudur. İki Alman
kravüzürü, İngilizler tarafından takip edilmektedir. Çanakkale Boğazından
içeriye girmiş, Marmaraya. Osmanlı bayrağını takmış, sonra da Osmanlı
Hükümetinin ve başbakanın haberi olmadan Karadenize çıkarak Rus limanlarını ve
o limanlarda bulunan Rus donanmasını bombalamış yüzlerce sivilin ve Rus askerin
ölümüne sebep olmuştur. Anti-İmperyalizim ulusal Kurtuluş savaşının başlangıcı
diye anlatılan Çanakkale savaşının komutanı Liman Von Saylıntır? Ve Alman
Generalidir. ‘Atatürk değil midir’ (Dinleyiciler arasından sorulmuştur. Aslında
Atatürk değil, Mustafa Kemal demesi gerekirdi.) O daha sonra, 19 tane cephe
komutanından bir taneside Mustafa Kemal’dir.
19 cephe komutanından bir tanesi. O tarihte Osmanlı ordusunun Kurmay
kadrosunun tamanı Almandır. Savaşın 1918’e kadar, yani mütarekeye kadar geçen
dönemi boyunca Osmanlı ordusunda ki Alman asker gücü 25.000 bine çıkmıştır.
25.000 bin Alman askeri, bunların büyük bir bölümü tabiki subay kadrosudur.
Tabi Çanakkale savaşı yaratacağı sonuçlar bakımından
İttihat Terakki kadroları için bir travmadır. Aslında İttihat Terakki kadroları
iki travma geçirmiştir. Birincisi Balkan savaşıdır. Çünkü Balkan savaşı,
Osmanlı Ordusu Rusyaya yenilebilir. İlgiltereye yenilebilir. Bunlar olmuşturda
zaten, ama onlar büyük devletlerdir. Ama daha düne kadar tebası olarak
gördüğün, sömürgesi olarak gördüğün, ve sömürgelerin içinde de gittikçe
hükümdarlık yaptığı Bulgarların, Edirne’yi alıp İstanbul’un en yakını olan Çatalca’ya
kadar gelmelerini, bir türlü hazmedememişlerdir. Ve büyük bir travma
geçirmişlerdir. İkinciside Çanakkale savaşıdır. Çünkü Çanakkale savaşının
kaybedilmesi, İstanbul’un düşmesi onlar için Anadolu’nun artık mutlaka
savunması gereken ve bu savunmayı yaparken de, Hıristiyanlardan tamamen
arındırarak bir ‘Türk Yurdu’ haline gelme fikrine artık yol vermişlerdir.
Aslında bu fikir 1911 İttihat Terakki’nin Selanik Kongresinde gündeme
alınmıştır. Ayrıntıya girmek istemiyorum, yani bir Alman etkisine özellikle de
İttihat Terakki’yi oluşturan subay
kadrosunun harp okulunun da çok etkinlendikleri Alman eğitimcisi subay Golf
paşanın fikirleri yıllarca onların zihinlerinde yer tutmuştur. Çünkü Golf paşa
onlara bu Kuzey Afrika’dan, Avrupa ve Balkanlardaki toprakları tutmak yerine,
tutamıyacaklarını, Anadolu’yu esasen savunmak gerektiğini ve burayı
Türkleştirmek gerektiğini ve bir kimlik edinmek gerektiğini aslında Türklerin
savaşkan ve asker millet olduğunu bu her Türk asker doğar lafını, çok sever
bizim ordu, dağa, taşa, kışlalara yazar. Aslında bu laf Golf paşanın lafıdır.
Çanakkale savaşı 1915’in hemen başlarında başlar, en
büyük saldırı ve en büyük çarpışmalar aslında Mart ayıdır, 18 Mart bir tarih,
bir simge olarak bilinir, siz bakmayın bu sene 24 Nisan’a onu kaydırıp,
Çanakkaleye, birde bunu ‘Ulusal Kurtuluş Savaşı’ diye lanse etmeye kalktılar.
Bu tabi Ermeni Soykırımının, 100. Yılı vesilesiyle Uluslararası baskılar önünde
bir barikat olarak tutabilmek için, bir algı operasyonuydu.
Paramaz’ların mahkemesi Mayıs’ın 10’nda başlıyor. Ve 17
Mayıs’ta sona eriyor. Pardon 27 Mayıs’ta sona eriyor. Daha doğrusu 27 Mayıs’ta
mahkeme kararını açıklıyor. O mahkeme savunmalarını da, ben kitapta yer verdim.
Mahkeme başkan yardımcısı Çerkez Hurşit’le Paramaz’ın polemikleri var.
Paramaz’ın gerçekten o mahkemede söyledikleri var, birde ben o mahkeme
tutanaklarını okurken, onuda Genel Kurmay Askeri arşivinden aldım. Bir kısmı
deforme edilmiş, ama yine de bir fikir vermesi bakımından yeterliydi. Aslında Paramaz’ın
tutumu şu, daha mahkemenin ilk başlarında ve sorguda diyor ki, ya sizin
derdiniz benle, buraya bir sürü insan getirmişsiniz, bırakın gitsin bunlar,
beni asacaksanız asın yani, bundan korkum yok ki diyor. 27 Mayıs’ta karar
açıklanır. 22 idam kararı vardır. İki kişiye gıyabında ceza verilir. Bir tanesi
Sabah Gülyan’dır. Osmanlı toprakların dışındadır. Mısır’dadır bu ara. Diğeri
ise Savarat Tat adıyla bilinen ve aslında silahlı mücadelenin koordinesini
üstlenen o dört kişiden birisidir. O bu operasyondan kurtulamaz. Ben kitaba yazmadım bununama,
Kafkasya’ya geçtiğini ve 1919 da tekrar, ya da 1918’de istanbul’a geri
geldiğini biliyorum. Niye geldiğini de biraz sonra anlatacağım. Onu da yazmadım
kitapta. Papaz Bogosyan idamlarının tanığıdır. 1921’de İstanbul’da hem
Kalustyan’ın tanıklığını anlatan, hem de 20 Ermeni devrimci ile ilgili
değerlendirmelerin olduğu bir basılmış kitap var. Onu ben bulmuştum. Ordan
çevirilerle o idam sürecine tanıklığını olduğu gibi kitaba aldım. O kitap şimdi
Haziran ayında Evrensel Yayınları tarafından basılıyormuş, bu da iyi bir şey.
