Haber: Barçın Yinanç - barcin.yinanc@hdn.com.tr /
Laki Vingas'a göre Meclis'te dört gayrimüslim vekilin
bulunması komada olan cemaatlere can verecek. Gayrimüslim nüfusun küçülmesinin
bir tasfiye politikası sonucunda gerçekleştiğini ve Türkiye'nin cemaatlere bir
borcu olduğunu düşünen Vingas'a göre 2 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapan
Türkiye Yunanistan'dan gelecek on bin Rum için de teşvik verebilir.
Uzun yıllardan sonra Meclis’e dört azınlık mensubunun
seçilmesi, gayrimüslim cemaatlerin sorunlarının çözümü için umut kaynağı oldu.
Azınlıkların sadece geçmişten bugüne sarkan sorunlarını değil bugünden geleceğe
dönük ihtiyaçlarını da gayrimüslim cemaatleri ilk kez temsil etmek üzere
2008’de Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisi’ne seçilen Laki Vingas’la
konuştuk. İkinci kez seçilerek 2014’e kadar bu görevde kalan Vingas 1980’lerin
ortasında bu yana bir çok dernek, vakıf ve sivil toplum kuruluşunun
kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlendi. Yeniköy Rum Cemaati Vakfı başkanlığı
yapan Vingas 2010 yılında Rum Vakıflarını bir çatı altında toplamak amaçlı
kurulan RUMVADER kurucularından ve eski dönem başkanı.
AKP ’nin 13 yıllık
tek parti iktidarının azınlıkların hakları açısından bir muhasebesini yapar
mısınız? Hem demokrasi hem de ekonomi açısından genelde 2007 yada 2010 öncesi
ve sonrası diye bir ayrım yapılıyor.
80 yıllık bir baskı sürecinden sonra azınlık
toplumlarının da bir nefes alma zamanı gelmişti. Akp’nin ilk dönemleri aslında
o kadar verimli değildi. (80 yıldan bu yana) yaşadığımız baskı sürecini biz
2008’e kadar hissettik. Bizimle ilgili sürece ben gezi öncesi ve gezi sonrası
diyorum.
İlk yıllarda Ak Parti de çok temkinli idi. 2002’de
iktidara geldiğinde, azınlıklara özgürlüklerini getireceğim diye bir dili de
yoktu; böyle bir görüşü de olduğunu düşünmüyorum
Zaman içinde Avrupa Birliği ile yapılan katılım süreci,
AB bakanlığına dönüşen AB Genel Sekreterliği’nin aldığı girişimler ve dışişleri
bakanlığının özel gayretleriyle iyileştirme süreci, politika tavrı haline geldi.
Azınlıklarla
ilgili iyileştirmeler AKP’nin ileriki dönemlerine denk geldi diyorsunuz.
2003’ten itibaren vakıflarla ilgili bir iyileştirme
süreci başlamıştı; ama çok sınırlı idi. Asıl dönüm noktası 2008’de vakıflar
kanunu çıkarmasıyla geldi.
Halbuki kamuoyunda
ve hatta yabancı çevrelerde AKP’nin azınlıklar politikasıyla ilgili neredeyse
en başından itibaren olumlu bir algı var.
Bir sürü ilki de Akparti ile yaşadık. Kolay olmadı. Biz
de daha katılımcı olduk; bizler de emek sarfettik. Pek çok ilk AKP döneminde
yaşandığı için tabii ki Akparti hanesine yazılıyor. Çok büyük bir yol katedildi
ama hala insanların üstündeki; bazı grupların makyajını çıkartırsanız iç
dünyalarında bizler ya yabancıyız yada Türkiye’yi onlar kadar sevmiyoruz.
Burası sanki bizim toprağımız değil sanki buraya aşıyla enjekte edilmiş
toplumlarmışız gibi de düşününen milyonlarca insan var.Geçmişten günümüze gelen
bir eğitim sorunu bu; bizim varlığımızı gösteren, ifade eden bir eğitim sistemi
yok.
2008’de vakıflar
yasasının çıkışını bir kırılma noktası olarak görüyorsunuz. Bu kırılma
noktasını AB’ye katılım sürecine mi bağlıyorsunuz.
2002’de iktidara gelen Akpartinin söyleminde bunlar
yoktu. AB genel sekreterliğinin insiyatifi çok önemli oldu. Vakıflar Genel
Müdürlüğü’nde oluşturulan Vakıflar Meclisi’ne gayrimüslümlerin temsilcisi
olarak girdim. Taşınmazların iadesiyle ilgili 2011’de bir kanun daha
çıktı.Vakıflar konusunda, taşınmazların iadesi konusunda çok önemli ilkler
yaşandı. Ne yazık ki bu süreçler bitmedi.
AKP döneminde
yaşanan diğer ilkleri nasıl sıralarsınız?
İkinci eğitim konusu.Okullarımız ilk kez maddi yardım
aldı. Gökçeada'da ilk defa bir okulun açılması; ilk defa bir Süryani
anaokulunun açılması ve tabii daha yeni soykodu olayının bertaraf edilmesi var.
