Yrd. Doç. Dr. Cennet Uslu / Kırıkkale Üniversitesi, Kamu
Yönetimi
Demokrasinin cumhuriyetçi ve liberal olmak üzere iki ana
kavranışı söz konusudur. Bu ikisinden hangisinin benimsendiği bir ülkedeki cari
demokrasinin yapısı ve niteliğini ciddi derece belirleyecek bir fark oluşturur.
Günümüz demokratik rejimlerinde esasen biri veya diğeri baskın durumdadır. Kaba
bir genelleme ile Fransa’nın başını çektiği Kıta Avrupası’nın cumhuriyetçi
geleneği benimsediğini, Anglo-Amerika hattının ise liberal geleneği
benimsediğini söyleyebiliriz.
Müzakereci ve radikal demokrasi gibi yeni demokrasi
anlayışları da bu iki ana anlayışın eleştirisi veya referans alınması ile
şekillenmektedir. Bu sebepten demokrasi tartışmalarının daha sağlıklı
yürütülebilmesi bakımından bu iki ana anlayışın neyi içerdiği ve neyi
önerdiğinin iyi anlaşılması lazım gelir.
Cumhuriyetçi gelenek ile liberal gelenek arasında
farklılaşan kavram ve yaklaşımlar üzerinden giderek ve bu yazıda cumhuriyetçi
geleneği ele alarak bir başlangıç yapabiliriz.
İlk olarak, cumhuriyetçi gelenek özgürlük anlayışı
bakımından liberal gelenekten ayrılır. Bu anlayışta kişinin özgürlüğü kamusal
hayatın içinde olması ve aktif olarak siyasete katılması ile tanımlanır.
Siyasetin kendisi özgürleştirici bir edim olarak tanımlanır. Siyasete katılım
bir yurttaşı özgürleştiren sivil bir erdemdir.
Bu bakışın arkasında, kişinin ancak siyaset yoluyla ait
olduğu toplumu ve dolayısıyla kendisi için geçerli olacak düzeni
belirleyebilecek olduğu kabulü vardır. Buna göre vatandaşların özgürlüğü
siyasete katılma konusunda sahip oldukları fırsat ve imkânlarla doğru orantılı
olarak artar veya azalır. Bu yüzden özel alandaki eylemler, kamusal alandaki
eylemlerle kıyaslandığında sıradan veya daha düşük eylemler olarak görülürler.
İkinci olarak cumhuriyetçi gelenekteki eşitlik anlayışı
liberal gelenekten iki bakımdan farklıdır. İlk olarak bir cumhuriyetin,
vatandaşları arasında ekonomik bakımdan büyük uçurumların oluşmasına izin
vermemesi gerektiği düşünülür. Ekonomik bakımdan avantajlıların gelirleriyle
dezavantajlıların durumlarının iyileştirilmesi veya kişi veya şirketlerin
yüksek kar ve kazançlarının yüksek vergileme ile sınırlandırılması gibi
yöntemlerle “gelir adaletsizliği” giderilmeye çalışılır.
Eşitlikle ilgili ikinci boyut siyasi sistemin toplumdaki
farklılıklara nasıl yaklaşacağı ile ilgilidir. Cumhuriyetçi gelenek vatandaşlar
arasında etnik, dinsel, dilsel veya başka sebeplerle ayrımcılığın önüne
geçmenin (veya tarafsızlığı sağlamanın) yolunu herkesin kamusal alana çıktığı
anda adeta bir tür vatandaşlık “forması” giymesindegörür. Bu “üniform” soyut forma
ile bütün farklılıkların üstü kapatılır, farklılıklara sahip bireyler
vatandaşhaline dönüştürülerek benzer/eşit kılınmaya çalışılır. Bunu sağlamak
için örneğin okullarda dinsel ve siyasi semboller yasaklanır.
Üçüncü olarak, cumhuriyetçi demokrasi anlayışında liberal
demokrasi anlayışından farklı olarak kişiler bir toplumun üyesi bireyler olarak
değil, bir siyasi toplumun parçası olan vatandaşlar olarak görülürler. Kişiler
siyasi toplumdan önce de hak sahibi bireyler değil, ancak “adı belli” bir siyasi
toplumun üyesi olmakla elde ettikleri bir takım hak ve yükümlülükleri olan
vatandaşlardır. Dolayısıyla bir devletin vatandaşlığına girmek öyle kolay ve
basit bir olay değildir. Sizden o ülkenin ortak ülküsüne bağlılık, topluma uyum
ve ülkenin çıkarlarını gözetmeniz talep edilir.
