Tuğçe Çetin
Gezi’den sonra birçok kişiden şunu duyduk: “yıllardır
medya bize başka gösteriyormuş, biz aslında doğruları duymamış ve görmemişiz”.
Tam da öyle, peki şu an bir farkı var mı? Şu anda da sanki tek bir taraf suçlu
gibi değil mi? Hep “Asala kuklaları, Rum tohumu, Çingen hırsız, Hain Kürt,
Ermeni Dölü, fahişe kadın, dinsiz Alevi, ahlaksız eşcinsel” sorumlu olmadı mı
her olumsuzluklarda? Yine aynı. Ama şu var ki, bir yerde birileri bir şeyleri
araştırmak istemiyorsa orada kötülük vardır, orada faşizm vardır. Bize kalan
ise, yıllardır sürdürülmeye çalışan “insanlık” mücadelesi altında haksızlıkları
duymak ve görmek, elden geldikçe de ses çıkarmak. Çok sevdiğim bir dostum, o
kendini bilir, bir yürüyüşte sessizlik olduğunda “Yarın çok geç olacaaaak” diye
bağırdığında çok gülmüştük, hatta “teyzeler gibisin” bile demiştik ne yalan
söyleyeyim. İşte o dostum o gün çok haklı bir tepki vermişti aslında, hatta
belki hep beraber geç bile kalmıştık. Çünkü barış çok güzel, geldiğinde çok
mutlu olacağız, hem de hepimiz.
***
Taraflar seçilir; birileri veya bir şeyler daha çok
sevilir, belki de sadece uygun görülür. Değerler, ideolojiler, inançlar farklı
olduğundan dolayı farklı algılar oluşur. Bence güzel. Fakat bazı ölümler daha
kıymetli, bazı yaşamlar daha kabul edilir görülmeye başladığında hepimizin
hayatını etkileyecek, çocukların gelecekteki yaşamlarını söndürecek bir ortam
da yaratılır. İşte bu kötü.
Bazı sıfatlar yerleştiririz, kendimizce uygun olan
sıfatlar: “terörist, gerilla, şehit, çapulcu, hain, kahraman, vatansever…”.
Kime hangisini söyleyeceğimiz de bize bağlıdır, ama “şehit ve kahraman” genelde
bir “devlet” ile milli eğitim ve kuvvetli medya baskısı ile yerleştirilmiş
“milli” söylem içinde özellikle tercih edilir kendinden olanları seçtikten
sonra. Kendinden olmayanlar için neler söyleniyor zaten ortada… Kime ne
söylenmesi gerektiğini birilerine parmak sallayarak söylemeyeceğim tabii. Fakat
bu dildeki ayrımın bugün nelere sebep olduğunu, neler kaybettirdiğini biliyor
muyuz? Senden, benden ve bizden çok şey çalıyor bu ayrım; önce insanlığımızı,
sonra karşılıklı bir barış umudunu ve en son ise baskıcı bir otoritenin gücünü
arttırıyor.
Memlekette meydana gelen çatışmaların tek taraflı
olduğunu söylemek mümkün mü? Devletin eskiden beri baskılar oluşturmadığını
söylemek peki? Ölümler, ihlaller tek taraflı olabilir mi? “Çözüm süreci”
dedikten sonra Roboski, Gever, Lice gibi yerlerde çocukların yaşamına bombalar
sokulduğunda artık çok değeri kalmamış çiçekleri fırlatmak mümkün mü? Değil.
Ama tüm bunlar karşılıklı ölümlerin hiçbirini de meşrulaştırmaz. Özellikle bu dönem
ülkeyi yıkıp yakan ve bunda önemli rolü olanlar belli, “kaos olacak” dediler,
oldu. Ama bu kaosun sorumluları hedeflenen kişiler değil, bize bu şekilde
yansıtılıyor. Gezi’den sonra birçok kişiden şunu duyduk: “yıllardır medya bize
başka gösteriyormuş, biz aslında doğruları duymamış ve görmemişiz”. Tam da
öyle, peki şu an bir farkı var mı? Şu anda da sanki tek bir taraf suçlu gibi
değil mi?
Hep “Asala kuklaları, Rum tohumu, Çingen hırsız, Hain
Kürt, Ermeni Dölü, fahişe kadın, dinsiz Alevi, ahlaksız eşcinsel” sorumlu
olmadı mı her olumsuzluklarda? Yine aynı. Ama şu var ki, bir yerde birileri bir
şeyleri araştırmak istemiyorsa orada kötülük vardır, orada faşizm vardır. Bize
kalan ise, yıllardır sürdürülmeye çalışan “insanlık” mücadelesi altında
haksızlıkları duymak ve görmek, elden geldikçe de ses çıkarmak. Çok sevdiğim
bir dostum, o kendini bilir, bir yürüyüşte sessizlik olduğunda “Yarın çok geç
olacaaaak” diye bağırdığında çok gülmüştük, hatta “teyzeler gibisin” bile
demiştik ne yalan söyleyeyim. İşte o dostum o gün çok haklı bir tepki vermişti
aslında, hatta belki hep beraber geç bile kalmıştık. Çünkü barış çok güzel,
geldiğinde çok mutlu olacağız, hem de hepimiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.