Ermeni Soykırımı 100 yıl önce kınansaydı,
sonraki soykırımlar engellenebilecekti. Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward
Nalbandian, 2015 yılında Ermeni Soykırımı'nın tanınması için uluslararası
alanda yapılan çağrılara hakkında konuştu. Nalbandian, "Ermeni Soykırımı
yüz yıl önce tanınmış ve kınanmış olsaydı, belki de daha sonra gerçekleşen
insanlığa karşı suçların engellenmesi mümkün olacaktı" dedi. Türkiye'nin
tutumuyla ilgili olarak Nalbandian, "Türkiye ise soykırım olmamış gibi,
olanlar soykırım değilmiş gibi davranıyor" ifadesini kullandı.
Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandian,
Brezilya’da yayımlanan Estadão dergisine verdiği söyleşide, Ermeni
Soykırımı’nın 100. yılı, Ermeni Soykırımı’nın uluslararası alanda tanınması,
Suriye’deki Ermeni toplumu ve Ermeni Kilisesi’nin rolü ile ilgili
değerlendirmede bulundu.
Estadão dergisinde yer alan söyleşinin tamamı şöyle:
Estadão: Ermeni Soykırımı’nın 100. yılı Soykırım’ın
uluslararası alanda tanınması çabaları açısından ne kadar önemli?
Ermeni Soykırımı’nın 100. yılını anma etkinliklerinin ana
mesajı “Bir Daha Asla”. Ermeni Soykırımı’nın tanınması sadece Ermenistan
Cumhuriyeti ve Ermeni ulusu açısından değil, insanlığa karşı işlenebilecek yeni
suçların, yeni soykırımların engellenmesi adına, uluslararası topluluk
açısından da önemli. Bu yüzden, Ermeni Soykırımı’nın ve diğer soykırımların
tanınması ve kınanması önem taşıyor. Ermeni Soykırımı yüz yıl önce tanınmış ve
kınanmış olsaydı, belki de daha sonra gerçekleşen insanlığa karşı suçların
engellenmesi mümkün olacaktı.
Estadão: Sizce şu ana kadar tanık olunan olaylar
engellenebilir miydi?
Evet, bence engellenebilirdi. Ermeni Soykırımı’ndan sonra
dünya Holokost’a, Ruanda, Kamboçya, Darfur ve başka bölgelerde gerçekleşen
soykırımlara tanık oldu. Uluslararası topluluk insanlığa karşı yeni suçların engellenmesini
sağlamak için birleşmek zorunda. 27 Mart’ta, Ermenistan’ın öncülük ettiği ve
aralarında Brezilya’nın da bulunduğu 72 ülke tarafından ortak kaleme alınan
Soykırım Önleme tasarısı Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nde kabul
edildi. Ve bu tasarı oybirliğiyle kabul edildi. Aşağı yukarı iki yılda bir
farklı önleme mekanizmalarını devreye sokabilmek adına bu tür tasarılara
öncülük ediyoruz. Tasarının Ermeni Soykırımı’nın Yüzüncü Yıldönümü’nün
arifesinde kabul edilmesi ayrıca önemliydi.
Geçtiğimiz Nisan ayında Avrupa Parlamentosu Ermeni
Soykırımı’nın Yüzüncü Yıldönümü vesilesiyle güçlü ifadeler içeren özel bir
tasarıyı kabul etti. Bu Avrupa Parlamentosu’nun Ermeni Soykırımı’nı ilk
tanıyışı değil, ancak bu yeni tasarı Türkiye’ye yönelik, geçmişiyle
yüzleşmesinin, Ermeni Soykırımı’nı tanımasının ve Türk ve Ermeni halkları
arasında hakiki bir barış ve uzlaşmanın sağlanmasının gerekliliğiyle ilgili çok
açık ve kuvvetli bir mesaj içeriyor.
Yeni ülkelerin Ermeni Soykırımı’nı tanıması çok önemli.
Almanya ve Avusturya’nın attığı çok önemli adımların altını çizmek isterim.
Almanya Cumhurbaşkanı ve Avusturya Parlamentosu Ermeni Soykırımı’nı tanımakla
kalmadılar, yüz yıl önce gerçekleşen olaylarda kendi ülkelerinin de sorumluluk
taşıdığını ifade ettiler. Almanya ve Avusturya kendi paylarına düşen
sorumluluktan bahsederken, Osmanlı İmparatorluğu’nun halefi Türkiye ise inkar
politikasını sürdürüyor.
Estadão: Bu bağlamda Brezilya Senatosu’ndan geçen
karardan bahsedebiliriz.
Çok önemli bir karar. Bu bir ilk adım, ve Ermeni
Soykırımı’nın Brezilya’da devlet düzeyinde tanınması ile ilgili diğer adımlarla
tamamlanacağını umuyorum. Bu noktada, Papa Hazretleri’nin geçtiğimiz Nisan
ayında Vatikan’da düzenlenen özel ayinde yaptığı açıklamanın önemine ve ahlaki
ağırlığına değinmek isterim. Ayinden hemen sonra gazeteciler bana Türkiye
hükümetinin tepkisi hakkında ne düşündüğümü sordular. Ben ayinde bulunduğum
için henüz bilgi edinememiştim, gazetecilere tepkinin nasıl olduğunu sordum.