Müslüman olmayan çocukların azınlık okullarına kayıt talepleri sırasında ortaya
çıktı ki, devlet onların soyuna göre bu talebi kabul yada reddediyor. Rumların
şifreli soykodu birmiş, Ermenilerin iki. Çok büyük tepki ve uğraşlar sonucu
artık soykodu uygulamasına son verildi.
Bir de tabii tek başına Ak Parti ile alakalı değil ama
dinamiklerin de yarattığı bir olay; artık azınlık toplumları çok daha görünür
hale geldiler. Bir özgüven geldi. Devlet kurumlarıyla temasta da bir özgüven
geldi.
80 yıllık acılı bir süreçten geldiğimiz için tabii ki
bunların gerçekleştiğini görmek bizi mutlu ediyor. Yeterli mi değil. Bu
gelişmeler bizi ileri götürür mü, bu stardartta kalırsak götürmez çünkü bizim
en büyük sıkıntımız demografik yapı.Türkiye’nin bu toplumlara ciddi bir borcu
var. Demografilerin küçülmesi bir tasfiye politikası sonucunda gerçekleşti.
Başta azınlık
politikaları ile ilgili olarak gezi öncesi, gezi sonrası demiştiniz; bunu açar
mısınız?
Gezi sonrasında sistem bana göre bloke oldu. Bu yalnız
azınlıklarla ilgili bir konu değil. Türkiye konjonktüründe ciddi bir değişim
olunca hızlı gelişmeler sağlanamadı. Biz 2014’e kadar taşınmazlarla ilgili
eksik kalan kanunun kısımlarını tamamlarız; bu süreci kapatırız diye
düşünüyorduk; yapamadık, konjontür izin vermedi.
Bir seçim yönetmeliği konumuz var; inanılmaz bir şey. Bu
dönemin en büyük kara lekesidir. Seçme ve seçilme hakkımız elimizden alındı.
2012’nin sonunda yenisi çıkmak üzere daha iyisi; eksikleri giderecek bir seçim
yönetmeliği çıkmak üzere seçim yönetmeliği iptal edildi. Fakat sonra bir türlü
çıkmadı; hala da çıkmıyor. Bugün vakıflarımız 2,5 senedir seçme ve seçilme
hakkından mahrumdur. Bugün hala müeyyidelerle uğraşıyoruz
Bunu siz müeyyide
olarak görüyorsunuz.
Evet. Çünkü siz bir toplumun seçme ve seçilme hakkını
elinden alıyorsanız, bunun için yapılan tüm çabalar sonuçsuz kalırsa; Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç da söz verip bir türlü sonuç alınamıyorsa; ben bunu bir
hak mağduriyeti olarak görürüm.
Düşünün ki tüm taşınmazlarınız, hastaneleriniz,
ibadethaneleriniz; gelirleriniz tüm bu vakıflar denilen tüzel kişiliklerin
sisteminde; seçme seçilmeyi bloke ediyorsunuz şeffaflığı yok ediyorsunuz,
birilerinin hesap isteme ve hesap verme hakkını elinden alıyorsunuz.
Türkiye’de bizim vakıflarımızın dışında hiçbir tüzel
kişilik grubu yok ki devlet içişine karışsın.
Yani devletin
seçim yönetmeliğini yenilemeyerek vakıfların içişlerine müdahale etme imkanını
muhafaza ettiğini mi söylüyorsunuz.
Tabii
Yani 80 yıllık
müeyyide mantalitesi, ben vakıfların üzerinden elimi çekmeyeceğim içişlerine
karışırım mantalitesini AKP de mi sürdürdü.
Bu şekilde öyle yorumlayabilirim. Vakıfların seçimini
toplum kendisi yapabiliyor olmalı. Her tüzel kişilik için seçim zamanı bellidir.Ama
bizde devlete yaz, devlet izin versin; devlet teyit etsin, etmesin. Bunlara
devletin karışmaması lazım. Devletin elini ayağını çekmesi lazım. Devlet tüm
vakıfları denetlediği gibi bizi de denetlesin.
Ama AKP bir yandan
azınlıkların durumunu düzeltecek ilkleri yaparken niye bir yandan da mağdur
etmeye devam ediyor?
Bilmiyoruz hiçbir zaman bunun nedenini net bir şekilde
anlamadık. Yapamıyoruz diye duyduk.
Bizler hala eşit vatandaş olarak algılanmakta
zorlanıyoruz. Eşit vatandaşlık konusunda alınacak daha çok mesafe var. Şahıs
olarak daha özgür hissediyorken; cemaat mensubu olarak özgürlüğünüz
kısıtlanıyor. Sizi devamlı sınırlayan bir geçmiş var.
Şu anda meclise
bakınca eskiye oranla çok daha fazla azınlık temsilcisi var. Bunu nasıl
yorumluyorsunuz?
Çok heyecan verici. Bu insanların dördü de
toplumlarımızın aktif mensupları olarak Meclis’e girdiler.