Kitabın sonunda bir 50, 60 sayfa kadar ‘Soykırım’ada
değindim. Soykırımın nasıl başladığını, Teşkilatı Mahsusa’nın kurulmasını,
İstanbul’da 1918 den sonra ‘Ermeni Soykırımı’na, karışmış ve yargılanmaların
yapıldığı, ‘Divan-i Harbi Orfi’ mahkeme tutanaklarını, daha önce yayınlanmış
kitaplardan, en çarpıcı bölümlerini alarak Soykırım kısmına da değindim. Onu
size anlatmayacağım. Onu çok iyi biliyorsunuz zaten.
Sözlerimi bitirmeden önce, bir kaç noktaya değinip sözü
sonlandırmak istiyorum. Ben sözlerime başlarken, Paramaz ile birlikte, Osmanlı
da, ya da daha sonra Türkiye adını alan o coğrafyada kopan zincirin halkalarını
Paramaz vasıtasıyla şimdi birleştirebileceğimizi söylemiştim. Geçtiğimiz aylarda
Kobani de Miştanur tepesinde Paramaz ismini alan, Suphi Nejat Paramaz Kızılbaş
ismini alan, Suphi Nejat ‘Nayış’ çetelerine karşı savaşırken yaşamını yitirdi.
Bu Türkiye sosyalistleri içinde, önemli birşeydir. O İnternasyonalist görev
gerçekleştirdi. Kendisini de şahsen tanıyordum. Anısı önünde de saygıyla
eğiliyorum. Yüz yıl önce, Beyazıt Maydanında, ‘Yaşasın Sosyalizim’ diyen ve
internasyonalist Paramaz’la, şimdi Kobene de Kürtlerle kurduğu İnternasyonalist
ilişkide yaşamını yitiren, Nejat arasında ki o zinciri tamamladığımızda
‘Türkiye Sosyalist Hareketi’ de bir yükten, bir ayıptan kurtulacaktır.
Şimdi artık Türkiye’de sol ve sosyalist çevreler Paramaz
ismini biliyorlar. Paramaz kimdi, neydi, ne yapmıştı, ne savunmuştu, okuyanlar
onu benim kitabımdan da öğrenebilecekler. Bir karşılık yarattı. Çünkü ben bu
çalışmaya başladığımda, bir sinir ucuna dokunacağımı anlamıştım. Yani kimsenin
bilmediği, duymadığı, bir tarihle karşı karşıya kalmıştım. Nacizane bu tarihsel
sürece bir ışık tuttum. Bir kapı araladım. Şimdi o kapıyı hep birlikte sonuna
kadar açmak gerekiyor.
Vedat Türkali'yi aranızda kim bilir, kim tanır
bilmiyorum. Vedat Türkali 4-5 ay önce bir roman yayınladı. Kendisi 97 yaşında
ve Türkiye’nin yaşayan en yaşlı koministi. Ben bu belgelere ulaştığımda önce
ona gittim. Sevim Belli’ye, Mihri Belli abinin eşi. İkisi de habersizdi. Fakat
daha sonra ben, belgeleri Vedat abiye ulaştırdığımda, Hınçakların programını,
Paramaz’ın mahkeme savunmasını, idam sephasında ki geriye bıraktığı mirası.
Vedat Türkali en son romanında, ‘Ermeni Soykırımı’ ve Kürt sorununu birbirinin
içine geçiren bir roman yazdı ve adını, ‘Bitti, Bitti, Bitmedi’ koydu. Roman
elli bin bastı. O romanın sekiz sayfasında, Hınçak Sosyal Demokrat Partisinin
programı ve Paramaz’ın mahkeme süreci ve idam sephasında sözleri yer alıyor.
Benim çalışmam, ilk baskısı bitti, bugün yayıneviyle
konuştuğumda. İkinci baskısına başlamışlardı. Bu iyi birşey yani, insanların
ilgi göstermesi ve okuması. Çünkü ben şunu gördüm. Türkiye Sosyalistler çok
değer verdikleri bu mücadelede yaşamını yitirmış, bedel ödemiş insanlar vardır.
Ve en azından benim çalışmamı okuyunca aslında, Paramaz’ın, bir Deniz Gezmiş,
özellikle Deniz Gezmiş ama bir Mahir Çayan, bir İbrahim Kaypakkaya olduğunu
görecekler...
Soru ve cevaplara geçildi, sorular genellikle Türkiye’nin
bugününü, dününü ve yarınını sorgulayan sorulardı. Ve Osmanlı’dan bu yana gelen
sorunlarımızdı.
Ohannes Conkar




































Ermeni Devrimci, Paramaz - Kadir AKIN, Abdülhamid'den
İttihat Terakki'ye Ermeni Sosyalistleri ve Soykırım.
..............
Kapak Tasarımı : Şener Yıldırım
Kapak Resmi : Beyazıt Meydan'ında 20'lerin İdamı
Düzelti : Ümit Özger
Dipnot Yayınları
*
Resimler : Ohannes Conkar

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.