Dördüncü olarak, cumhuriyetçi demokrasi anlayışı için
tanımlayıcı kavramlardan biri ortak çıkardır. Vatandaşlar siyaseti kendi
çıkarlarını takip etmek için yapmazlar. Siyaseti diğerleriyle kendi taleplerini
elde etmek için müzakere veya pazarlık süreci olarak görmezler. Bir vatandaşın
siyasi ediminin ana gayesi kendi çıkarlarını takip etmek değil, bütün toplumun
iyiliğini temin edecek olan ortak çıkarı takip etmek veya ortak-kamusal akla
ulaşmaktır. Tabi bütün bu yüklemleri “–meli” veya “-mesi gerekir” şeklinde
anlamak lazım. Kişisel çıkarları uğruna siyaset yapan kişiler sivil erdemden
nasibini almamış düşük ahlaklı veya gelişmemiş kişiler olarak görülürler.
Beşinci olarak cumhuriyetçi gelenek toplum anlayışı
bakımından liberal gelenekten ayrılır. Cumhuriyetçi anlayışta toplum içinde
birbirinden farklı değer ve çıkarlara sahip, dolayısıyla birbirleriyle çatışma
ve çekişme içinde olabilecek bir çeşitlilik ve çoğulluk içinde kavranmaz.
Toplum ortak bir ülküye sahip, ortak çıkarları olan ve birbirine benzeyen
homojen bir yapı olarak görülür. Kısmen aşırı bir yorum olarak görülse bile,
cumhuriyetçilerintoplumu, onu oluşturan birey ve gruplardan bağımsız, onların
üstünde, kollektif bir yapı ve irade olarak görme eğiliminde oldukları söylenebilir.
Altıncı olarak cumhuriyetçi gelenekte devletliberal
gelenekten farklı olarak, bireylerin ve yönetilenlerin dışında ve/veya
karşısında ve temkinli yaklaşılması gereken bir yapı olarak görülmez. Siyasi
katılıma yüklenen anlam sebebiyle devlet ve siyasi toplum çoğunlukla aynı veya
bir olarak görülür. Devlet iktidarının, vatandaşların siyaset yoluyla ve
vatandaş olarak edimleri ve kullanacakları iradeler yoluyla şekillendiği veya
şekillenmesi gerektiği düşünülür.
Bu durumda işler iyi gitmiyorsa veya aksayan bir şeyler
varsa bu devlet iktidarının bizzat kendisinden değil, suistimal veya kötü
yönetimdenkaynaklanır. Dolayısıyla iyi yöneticiler/politikacılar veya doğru
politikalarla her şey yoluna girecektir. Devletin “sahibinin” vatandaşlar
olduğu fikri sebebiyle devletin toplumdaki bütün meselelerde aktif bir
sorumluluk sahibi olduğu ve her probleme çözüm bulması gerektiği fikri
yaygındır. Ortak iyiyi elde etmek için sivil toplumun her alanına müdahil bir
devlet kavrayışı mevcuttur.
Bu özellikler dikkate alındığında, cumhuriyetçi demokrasi
anlayışının “sağlıklı” şekilde uygulamaya geçirilebileceği bir ülkeye dair bir
takım nitelikler belirmektedir.
İlk olarak cumhuriyetçi demokrasinin uygulanacağı ülkeler
nüfus ve coğrafi olarak küçük ülkeler olmalıdır. Cumhuriyetçi anlayış,
imparatorluklar veya büyük ülkelere değil, daha ziyade kent devletleri veya
“butik devletlere” uygun görünmektedir.
İkinci olarak, kesinlikle heterojen veya kozmopolit
toplumlara uygun değildir. Onun yerine mümkün olduğunca homojen ve otantik
toplumlar için uygundur.
Üçüncü olarak, doğal kaynakları kıt, zorlayıcı siyasi,
coğrafi veya iklim özellikleri olan bölgelerde kurulmuş ülkeler için uygun
durmuyor. Onun yerine daha stabil, konforlu ve göreli zengin bölgelerde bulunan
ülkeler için daha uygun duruyor.
Ve en son olarak, cumhuriyetçi demokrasi, demokrasinin
temsili modelinden ziyade, doğrudan veya yarı doğrudan modellerine uyar şekilde
kavramlaştırılmıştır.
En son olarak, zannedildiğinin aksine (ki yönetim modeli
olarak tanımlanır) aslında cumhuriyetçilik esnek ve gevşek bir tür ideolojidir.
Yeni Söz, 15.07.2015
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.