IŞİD, yaptığı gayr-i insani ve gayr-i İslami uygulamalara
kılıf bulmak için İslam’ı kullanmaktadır. Bu konuda bazı örnekler
verilebilir. Meselâ, Hz. Peygamberin
sözlerini araştırmadan ondan naklettikleri şu rivayete sarılıyorlar: “Her kim
Allah yolunda bir gayrimüslimi öldürürse, Allah ona cehennemi yasak eder.” Hâlbuki İslam’da bir kural vardır: “Etnik
kimliği ve inancı ne olursa olsun bütün insanların insan hakları korunmuştur. ”
Bunun en büyük kanıtı Hz. Peygamber dönemini Medine İslam toplumunda gayr-i
Müslimlerin Müslümanlarla bir arada barış içinde yaşamasıdır. (Bu alçakların saçmalıkları önemli değil, önemli olan bu sahtekarlara inanan, onlara katılan binlerce insanın varlığı. HYETERT)
***
İslam dünyasında IŞİD ile ilgili önemli çalışmaların
yapılmadığına dikkat çeken Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) İlahiyat
Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, IŞİD ile ilgili tüm gerçekleri
gazetemize anlattı.‘Korsan halife olmaz’
IŞİD VE DEAŞ nedir ne anlama geliyor?
Türkiye kamuoyunda IŞİD ve DEAŞ olmak üzere iki kelimenin
kullanıldığını görüyoruz. IŞİD, Türkçe olarak Irak ve Şam İslam Devleti
anlamına geliyor. DEAŞ ise Türkçe karşılığın Arapça olarak ifade edilmesidir.
Yani “Devletü Irak ve Şam…
IŞİD ne zaman ortaya çıktı?
Bu hareket, 2003 yılında Ebu Musa Zerkavi tarafından
Cemâatü’t-tevhîd ve’l- cihat adıyla Amerika’nın işgaline bir tepki olarak
kuruluyor. IŞİD, 2004 yılında El Kaide’ye bağlılığını ilan ediyor ve Irak El-
Kaidesi şeklinde isimlendiriliyor. 2006 yılında birkaç küçük grup ile
birleşerek Mücahidin Şura Konseyi ve daha sonra Irak İslam Devleti, 2013
yılında ise şimdiki ismi olan Irak ve Şam İslam Devleti adını alıyor. Grup
sözcülerinin, 2014 Haziran ayının sonlarında yaptığı açıklamalarda yeni bir isim
değişikliğinden söz edildi. İslam
Devleti… Fakat isim pek tercih edilmedi yine de Irak ve Şam İslam Devleti
(IŞİD, DEAŞ) ismi yaygın bir şekilde kullanılıyor. 2013’te El Kaide lideri Eymen el- Zevahiri bu
grubun Suriye kanadını tasfiye ettiğini açıkladı. IŞİD emiri Ebu Bekir el-Bağdadi ise bu
tasfiye kararını reddetti. Grubun
Suriye’deki operasyonlara devam edeceğini açıkladı. IŞİD, 2004 yılında Musul’u
daha sonra Irak ve Suriye’deki bazı bölgeleri elini kolunu sallayarak ele
geçirdi. Nisan 2013 ile birlikte IŞİD
Suriye'nin kuzeyinde hızlı bir şekilde askeri güç kazanmaya başladı. 2014
yılında başta Musul’un ele geçirilmesi olmak üzere büyük gelişmelere imza attı.
Bu gelişmeler koalisyon güçlerinin gözetimi altında oldu. Çok düşündürücü, çok
düşündürücü… Ârife tarif gerekmez.
Bu hareket ortaya çıkış sebeplerini nasıl gerçekleştirdi?
Herkes, IŞİD’in
dünyanın gözü önünde birden nasıl harekete geçtiğini merak ediyor. Şöyle bir
tarihi geriye saralım. Ortadoğu’nun zengin petrol yatakları, 1948’de kurulan işgalci
İsrail’in güvenliliğinin batılı güçler için arz ettiği önem ve bölgenin mezhep
çeşitliliği gerilimli bir atmosferi ortaya çıkarmıştır. Birinci dünya
savaşından sonra Osmanlı Devleti’nin çekilmesine müteakip bölgede istikrar ve
huzur azalmış, Amerika’nın körfez işgalleri neticesinde ise ortam çatışmalara
çok müsait bir hale gelmiştir. IŞİD’ in güçlenmesi ve ulaştığı başarıyı Irak
Eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El-Haşim’i, yaptığı açıklamalarda şöyle
anlatmıştı: ‘Irak’ta yaşanan kriz aniden gelişmedi. Bu kriz 2004 yılından beri
yaşanan sıkıntıların bir sonucudur. Sözü edilen tarihten itibaren Irak’ta,
İran’ın da desteğiyle Sünnilere karşı Sünniliği zayıflatmak ve etkisiz kılmak
amaçlı mezhepsel bir yaklaşım sergilendi. Daha önceki Başbakan Maliki’nin
ordusu yüzde yüz olarak Şii taifeden oluşuyordu. Irak, Amerika’dan F-16 uçakları alacaktı. Bu
süreçte uçakları üreten şirket bir rapor hazırladı. O rapora göre şirket, uçuş
eğitimi almak üzere Amerika’ya gelen bin Irak ordusu mensubunun hepsinin Şii olduğunu
bildirdi. ABD’de eğitim alan bu askerlerin arsında ne Sünni, ne Türkmen, ne
Kürt, ne Hıristiyan, ne de Yezidi vardı. Hepsi Şii idi. Sünni Arap aşiretleri
neden ayaklandı? Neden bu IŞİD gibi bir takım akımlar ortaya çıktı ve güçlendi?
Bunun en büyük sebebi Nuri El Maliki’nin Sünnilere yönelik baskıcı, ayrımcı
politikasıdır.’ Irak’taki Sünni aşiret
liderleri, bu ayrımcılığa karşı denize
düşenin yılana sarıldığı gibi IŞİD ve benzeri bir takım hareketlere sığınıyor
ve bunlara destek veriyorlar. