Prof. Dr. Erol Göka
1916 doğumlu, Yahudi kökenli, bir dönem İngiliz
istihbaratına çalışmış, uygarlık çatışması teorisyeni Samuel Huntington'a fikir
babalığı da yapmış olan Princeton Üniversitesi Ordinaryüs Profesörü tarihçi ve
Ortadoğu uzmanı Lewis, ülkemizde çok tanınıyor. Ermeni meselesinde Türk tezine,
“Modern Türkiye'nin Doğuşu”nda resmi ideolojiye yakın görüşler savunması,
1988'de Atatürk Uluslararası Barış Ödülü'ne layık görülmesinde pay sahibi.
Tarihçiliğinin kalitesini tartışmak haddimizi aşar ama İslamcılara düşman,
laiklikten ve modernlikten yana olduğu kesin. Kesin olan bir husus da Ak
Parti'ye olan nefreti. Ona göre Ak Parti'nin “nihai hedefi İslami demokrasi
diye adlandırdıkları şey. Bu demokrasinin tek yönlü sokak olması anlamına
gelir. Bu yolla gelirsiniz ama aynı yolla gitmezsiniz.” Ak Parti nedeniyle
Türkiye karanlık zamanlara geriye gidiyor. (Tarihçiliği de çok tartışmalı aslında. Bak sen meşhur Ermeni soykırımı karşıtı
profesöre, nasılsa hükumete karşı. Bir şey eksik yapıldı galiba. HYETERT)
***
Bizim İsmail Kılıçarslan'ın mütedeyyin kızlarla İslamcı
erkekleri ele alan yazısını değerlendirmeye başlamış, konuyu kendine özgü
modernleşmemiz bağlamında ele almanın gerektiğini söylemiştim. Zira İsmail'in
gözlemlerini yaptığı ve anlatısını kurduğu yerin bizatihi kendisi, kamusaldı.
Kadınlar ise, kamusal ve siyasal alana, erkeklerle eşit haklara ve duygu
akışını belirleme, ilişkileri biçimlendirme avantajına sahip olarak modernlikle
birlikte çıkmışlardı. Batı'dan başlayan modernleşme süreci, bir biçimde buraya
yayılmasa, inancı ne olursa olsun kadın-erkek herkesi kapsamasaydı, İsmail bu
gözlemini yapamayacak ve dahası o da modern olduğu için medyada böyle bir yazı
da yazamayacaktı. Velhasıl, dindar kızlar, (İsmail'in dediği ve benim de
katıldığım gibi) İslamcı erkeklere göre daha neşeli ve cevval iseler, bunu
böyle yapan hususları, modernleşme sürecimizin içinde aramalıyız. Ancak bu
noktada saplanıp kalırsak hata yapma ve yanlış anlaşılma riskimiz çok artar.
Birileri bizi modernleşmeyi tüm yönleriyle olumlamakla itham edebilir, dahası
biz böyle sanmaya başlayabiliriz. Bernard Lewis'ten bahsederek, hem derdimi
daha iyi anlatır hem de ayrımı netleştirerek yanlış anlaşılma riskini
azaltabilirim.
1916 doğumlu, Yahudi kökenli, bir dönem İngiliz
istihbaratına çalışmış, uygarlık çatışması teorisyeni Samuel Huntington'a fikir
babalığı da yapmış olan Princeton Üniversitesi Ordinaryüs Profesörü tarihçi ve
Ortadoğu uzmanı Lewis, ülkemizde çok tanınıyor. Ermeni meselesinde Türk tezine,
“Modern Türkiye'nin Doğuşu”nda resmi ideolojiye yakın görüşler savunması,
1988'de Atatürk Uluslararası Barış Ödülü'ne layık görülmesinde pay sahibi.
Tarihçiliğinin kalitesini tartışmak haddimizi aşar ama İslamcılara düşman,
laiklikten ve modernlikten yana olduğu kesin. Kesin olan bir husus da Ak
Parti'ye olan nefreti. Ona göre Ak Parti'nin “nihai hedefi İslami demokrasi
diye adlandırdıkları şey. Bu demokrasinin tek yönlü sokak olması anlamına
gelir. Bu yolla gelirsiniz ama aynı yolla gitmezsiniz.” Ak Parti nedeniyle
Türkiye karanlık zamanlara geriye gidiyor. Ak Parti iktidarındaki Türkiye, “her
geçen gün daha çok Orta Doğu'ya benziyor.” Yakın bir gelecekte, “Türkiye'nin
İslami bir cumhuriyet ve İran'ın laik bir demokrasi olacağı bir durumu düşünmek
zor değil.” Lewis, İslam dünyasından artık sadece İran muhalefetine güveniyor.
