Markar Esayan
AK Parti'nin elinde bir sihirli değnek olmadığına göre, koalisyon,
CHP ve MHP ile yapılacaktır; Norveç sosyal demokratları veya İsveç yeşilleri
ile değil. Fark yaratmadan seçimlerden farklı sonuç alınması ihtimaline de
dikkatli yaklaşmak gerekir. Bu zor sürecin bir krize yol açması ile ülkeyi 2023
hedeflerine taşıyacak yeni fırsatlar yaratması, kabul edelim ki tek başına AK
Parti'nin sırtına binen bir yük olarak duruyor. Muhalefetin farkı ise, hiçbir
şey yapmak zorunda olmaması. Çünkü kendi başarılarını AK Parti'nin teklemesine
bağlamış durumdalar. Denklem böyle olduğu için müspet anlamda değişmeleri de AK
Parti'nin başarmasına bağlı. CHP bugün başörtüsü ile barıştıysa, AK Parti'nin
yarattığı değişim baskısı nedeniyle. Örnekleri arttırmak mümkün.
***
7 Haziran seçim sonuçları ülkeyi enteresan bir noktaya
taşıdı. Aslında zaten enteresan olan durumu, siyaset zemininde ve o siyasi
aktörler üzerinden düşünebilmemizi sağladı. Bu enteresan durum 12 yıllık AK
Parti refomlarının ülkede ideolojik kalıpları kırması, bunun karşısında tüm
siyasi aktörlerin fark etmeden değişirken, AK Parti karşıtlığı üzerinden
ittifaklaşması sonucu oluştu.
Önce darbe teşebbüsleri, sonra Gezi, sonra 17/25 Aralık
darbe girişimi ve nihayetinde 6-8 Ekim kalkışmasının etkisizleştirmeye
çalıştığı sandığın şifa verici etkisi de diyebiliriz buna.
Kimsenin koalisyon seçenekleri veya seçim olasılığını can
sıkıcı bir engel olarak görmemesi için söylüyorum bunu. Bugün ülke koalisyon
veya seçim olasılıklarına kilitlenmiş durumda. Gezi veya 6-8 Ekim kalkışmasında
siyaset zemininin kırılmaya çalışılması noktasından, siyasetin tekrar belirleyici
olduğu bir aşamaya gelmek büyük bir başarıdır.
Ve bu başarı AK Parti direndiği ve ayakta kaldığı için
gelmiştir.
Unutmayalım ki, AK Parti dışındaki tüm aktörler, siyaset
zeminini kırmak üzere tüm yollara ya başvurdular, ya onayladılar, ya da bu
denemelerin nesnesi oldular.
Biz tabii ki bu aktörlere karşı önyargılı olmayacağız ve
oradaki müsbet değişimleri, eğer olursa, izleyecek ve kalıcı olmalarını
dileyeceğiz.
Lakin Gezi ile başlayan süreç, üç seçimi hedefleyen, AK
Parti ve sosyolojisini dağıtmak üzere bir girişimdi. 17/25 Aralık darbesi ve
6-8 Ekim kalkışmasının murad edilen sonucu vermemesi ile iki seçim başarısından
sonra, AK Partisiz mümkün olmayacak koalisyon gerçeği ile bizi buluşturdu.
Yani asıl murad gerçekleşmedi.
Gerçekleşmemiş, gerçekleşememiş olması, bu muradın terk
edildiği anlamına gelir mi? Elimizde böyle bir veri var mı?
Sanırım yok.
Diğer yanda, kutuplaşmanın asıl nedeninin muhafazakarların
eşitlik taleplerinin hazmedilememesi ve buna dair geliştirilen siyaset dışı
yöntemler eşliğinde laik/beyaz Türklerin medya ve CHP yolu ile
çıldırtılmasından kaynaklandığını görmezden gelen analizler eksiktir.
Bu çabaların koalisyon kurulduktan sonra devam etmeyeceğini
söylemek anlamsızdır.
