Prof. Dr. Çağrı Erhan / Ankara Üniversitesi, Uluslararası
İlişkiler
BM hakkındaki tartışmalar iki soru etrafında
yoğunlaşıyor: “Acaba, BM’nin olmadığı bir dünya bugünkünden daha mı barış dolu
olurdu?” ve “BM nasıl daha etkin hâle getirilebilir?” İlk sorunun cevabı
elbette “hayır”. Kurulduğu günden bu yana BM’nin birçok savaşı ve insanlık
dramını engelleyememiş olması, bu yaşananların sebebinin BM olduğu anlamına
kesinlikle gelmez. Olsa olsa, BM’nin bazı devletlerin uluslararası hukuk dışı
hareketleri karşısında hareketsiz kalışının, etkisizliğinin, tutarsızlığının
söz konusu hareketlerin daha büyük acılara sebep olmasına zemin hazırladığı
değerlendirmesi yapılabilir. Şayet her şey kitaba uygun yürütülmüş olsaydı, BM
varoluş amaçlarına ulaşacak şekilde işletilseydi, bugün artık kangrenleşmiş
Filistin Sorunu olmazdı. Bosna’da 250 bin, Ruanda’da ve Irak’ta birer milyon
insan katledilmez, yaklaşık 6.5 milyon Suriyeli mülteci durumuna düşmez,
Myanmar’da, Darfur’da, Libya’da, Yemen’de, Afganistan’da süregiden acılar
yaşanmazdı.
***
Dünyada bugüne kadarki en geniş katılımlı uluslararası
teşkilat olan Birleşmiş Milletler (BM) 25 Haziran 1945’te San Fransisco’da
düzenlenen bir konferansla kuruldu. Geçen hafta 70. yaşına basan BM’nin
başarılı olup olmadığı son 20 yıldır sürekli tartışılıyor.
Teşkilatın kuruluş antlaşmasının dibacesinde de ifade
edildiği gibi, 20. yüzyılın ilk yarısında yaşanan iki büyük dünya savaşının
ardından, insanlığın bir daha böyle büyük acılara tanıklık etmemesi temel
gayesiyle oluşturulan BM, 70 yıl boyunca ‘uluslararası barış ve güvenlik’
kavramlarıyla birlikte anıldı. Ama bu anılma çoğu zaman, teşkilatın barış ve
güvenliği temin eden değil, aksine saldırganlığı, silahlı çatışmaları, iç
savaşları, soykırımları, etnik temizlikleri ve kuruluş antlaşmasında açıkça
yasaklanan çok sayıda eylemi durduramayan yönüyle dile getirildi.
BM hakkındaki tartışmalar iki soru etrafında
yoğunlaşıyor: “Acaba, BM’nin olmadığı bir dünya bugünkünden daha mı barış dolu
olurdu?” ve “BM nasıl daha etkin hâle getirilebilir?”
İlk sorunun cevabı elbette “hayır”. Kurulduğu günden bu
yana BM’nin birçok savaşı ve insanlık dramını engelleyememiş olması, bu
yaşananların sebebinin BM olduğu anlamına kesinlikle gelmez. Olsa olsa, BM’nin
bazı devletlerin uluslararası hukuk dışı hareketleri karşısında hareketsiz
kalışının, etkisizliğinin, tutarsızlığının söz konusu hareketlerin daha büyük
acılara sebep olmasına zemin hazırladığı değerlendirmesi yapılabilir. Şayet her
şey kitaba uygun yürütülmüş olsaydı, BM varoluş amaçlarına ulaşacak şekilde
işletilseydi, bugün artık kangrenleşmiş Filistin Sorunu olmazdı. Bosna’da 250
bin, Ruanda’da ve Irak’ta birer milyon insan katledilmez, yaklaşık 6.5 milyon
Suriyeli mülteci durumuna düşmez, Myanmar’da, Darfur’da, Libya’da, Yemen’de,
Afganistan’da süregiden acılar yaşanmazdı.
Demek ki, sorun BM’nin varlığında ya da BM’nin kuruluş
antlaşmasının kifayetsizliğinde değil, bu teşkilatın işletiliş şeklindedir.
O hâlde ikinci soruya geçelim. Yıllardır sayısız bilimsel
çalışmada, resmî raporda, hatta doğrudan BM Genel Kurulu kürsüsünde dile
getirilmiş olmasına rağmen bu teşkilat neden daha etkili hâle getirilemiyor.
Mesele sadece BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin, tüm sistemi kendi
işlerine geldiği gibi yönlendirmesinden, istemedikleri kararların çıkmasını
engellemelerinden kaynaklanıyor olabilir mi?
İkinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri oldukları için
BM Güvenlik Konseyi’nin sahip oldukları ayrıcalıkları kullanarak BM’yi bloke
etmelerinin mevcut vahim tablonun ortaya çıkmasının en önemli sebebi olduğunu
zaman zaman ben de düşündüm ve yazdım. Artık bu klişeyi terk etmenin zamanı
geldi. Bugün artık görüyorum ki, yaşanmakta olan acıların tüm faturasını BM’ye
kesmek ne kadar yanlışsa, 5 daimi üyeyi papağan misali mütemadiyen itham etmek
de o kadar yanlıştır. Meseleyi basite indirgemektir. Çok daha kötü bir tabloyu
görmezden gelmektir. Aynaya bakmamaktır. Başını kuma gömmektir.
Bu beş daimi ülke dışındaki büyük güçlere bir bakın.
Dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi olan Japonya mı Suriye’de barış için öncülük
ediyor? Dünyadaki her 7 insandan birinin yaşadığı Hindistan mı Arakan
Müslümanlarının muhatap olduğu zulmü durdurmaya çalışıyor? AB’nin lokomotifi
Almanya mı Avrupa’nın göbeğinde bir medeniyetler çatışması çıkmaması için
çalışıyor? G-20 üyeleri Brezilya, Suudi Arabistan ve Güney Afrika mı el ele vererek
silahlanmaya karşı bir küresel kampanyanın öncülüğünü yapıyorlar? Bir diğer
G-20 üyesi İtalya mı, Akdeniz’de ölüm kalım mücadelesi veren binlerce mülteciyi
kurtarmak için operasyon üzerine operasyon yapıyor? Adlarını saydığım bu
ülkelerin hiçbiri Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi değil. Ama onlar da en az o
beş üye kadar çıkar ve fayda saikleriyle hareket ediyorlar.
Peki, büyük güçler böyle de, orta ve küçük ölçekli
devletler farklı mı? Sanki, kendileri zorluklara, saldırılara, baskılara maruz
kalmadıkları zamanlarda da, BM’nin daha etkili ve adil bir teşkilat olması için
çaba gösteren birçok devlet varmış gibi bir zanna kapılmak ne kadar yanlış. Yok
öyle bir şey! Canı yanana kadar neredeyse hiçbir devletin umurunda olmayan bir
kuruma dönüşmüş BM…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.