Ümit-Kurt / umit105@gmail.com
Ermeni soykırımı, sadece Ermenilere karşı işlenmiş barbarlık
gösterilerinde değil, aynı zamanda Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde
çıkarılmış bir dizi normal ve sıradan hukuk metinlerinde gizlidir. Bu yazımda
Ermeni soykırımındaki kasıt/niyet unsurunun somutlaştırılması açısından Ermeni
tehciri üzerinde durmak istiyorum. Her şeyden önce kendi güvenlikleri için
harbin cereyan ettiği bölgelerden daha güvenli yerlere ‘yeniden iskan’
edileceği söylenen Ermeniler bilakis IV. ve VI. Ordunun İngilizlerle yoğun
olarak savaştığı bir gayya kuyusuna yani Suriye topraklarına sürgün edilir.
Şubat-Mart 1915’te Dörtyol-Adana-Maraş-Zeytun’da fiilen
başlayan ve Konya’ya sürülmesi planlanan Ermenilerinin tehcirinin rotası 24
Nisan 1915’te alınan bir kararla Anadolu dışına doğru evrilir ve Suriye’de
karar kılınır. Aynı gün önce İstanbul’da daha sonra neredeyse Anadolu’daki
bütün vilayetlerde Haziran-Temmuz 1915’e kadar sürecek olan Ermeni aydınlarının
tutuklanması ve birçoğunun Çankırı-Ayaş-Ankara istikametinde katledilmeleri
vuku bulur.
Yine aynı gün, Britanya İmparatorluğu’na bağlı kuvvetler
denizden ve karadan Çanakkale’yi bombalamaya başlar. Van’ı da kaybederek iyice
köşeye sıkışan ve kendini varlığını mutlak bir tehdit altında hisseden İttihat
ve Terakki liderlerinin gazabına uğrayan ise en başta Ermeni toplumu ve
sonrasında bütün bir gayrimüslim Osmanlı tebaası olur.
Ermeni sürgünleriyle dolu olan konvoyların güvenliği için
hiçbir önlem alınmaz ve buna yönelik güvenlik önerileri geri çevrilir. Ecnebi
konsolosluklar, büyükelçiler ve uluslararası yardım kuruluşlarından gelen
yardım teklifleri engellenir ve kabul edilmez. Almanya’nın İstanbul büyükelçisi
Metternich’in 9 Aralık 1915 tarihinde Ermeni sürgünlerine yönelik yardım
önerisi reddedilir. 28 Nisan’da yapılan bir diğer öneri de yine İttihat ve
Terakki hükümeti tarafından kabul görmez.
Almanya ve Amerika’dan gelen söz konusu yardım tekliflerinin
kabul edilmemesi bizatihi Talat ve Cemal Paşaların çeşitli vilayetlerdeki
görevlilere gönderdiği emirlerle teyit edilir. Ermenilere yönelik soykırım
niyetinin en bariz örneği Dahiliye Nazırı Talat Paşa tarafından Diyarbakır
vilayetine gönderilen 12 Temmuz 1915 tarihli şifreli telgraftır.
Bu telgrafında Talat Paşa Diyarbakır Valisi Reşit Bey’e
Ermenilere karşı uygulanan “terbiye edici” siyasal uygulamaların diğer
Hıristiyanlara uygulanmamasını net bir biçimde ifade eder. Reşit Bey,
Diyarbakır’daki 150,000 Ermeni’nin sistematik olarak imha edilmesinden
sorumludur.
Ermenilerin kamilen izalesi sürecindeki kasıt unsurunu
somutlaştıran bir diğer mesele tehcir edilen Ermenilerin taşınır ve taşınmaz
mal varlıklarının akıbetine ilişkindir. 1915 yılında sürgün edilen Ermenilerin
geride bıraktıkları malların idaresi için gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet
döneminde, bir dizi kanun ve kararname çıkartılmıştır. Emval-i Metruke
Kanunları olarak bilinen bu kanun ve kararnameler Ermeni varlığını yok etmeyi
kurumsallaştırmıştır. Bu kanunlar soykırımın yapısal unsurudurlar.