Yani AK Parti'ye dönük otoriterlerleşme suçlamalarının,
“nefsi müdafaadan vazgeç” anlamına gelmemesi gerekir. Bu ülkeyi
normalleştirecek olan, AK Parti ve tabanının teslim olması değildir.
Çok ilginç bir şekilde, medyada kutuplaşmanın asıl
müsebbipleri hiç sorunsallaştırılmazken, ülkedeki gerginliğin tek nedeni AK
Parti'ymiş gibi bir baskı kurulmak isteniyor. Muhafazakarların bir kısmında
görülen konformizm/yorgunluk işaretlerine güvenerek “Ver kurtul” baskısı
yaratma çabası epeydir gündemde.
Siyaset, basit bir mantıkla yürür. Oy almak ve iktidar
olmak... Oy kitlesini muhafaza etmek, arttırmaya çalışmak. Siyasi rakiplerin
yanında, seçmenlere anlamlı bir fark hissettirmek. Bu olduğunda yorgunluk,
tereddüt kalmaz. Muhafazakarlar haklarını elde ediyor diye darbe yapmaya
kalkışanlar ve onların argümanlarına inanan kitleler için başka tedavi
yöntemleri bulmak gerekir, muhafazakarlara örtülü bir “vazgeç” teklifi yapmak
değil.
AK Parti, bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da taban
hacmini muhafaza etmek ve mümkünse arttırmaya çalışacaktır. Oyun planlarını,
koalisyon seçeneklerini buna göre değerlendirecektir.
İktidar olarak tüm vatandaşlardan sorumlusunuzdur ama, bir
siyasi parti olarak kendi tabanınızın önceliklerini düşünmek zorundasınız. Bu
anlamda AK Parti muhalefet partilerinin tabanlarının sorumluluğunu onların
yerine üstlenemez. Bu rasyonel değildir.
Ancak bu konuda yaptığı hatalar veya yapmadığı doğrular
varsa bunları düşünmek durumundadır.
AK Parti, kendi tabanında yaşanan sosyolojik değişimleri,
talep farklılaşmasını, yeni heyecanlar yaratacak siyasi ufukları kucaklamakla
mesul. Öncelikli hedefi, tabanının gerisinde kalmamak, onu peşinden
sürüklemektir.
Önümüzdeki sürecin yeni fırsatlar yarattığını, koalisyon
seçeneklerinden ürkülmemesi gerektiğini düşünüyorum. İktidarda olunsa da
olunmasa da, “dezavantajlıların muhalefet partisi” olma kimliği AK Parti'nin en
büyük avantajıdır.
Bunu doğru yapabilmek için de durumu, şartları, sorunları,
fırsatları ve kendinizi doğru tanımlama mecburiyeti vardır.
AK Parti'nin elinde bir sihirli değnek olmadığına göre, CHP
veya MHP ile yapılacak koalisyon, CHP ve MHP ile yapılacaktır; Norveç sosyal
demokratları veya İsveç yeşilleri ile değil. Fark yaratmadan seçimlerden farklı
sonuç alınması ihtimaline de dikkatli yaklaşmak gerekir.
Bu zor sürecin bir krize yol açması ile ülkeyi 2023
hedeflerine taşıyacak yeni fırsatlar yaratması, kabul edelim ki tek başına AK
Parti'nin sırtına binen bir yük olarak duruyor. Muhalefetin farkı ise, hiçbir
şey yapmak zorunda olmaması.
Çünkü kendi başarılarını AK Parti'nin teklemesine bağlamış
durumdalar. Denklem böyle olduğu için müsbet anlamda değişmeleri de AK
Parti'nin başarmasına bağlı. CHP bugün başörtüsü ile barıştıysa, AK Parti'nin
yarattığı değişim baskısı nedeniyle. Örnekleri arttırmak mümkün.
Hasılı, normalleşme AK Parti güçlü olursa gelecek, AK Parti
kendi olmaktan vazgeçtiğinde değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.