Markar Esayan
Bu ülkenin sokaklarında Türk, Kürt, Alevi, Müslim gayrimüslim
herkes özgürce dolaşsın, korku bitsin, refah ve tebessüm eden mutlu insanlar
geri gelsin istedik. HDP/PKK aslında hiç hak etmedikleri tarihi bir fırsatı
kaçırdı. (Belki de hak etmediği için kaçırması olağandı.) Suruç katliamı ile
başlayan acılı süreçten memnun değiliz. Çünkü bu sürece inanan, emek veren,
risk alan bizleriz. Bu sorunlar, çözümü zor, karmaşık ve sebat isteyen bir
sürece işaret eder. 6-8 Ekim katliamında aslında biten sürece bir şans daha
verilmişti. HDP/PKK bu şansı hükümeti yıkmak için maşa olmakla kullandı. Enseyi
karartmaya gerek yok. Kürtlerin temsilcisi dün de HDP/PKK değildi, bugün de
değil. Çözüm Süreci HDP/PKK'ya endeksli de değil.
***
Çok iyi hatırlıyorum; seksenli, doksanlı yıllarda “bu
ülkenin adam olmayacağı”na dair tartışılmaz bir ortak kanı vardı. Herkes bir
şekilde kapağı dışarıya atmaya çalışıyordu. Kapağı devlete atanlar ve devletten
geçinmeli sermayenin oluşturduğu bir elit azınlık için ise ülke cennetten
farksızdı. Diyarbakır veya Lice'de faili meçhuller için kullanılan Beyaz
Torosların üreticileri, halka tabut gibi otoları altı ay sırayla veya
karaborsada fahiş fiyata satmaktan memnundu.
Bu çelişkinin uzun süre devam etmesi mümkün değildi, çünkü
Türkiye'nin petrol yatakları yoktu.
Beyaz Türkler İslamofobilerini bir an kenara bıraksalar, AK
Parti'nin bu ülke için tarihin bahşettiği bir mucize olduğunu fark edeceklerdi.
Soyup soğana çevirdikleri, toplumsal barışın devleti birarada tutamayacak kadar
zayıfladığı bir ülkeyi, siyasal ve ekonomik olarak bir mahvoluştan kurtaracak,
bu arada onların da haklarına riayet, tüm darbe teşebbüslerine “Le havle”
diyerek tahammül edecek diri ama milli bir aktörün ortaya çıkışı, ancak
şükredilecek bir durumdu.
AK Parti, hem darbelere direnir, hem de ülkeye muazzam bir
sıçrama yaşatırken, Kürt, Alevi, dindar, Ermeni, Kıbrıs ve sosyal adaletsizlik
sorunlarını da kucağında buldu. Bürokrasinin kendisine karşı çalıştığı, kapatma
davalarının açıldığı, muhtıraların ve cumhuriyet mitinglerinin, siyasi cinayet
ve katliamların eksik olmadığı bir süreçte, tüm bu tehditlerle baş etmek, aynı
anda ülkeyi dünyanın 16. ekonomisi haline getirmek, IMF'ye borcu sıfırlarken,
Merkez Bankası'nın rezervlerine rekor kırdırmak, tek gücü olan oylarını
arttırmak bir mucize değilse neydi?
Ama herhalde bu dönemin en cüretkâr projesi Çözüm
Süreci'ydi. Müesses nizamın kendi iktidarı için PKK ile oynaşarak sürdürdüğü bu
savaş bitirilmeden bu ülkenin gerçekten bağımsız olması ve demokratikleşmesi
mümkün değildi. Ama daha da değerli olan, AK Parti'nin Kürtlere, Ermenilere,
Alevilere yapılanları ahlaken yanlış bulması ve mahkûm etmesiydi.
Çözüm Süreci bu faktörlerle başladı: Ahlaki üstünlük, siyasi
ve ekonomik başarı, tarihsel bir sosyolojik taban desteği ve güçlü liderlik...
Bunu fark eden Öcalan oldu. Öcalan'a fazla güvenilmesine
karşıyım, çünkü o güce boyun eğer ve bir Mandela değildir. Ancak HDP/PKK
hareketinde bu tarihsel momentumun analizini yapabilecek yeterlilikte tek kişi
de oydu.
HDPKK, Çözüm Süreci'nden nefret ediyordu. Şiddetin yerine,
demokratik yurttaşlık, evrensel demokrasi ve anti-ırkçı İslam değerlerini
teklif etmek anlamsız oldu. Öcalan örgütünü dönüştürememiş (ki bunu itiraf da
etmişti), HDP projesini beyaz Türklere kaptırmıştı. Kritik dönemde HDP/PKK'ya
açıkça müdahale edemedi ve örgütü onu Demirtaş ve şiddet üzerinden adaya gömdü.
Örgüte değil, halka oynasaydı, hem kazanma ihtimali olur, kaybetse bile ikinci
bir şansı kotarabilirdi.
HDP/PKK'nın Gezi'de “acaba muhatabımız yıkılacak mı”
tereddüdünü anlayabilirdik. Ama onlar ne olacağını izlemek ve sorun aşıldığında
yola devam etmek yerine, gerici darbenin koçbaşı olmayı tercih ettiler. Seçim
öncesi “Böyle bir HDP Meclis'e giremezse değil, girerse çatışmalar başlar”
demem bundandı. Nitekim bugün yüzde 13 oy almış bir partinin sokak, silah
çağrısı yaptığı, eklektik bir kaypaklıkla siyaseti etkisizleştirmeye
çalıştıklarına şahit oluyoruz. Polisler yataklarında enselerinden vurulurken
bile gerçeğe sahip çıkmıyor, ateşkesi fiilen bozan, sadece 2015'te iki bin
eylem yapan örgüte haklılık kazandırma yolunda hiçleşiyorlar.
Sürekli yalan konuşuyor, gerginlik üretiyorlar. Bu HDP'nin
kendi kendisini kapatması manasına geliyor.
Çözüm Süreci HDP/PKK için hiç başlamamıştı zaten. Hükümet
elinden geleni yaptı, sonuna kadar direndi. 6-8 Ekim'de 53 vatandaş HDP/PKK
çağrısı ile öldürülürken süreci korumuş bir hükümeti, bugün süreci bitirmekle
suçlayacak kadar ahlaktan yoksunlar. Vatandaşın, polisin, askerin kafasına
sıkmaya devam ederken sürecin devam etmesi gerektiğini söylüyorlar. Çünkü
süreçten anladıkları kendi ajandaları için ortalığın boş bırakılması.
Bu ülkenin sokaklarında Türk, Kürt, Alevi, Müslim gayrimüslim
herkes özgürce dolaşsın, korku bitsin, refah ve tebessüm eden mutlu insanlar
geri gelsin istedik. HDP/PKK aslında hiç hak etmedikleri tarihi bir fırsatı
kaçırdı. (Belki de hak etmediği için kaçırması olağandı.)
Suruç katliamı ile başlayan acılı süreçten memnun değiliz.
Çünkü bu sürece inanan, emek veren, risk alan bizleriz.
Bu sorunlar, çözümü zor, karmaşık ve sebat isteyen bir
sürece işaret eder. 6-8 Ekim katliamında aslında biten sürece bir şans daha
verilmişti. HDP/PKK bu şansı hükümeti yıkmak için maşa olmakla kullandı.
Enseyi karartmaya gerek yok. Kürtlerin temsilcisi dün de
HDP/PKK değildi, bugün de değil. Çözüm Süreci HDP/PKK'ya endeksli de değil.
Türkiye tüm vatandaşlarını kucaklayarak yoluna devam
edecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.