Türey Köse - Cumhuriyet
CHP milletvekili Selina Doğan’ın aile yadigârı piyanosu
ailenin 100 yıllık tarihinin simgesi. Bu, 1800’lerin sonundan günümüze
Anadolu’da yaşayan bir Ermeni ailenin “piyano” üzerinden öyküsü. Amerika’dan
İstanbul’a getirtilen, oradan gemiyle Samsun’a, Samsun’dan yaylı at arabasıyla
Gümüşhacıköy’e götürülen, 1922’de el konulan, 24 yıl sonra geri alınan ve
1976’da bu kez kamyonla İstanbul’a dönen... Seferberlik, Sarıkamış dramı ve
zorunlu göç yıllarının tanığı bu piyano, CHP İstanbul Milletvekili Selina
Doğan’ın aile hikayesinin yüzyıl görmüş/ geçirmiş, “kurtarılmış” yadigarı...
Selina Doğan’ın babası Yervant Özuzun, Ermenilerle ilgili
bir portalda “Hep siyah giyinen nineleri, cephedeki dedesi, el konulan evleri
ve o evdeki piyano”nun öyküsünü yazmıştı. Adını taşıdığı “Yervant dedesinin”
Amasya ili Gümüşhacıköy ilçesinden Sarıkamış’a uzanan hikayesini şöyle
anlatıyordu:
“Dedem 1914’te askere alınır. O askere gittiğinde babam
birkaç aylıktır. Babam 7-8 yaş gibiyken, eve Mal Müdürü gelir. Dedemin askerden
firar ettiğini, geri gelmediğini, vatan haini olduğunu bu nedenle evlerine el
konulduğunu söyler. Babaannem, onun annesi, dedemin annesi ve bir çocuk.
Başlarında erkek kalmamış, ölmüş, öldürülmüş; elde avuçta yok. Helal süt emmiş,
Askerlik Şubesi’ndeki görevli Müslüman bir dede dostu vardır. Ethem efendi;
‘Askerlik şubesine gidin kayıtlarına bir de siz baktırın’ der. Dedemin
Sarıkamış’a gittiğini, kayıtlarda firarına dair bir bilgi olmadığını, sağ
kalanların ve esir düşenlerin listesinde de isminin olmadığını ve orada yaşamını
yitirdiği bilgisini öğrenirler. Muhtemelen on binlercesi gibi donarak. Mal
Müdürü tekrar eve gelir. Evin duvarlarında büyük dedemlerin hac dönüşü
Kudüs’ten getirdikleri resimler, köşede piyano dedikleri aslında körüklü bir
org ve mumluklarla bir nevi ‘madur’ (küçük ahşap kilise) gibidir oda. Müdür:
‘Piyanoyu benim eve gönderin, evinizin tapusunu gelin alın’ der. Yıl 1922.
Babam piyanoyu götürürlerken ağladığını söylerdi.”
YÜZ YILLIK HİKAYELER İLE DÖNÜŞ YOLU
1946’da Mal Müdürü ölür, oğlu Yervant Özuzun’un babasına
gelir. “Bizim evde sizden gelen bir piyano var, satacağım sana münasiptir”
diye. Babası “Küçük bağı satalım piyanoyu alalım, o tanıyamadığım babamın
hatırası” der. Babaannesi “Olmaz, daha kötü günlerimiz olursa...” diye itiraz
eder. Sonunda, piyano 24 yıl sonra eve döner. Piyanonun yolculuğu burada
bitmez. 1976’da aile hala Gümüşhacıköy’dedir. İstanbul’a giden Yervant Özuzun’a
babasından haber gelir. “Kaymakam, Jandarma Komutanı, Belediye Reisi eve geldi.
Müze açıyorlarmış, piyanoyla, avludaki heykeli istediler, bir şey diyemedim.
Alacaklar” diye. Gümüşhacıköy’deki şoför arkadaşı Garbis’i arar; mermer büstü
müzeye vermelerini, piyanoyu hemen alıp İstanbul’a getirmesini söyler. Piyano
iki gün sonra evin önündedir. Edip Cansever’in “Masa Da Masaymış Ha” şiirine
atıfla, “Piyano Da Piyanoymuş Ha”! Üstüne gözyaşları sevinçler, ayrılıklar
kavuşmalar, savaşlar göçler, yüzyıllık hikayeler koymuşlar, “bana mısın”
dememiş...