Türkiye tarafının sert eleştirilerinden bahsettiler. Ben de dedim ki: Bu
Türkiye’nin sorunu, Papa Hazretleri’nin değil. Papa Hazretleri dünyadaki 1
milyar 200 milyon Katoliği temsil ediyor, dünya nüfusunun bu çok önemli
kesiminin ruhani lideri. Ankara, Ermeni Soykırımı ile ilgili kararı yüzünden
Avrupa Parlamentosu’nu eleştiriyor, Soykırımı tanıyan ülkelerdeki elçilerini
geri çağırıyor, Brezilya Senatosu’nun kararından sonra Brezilya’daki elçisini
de çağırdığı gibi.
‘TOP TÜRKİYE TARAFINDA’
Estadão: Evet, peki siz bunun Türkiye’de herhangi bir
politika değişikliğine sebep olacağını düşünüyor musunuz? Bunun Ermenistan
açısından bir etkisi olacak mı?
Bildiğiniz gibi, biz Cumhurbaşkanı’mızın inisiyatifiyle
Türkiye’yle ilişkilerimizde çok önemli bir normalleşme süreci başlattık. Bir
dizi karşılıklı görüşme gerçekleştirdik ve iki belge üzerinde anlaşmaya vardık
-10 Ekim 2009’da Zürih’te imzalanan iki protokol metni.
Ancak Türkiye tarafı bu iki protokolü onaylamayı ve
uygulamayı reddetti. Uluslararası topluluğun duruşu, tavrı ise çok açıktı, hala
da öyle; top Türkiye tarafında. Uluslararası ilişkilerin temel ilkesine saygı
göstermek gerekiyor – pacta sunt servanda (ahde vefa) ilkesi – yani varılan
anlaşmalara sadık kalmak ve yürürlüğe sokmak gerekiyor. Türkiye tarafı geri
adım attı. Peki gelecekte ne olacak? Eninde sonunda, bu sayfayı birlikte
çevirmemiz gerekecek, buna şüphem yok. Ancak bu bir inkar politikasıyla olmaz.
Ermenistan’ın Ermeni Soykırımı’nın gerçekliğini ve tanınmasının önemini asla
sorgulamayacağı son derece açıktır. Kaç ülkenin ve uluslararası örgütün Ermeni
Soykırımı’nı tanıdığına bir bakın. Türkiye ise soykırım olmamış gibi, olanlar
soykırım değilmiş gibi davranıyor.
‘HALA SURİYE’DE YAŞAYAN BİRÇOK ERMENİ VAR’
Estadão: Yakın zamanda Şam’da bulundunuz. Suriyeli
Ermenilerin durumu ile ilgili ne söyleyebilirsiniz?
Suriye’deki Ermeniler Suriye halkının bir parçası, Suriye
halkı ise bugün çok zor durumda. Bu durumdan bir çıkış yolu bulabilmek için,
öncelikle askeri çatışmalara bir son vermek, ikinci olarak kimseyi dışlamadan
Suriye’deki tüm siyasi gruplar arasında bir diyalog zemini oluşturmak, üçüncü
olarak Hıristiyan azınlıklar, Ermeni azınlık dahil olmak üzere azınlıkların
haklarına saygı göstermek, dördüncü olarak ise terörizm ve terörist gruplarla
mücadele etmek için bir araya gelmek gerekiyor. IŞİD, Nusra ve diğer grupların
Orta Doğu’daki terörist faaliyetleri sadece azınlıklar, Hıristiyanlar açısından
değil, tüm Orta Doğu halkları ve ötesi için gerçek bir tehlike oluşturuyor.
Uluslararası topluluk terörizme karşı mücadelede güçlerini birleştirmeli.
Estadão: Şu anda hükümetiniz Ermenistan’a göç eden çok
sayıda Suriyeli Ermeni’nin durumuyla ilgileniyor, değil mi?
Evet, şu anda Ermenistan’da 14,000 Suriyeli Ermeni var.
Diğer bazı ülkelerde çok daha yüksek sayıda mülteci var, ama küçük bir ülke
olan Ermenistan için bu çok büyük bir rakam.
Ve elbette Ermenistan’a gelenlere yardım etmeye
çalışıyoruz. Ama hala Suriye’de yaşayan birçok Ermeni var, Halep dahil olmak
üzere on binlerce Ermeni hala Suriye’de. Tam bir rakam vermek son derece zor.
Bu yüzden Halep’teki başkonsolosumuz çalışmalarına hiç ara vermedi ve şu anda
orada bulunan tek dış diplomatik temsilcilik Ermenistan’a ait. Ayrıca elbette
Şam’daki elçiliğimiz var. Bu ülkede olup biten hakkındaki bilgimizin kaynağı
sadece Elçilik ve Başkonsolosluğumuz değil, Suriye’de yaşayan Ermeniler de bize
bilgi sağlıyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.