“[Müslümanların] Bizim sahip olduğumuz türde bir şey inşa etmek kabiliyetinden
yoksun olduklarını kabul etmemiz gerekir. Biz ne yaparsak yapalım, onlar
tiranlar tarafından yönetilecektir!” diyebiliyor. İşte bu Bernard Lewis, Orta
Doğu'nun ve Türkiye'nin geleceğiyle ilgili yazı ve röportajlarında hep kadınlardan
umutlu olduğunu söylüyor. Ona göre, “Şeriatta durum oldukça açık, bir kadının
değeri yarım erkeğe denk”. Kadınlar modernliğin değerini anladıkça bu duruma
tavır alacak, değiştirmeye yelteneceklerdir diye düşünüyor.
Hemen fark etmişsinizdir, Lewis'in sadece istihbarat
örgütlerine ve Neoconlara değil bizdeki laikçi çevrelere de akıl hocalığı
yaptığını. Aynı korodalar, aynı telden çalıp söylüyorlar. Lewis, “batı-dışı
modernlikler” kavramından ve hatta kendi bölümündeki Şükrü Hanioğlu'nun
yazdıklarından habersizmiş gibi. Müslüman toplumlara demokrasiyi
yakıştıramıyor. Müslüman dünyada ve ülkemizde asıl demokrasi düşmanlarının
despotik rejimler ve darbeciler olduğu gerçeğini saklamaya çalışıyor. Ak
Parti'nin en az Hıristiyan demokrat partiler kadar demokrasi ilkelerine bağlı
olabileceğini havsalasına sığdıramıyor. Edward Said'in tipik bir “oryantalist”
olarak gördüğü Lewis'le siyasi anlayışımız taban tabana zıt. Böyle saplantılı,
önyargılı, batı-merkezli bir bakışla Türkiye'nin kendine özgü modernleşmesini
ve değişimini anlaması mümkün değil.
Lewis'in modernlik ve kadınların rolüyle ilgili
söylediklerini de esastan reddediyorum. Modernleşen Müslüman dünyada kadının
artan rolünü kabul etmekle birlikte bu başlık altında aslında çok farklı
şeylerden bahsediyoruz. O, hiçbir eleştirel parantez açmadan modernlikten ve
inançların bireyin iç-dünyasında kalmasından yana. Kadınların modernliğin
kazanımlarına sahip çıkacaklarını düşündüğü için, umudunu onlara yatırıyor.
Bense modernliğin batılı kökenine rağmen bir insanlık hali olduğunu,
kadın-erkek hepimizi olumlu ya da olumsuz etkilediğini, yol açtığı süreçlerle
Müslüman dünyada yepyeni durumların ortaya çıkacağını düşünüyorum.
İslam'ın genel kabul gören akidevi anlayışıyla batı-tipi
modernlik ve demokrasi arasında bir çelişki ve gerilim olduğu doğru… Ama bu
konularda Genç Osmanlılar'dan bu yana ciddi tartışmalar ve farklı
değerlendirmeler olduğu da doğru. Müslüman toplumdaki modernlik ve demokrasi
süreçleri, bu çelişki ve gerilim nedeniyle kendine özgü bir hal alarak
ilerliyor ve tablo henüz son şeklini almış değil. Kadınların durumu, geleneksel
Hıristiyan kültüründe 3K (küsche-kirsche-kinder/mutfak-kilise-çocuk) ile
formüle ediliyordu. Musevilikteki şartlar kadınlar için bundan daha da ağırdı.
Ama batı modernliği, teolojik gerilime rağmen bugünkü halini aldı. Modernliğin
batıdaki genel seyri sanki dindarlıktan sekülerliğe oradan da dinsizliğe ve din
karşıtlığına doğru. Bizde de aynı seyri izleyecek diye bir kaide yok ve görünen
o ki, izlemeyecek. Bu da asla kötü bir şey değil. Farkındayım bir türlü, niye
mütedeyyin genç hanımlar, neşeli ve cevval sorusuna yine cevap veremedim ama az
kaldı…
Prof. Dr. Erol Göka, 1959 Çal/Denizli doğumlu. Psikiyatri
eğitim görevlisi. 'Türklerin Psikolojisi', 'Türk'ün Göçebe Ruhu', 'Hayatın
Anlamı Var mı?', 'Hoşçakal: Kayıp, Matem ve Hayatın Zorlukları', 'Aşk Her şeyi
Affederse: Teknomedyatik Dünyada Aşk ve Ahlak' gibi birçok kitabın yazarı.
Evli, 5 çocuk babası...
twitter.com/erolgoka
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.