Toplumlarımıza uzak kalmış insanlar değil; sıkıntıları ve
ihtiyaçları çok iyi yansıtıp peşinden koşacaklarından eminim. Ankara’yla
temaslarımız artınca fiziki varlığımızın da artması doğaldı.
Türkiye de değişiyor; algı değişiyor. Eskiden bir Roman
grubu var mıydı; Kürt hareketi hep vardı ama, böyle bir parti şeklinde tek
başına Melis'e girme durumu var mıydı.
Hem Türk siyaseti hem Türkiye toplamları büyük gelişme
gösteriyor ama daha yapacak şeyler çok. Mesela dini özgürlükler konusunda; dini
okullar; ruhban okulunun kapalı kalması; Ermeni toplumunun hala kendi din
adamanını yetiştirememesi. Bu din özgürlüğü konusunda ciddi kısıtlamaların var
olduğunu gösteriyor. 45 senedir ruhban okulu kapalı hala açılamadı. Orda
palyatif çözümlerle sisteme destek veriliyor. Okul açılmıyor (Rum din
adamlarına) TC vatandaşlığı veriliyor. Görüyorsunuz ki olayın özüne
yaklaşmakta, kökünden çözmede gecikmeler oluyor. Ama bu toplumlar yoğun bakımda
olan toplumlar bunların palyatif çözümlerle gelişmesi mümkün değil. 79
milyonluk ülkede hepimiz 100 bin kişiyiz.
Partilileri
tarafından sembolik olarak görülmeleri sözkonusu olabilir mi; azınlık
sorunlarının çözümüne katkıda bulunabileceklerine inanıyor musunuz?
Bence orda olan insanlar sembolik olmak üzere oraya
gitmediler. Ciddi alamda katkı sunmak için gidiyorlar. Sorunları parlamento
kürsüsünde ifade etmek çok çok önemli. Azınlık mensuplarına çok büyük bir katkı
sunacağı bizi daha güçlendireceğine hiç şüphem yok.
Demin en önemli
mesele demografi dediniz; buna çare nedir?
İki sıkıntımız var. Bir; topumun kendisinin vermesi
gereken kararlar var. Mesela Rum toplumunun 70 tane vakfı var bunları yönetecek
kapasite yok. Bunları acilen küçültmesi lazım. Bunun için devlet desteği lazım.
Çünkü devletin müsaade etmesi lazım. İki, dışarıdan gelmek isteyen ve buraya
yerleşmek isteyenlere devlet bazı imkanlar verebilir. 2 milyon Suriye’liye
evsahipliği yapıyoruz. On bin Rum Yunanlıya böyle bir hak tanınabilir.
Yunanistan’ın üçte biri mübadele ile gitmiş insanların torunlarıdır. Bu
topraklara aşina insanlardır. Çok az gelen bir kaç yüz kişinin hepsi iyi eğitim
almış; açık fikirli insanlardır. Bunlar Türk ekonomisine de akademik hayatına
da çok ciddi katkılar sunacaktır. Türkiye bir cazibe merkezi olsa, izin alma
kolaylıkları sağlansa. Biz yalnız geçmişi taşımaya çalışıyoruz yeni hedefler,
yeni oluşumlar için enerjimiz kalmıyor. Her kurumla başbaşa kalınca bir iyi
niyet dialogu buluyoruz. Hangi kapıyı çalsak karşımızda bizi dinleyen
birilerini buluyoruz. Başbakandan tutun bir kurumun müdürüne kadar ama
beklenilen sonuçları onların istediği hızla gerçekleştiremiyoruz. Ama bizim
daha on yıl yirmi yıl bekleyecek sabrımız kalmadı.
AKP’nin özellikle
son dönemlerinde gayrimüslim azınlıkların tedirginliklerinin de arttığı,
özellikle Musevi cemaatinde ülkeyi terk etme eğilimin güçlendiği söyleniyor.
Musevi toplumunun bir bir buçuk yıl öncesine kadar ciddi
endişeleri vardı.
Bu da herhalde
doğrudan Türk – İsrail ilişkilerinde yaşanan sorunlarla bağlantılı idi.
Malesef mütekabiliyet anlayışı devam ediyor. Eskiye
oranla azaldı ama hala devam ediyor.
AKP’deki İslamcı
damarın kendisini daha fazla hissettirmesi nedeniyle de azınlıklarda bir endişe
yaşanması sözkonusu değil mi?
Eskiden belki daha özgür bir yaklaşım sürecine giderken
bu sefer uluslararası konjonktürden dolayı belki dini temalara daha fazla
ağırlık verdi. Evet burada bir sıkıntı var ve devam ediyor. Bizim iki tane
kimliğimiz var; bir vatandaş kimliği; vatandaş olarak sizi etkileyen herşey
bizi de endişelendiriyor. Bir de kültürel aidiyetimiz nedeniyle yaşadığımız
sıkıntılar var. Radikal İslami tehditler her iki kimliğimiz açısından endişe
yaratıyor.
http://www.radikal.com.tr/politika/azinlik_milletvekilleri_komadaki_cemaatleri_guclendirecek-1396219
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.