MASAL GİBİ ANLATILAN HAYATLAR
Piyano şimdi CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın
ablası Karin Durmaz’ın evinde. Selina Doğan, dedesinin o piyanoyu çaldığını
anımsıyor. Ud da çalarmış. “Yad eller aldı beni” şarkısıyla başlar, “Kimseye
etmem şikayet”le devam edermiş. Selina Doğan, piyanonun kuşaktan kuşağa
aktarılan hikayesini anlatırken; yapım tarihinin 1883 olduğunu, Amerika’dan
getirildiğini söylüyor. “Müzeye istendiğinde babamın içi elvermiyor. Kurtarıyor
piyanoyu ve dolayısıyla hikayesini...” diyor. O da piyano çalıyor, ama aile yadigarı
piyanoyu hiç çalmamış. “Elden geçmesi gerekiyormuş”. “Disko, rap, arabesk”
dışında tüm müzikleri dinliyor; en çok etnik müzik, pop caz, Türk Halk Müziği
seviyor.
Selina Doğan, babannesinin doğduğu eve de gitmiş. “Masal
gibi...” anlatılan hayatların yaşandığı yerlere:
“Hakikaten masal gibi o elma bahçeleri, üzüm bağları... Ev
tarihi eserdi, yıkılınca tarihi eserlerin aynısını inşa etmemiz lazım ama o
zamanki sahibi edemediği için şu an sadece arazisi duruyor. Babamla
gittiğimizde dedemin asma bağından bir dal aldık. Onu getirdik, hala duruyor.
Bir arkadaşım Ermenice ninniler üzerine bir tez hazırlıyordu ve rahmetli
babaannemle bir söyleşi yapmıştı. Yumuşacık diliyle anlatmaya başlardı, aynen
masal gibi... Her akşam müzik olurmuş hayatlarında. Kadınlar kanun, erkekler ud
çalarmış. Vaftizler, davetler, seramoniler o evde yapılırmış.”
Selina Doğan, bugün bir milletvekili olarak çok büyük
sorumluluk duyduğunu vurguluyor. “O Mal Müdürü’nün geldiği evde üç kadın var. O
kadınlar başlarında erkek olmadan, düşmanlık aşılamadan çocuklarını
yetiştirmişler, yokluk içinde, donluk (entarilik) dokuyarak hayatta kalmışlar.
O acıları unutturmadan onların sesi olabilmek çok büyük sorumluluk” diyor.
Kendisiyle yapılan söyleşilerin “Soykırıma inanıyor musunuz” sorusuyla başlamasına
tepkili. Adının başına hep “Ermeni” sözünün eklenmesiyle ilgili olarak da
“Konunun konseptiyle alakalı.. Adana Belediye Başkanı çıkıp ‘Manukyan’ın
Adana’daki yeğeni mutludur. Üç teyze çocuğu daha meclise girdi’ diyor. Diyelim
ki öyle, ırkçı bir yaklaşım. Böyle şeyler olunca ‘Ermeni vekil’ olarak cevap
veriyorsunuz. Ama IŞİD’le ilgili soru önergesi verdiğimde Türkiye’nin
milletvekiliyim. Ne yapacağım işlerde orayla sınırlı kalmak istiyorum, ne de
oraya hapsolmak. Böyle böyle normalize olacağız. 20 tane Ermeni vekil olsa,
söylenmesi gereği olmayacak” görüşünü dile getiriyor.
Not: Söz konusu piyanonun tam hikayesini Yervant Özuzun'un kaleminden http://hyetert.blogspot.com.tr/2015/01/sarkams-harekat-ermeni-askeri-ve-piyano.html linkinden okuyabişlirsiniz. HYETERT
Not: Söz konusu piyanonun tam hikayesini Yervant Özuzun'un kaleminden http://hyetert.blogspot.com.tr/2015/01/sarkams-harekat-ermeni-askeri-ve-piyano.html linkinden okuyabişlirsiniz. HYETERT

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.