Sevda Aydın
Opera Sanatçısı ve Yazar Anais M. Martin son kitabında
çocukluğuna dönüyor. Anneannesinin gözündeki yaşların, anlattığı masallardaki
acıların izlerini sürüyor. Küçük bir çocukken bu ağlamaklı haline kimi zaman
kızdığını söyleyen yazar, “nereden bilebilirdim Anneannemin tesadüfen hayatta
kaldığını…” diyerek bu tesadüfün nasıl bir büyük felaket yaşadığının
hikayelerini anlatıyor. Anneannesi Arşaluys’un anlattıklarını idrak edeceği yaşa
geldiğinde Anais M. Martin dinlediklerini yazmış, yazmaya başladıkça Metz
Yegenk’ten (büyük felaket) kurtulmuş başka anlatıcılar edinmiş ve onlar
anlattıkça yazmaya devam etmiş. 100 yılı geride bırakan bu büyük felaketin
öykülerinin okurlarla buluşması gerektiğini düşündüğünden “Vakti geldi” diyor
Martin, yazılsın, konuşulsun… konuşulmalı…
NE GELEN VARDI NE DE BİR HABER…
“Ve Yola Çıktılar”, on beş ayrı öyküden oluşuyor. Tamamen
gerçek yaşanmışlıklardan oluşan bu öykülerin kimi zaman anlatıcıları da gerçek
kahramanları oluyor. Kitap adını tam içindeki tüm öykülerin başlangıç
noktasından alıyor. “Yola çıkmak”, her şey yolundayken, herkes dostken, akraba,
arkadaş, sevgiliyken bir sabah milislerin davullar çalarak duyurduğu bir
emirden sonrasını anlatıyor. “Tebaa-ı sâdıka” yani Ermeniler geçici olarak
tehcire tabidir emri, onları yola düşürüyor. Evlerini, bahçelerini, en güzel
dostlarını arkadaşlarını bırakarak can havliyle yola düşüyorlar. O kadar çok
“Yola çıktık” cümlesi var ki; -1915’in Temmuz sıcağında yola çıktık. Öyle
sıcaktı ki, güneş tepemizi deliyor, gözlerimizi oyuyordu…
* Kambur Rıza sokakları dolaşır, “Ey ahali” diye
bağırarak haberleri kentlilere duyururdu. Ve yola çıktık. Bizi Karadeniz’e
doğru sürüyorlardı. Ordu’ya doğru yürüyorduk. Ne yapacağımızı bilemez
haldeydik.
* Arka sokaktan milislerin “Haydi bakalım sallanmayın.
Yola çıkma vakti!” diye bağırdığını duyduklarında ayrılık anının geldiğini
anlamışlardı. Hayk ve Binnaz son kez birbirine sarıldı.
…
Aylar su gibi aktı. Ne gelen vardı ne de bir haber…
Parçalanmış aşklar, aileler, dostlar nice yıl yol
bekledi. Hâlâ da bekleyenler var. O dönem Ermeni erkekler alınıp satıldığından
ya da yol işçiliğine koşturulduğundan bekleyenlerin çoğu kadın olmuş. Tehcirden
geriye dönebilenler ise “Ya hasta kadınlardı ya da karınları yüklü dönen
tazelerdi” Anais M. Martin’in kitabında da anlatıcılar hep kadın. Anneannesi
Arşaluys, Ayperi’nin annesi Garabet, canını kurtarmak için Malatyalı Zabit
Cevdet’le evlenince adı Hayriye olan Hayganuş, yetimhanede büyüyen Keğanuş,”Saz
şairi”ni arayan Azad…
Soykırımın içinden gelmiş acı dolu yüzü olan bir resim.
Yaşadıkları büyük felaketten sonra hayatla kurdukları tek bağ bir gün
“başkalarına” anlatabilecek gücü kendilerinde bulabilmek…
Bu coğrafyanın en kadim halklarından Ermeni halkının
yaşadığı acılar, bugün bazı kesimlerce reddedilse de onlar anlatıyor. Bunca yıl
bekledikten sonra buldular ümit ettikleri o gücü buldular. Yüzleşmenin pek çok
yolu var. 1915’in temmuz sıcağında yola çıkanlar bugün bir kez daha yola
çıktılar. Ama bu kez yüzleşmek için. Tek renk ve tek tip beklentisi içinde
olanları lanetleyerek, yaşadıklarını anlatıp paylaşmak için.
Yüz yıllık suskunluğun ardından ‘tehcir artığı’
kadınların anlattıklarına kulak verelim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.