Ermeni soykırımı, sadece Ermenilere karşı işlenmiş barbarlık
gösterilerinde değil, aynı zamanda Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde
çıkarılmış bir dizi normal ve sıradan hukuk metinlerinde gizlidir. Osmanlı
İttihat ve Terakki Partisi, Ermenileri şu veya bu nedenlerle bulundukları
yerlerden sürmüş; sürerken de mallarınıza biz bakacağız ve değerlerinin
karşılığını yeni yerleşim yerlerinde size teslim edeceğiz sözünü vermiştir.
Çıkartılan tüm kanun ve kararnamelerde, malların asıl sahiplerinin
Ermeniler olduğu ve devletin sadece onlar adına idare işini üstlendiği tekrar
edilmiş ve ama sonra da, bu kanun ve kararnameler Ermenilerin Anadolu’daki
varlıklarını ortadan kaldırmak için kullanılmıştır (İleri dönemde bu kanun ve
kararnamelerin içeriğine ve Ermenilere ait mal ve mülklerin nasıl tasarruf
edildiğine ilişkin hassaten bir yazı yazacağım).
Ermeniler maddi temellerinden o derece yoksun
bırakılmışlardır ki tehcir edildikleri konvoylarda kendilerini korumakla
mükellef güvenlik görevlilerine bunun için rüşvet dahi veremeyecek duruma
düşürülmüşlerdir. Emval-i metruke mevzuatı Ermenilerin tehcir süreci boyunca
fiziksel imhalarının gerçekleştirilmesine doğrudan etki etmiştir.
Öte yandan tehcir sürecinde Ermenilerden müteşekkil
konvoyların “yerleştirildiği” kampların “ölüm kampları”ndan farkı yoktur.
Suriye vilayetinin Hama, Homs, Rasul’ayn, Meskene, Bab, Munbuç, Havran, Musul
ve Der Zor gibi kazalarına sürgün edilen Ermeniler bu bölgelerde maruz
kaldıkları salgın hastalıklardan, açlıktan ve susuzluktan kırılmışlardır.
İlaveten, bu bölgelerde Teşkilat-ı Mahsusa birlikleri eliyle kitlesel olarak
katledilmişlerdir. Bütün bu katliamlar oralarda görevli resmi Osmanlı askeri ve
sivil idarecilerin/memurların gözleri önünde cereyan etmiştir.
Esasında buradaki temel mesele şudur: Tehciri organize eden
Talat Paşa, bu bölgelere sürgün ettiği Ermenilerin bu koşullar altında hayatta
kalamayacağından emindir. Tehcir sürecinin arkasında yatan gaye bu noktada
düğümlenmektedir. Tehcir koşulları bir bütün olarak değerlendirildiğinde
İttihat ve Terakki’nin Ermenilerin topyekun imhasına dönük politikalarındaki
niyet unsuru temayüz eder.
Altı çizilmesi gereken bir diğer nokta İttihat ve Terakki
Merkez-i Umumisi liderlerinin Ermenilerin tehciriyle birlikte eşzamanlı yürüttükleri
Anadolu’nun demografik olarak homojenleştirilmesi; başka bir ifadeyle
Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan gelen Müslüman muhacirlerin ve göçmenlerin
Ermenilerden boşalan yerlere yerleştirilmeleridir. Bu gruplar Ermenilerin
geride bırakmak zorunda kaldıkları mal ve mülklerin de sahibi olmuştur.
Ez cümle, Ermeni tehcirinin içeriği, koşulları, planlı hali
ve plansızlığı, koordinasyonu ve koordinasyonsuzluğu bir bütün olarak mülahaza
edildiğinde Ermeni soykırımındaki kasıt/niyet görülebilir. Bu da Birleşmiş Milletler’in
1948 yılındaki “Soykırım” tanımının neredeyse bütün unsurlarının Ermeni
soykırımı için de geçerli olduğunu gösterir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.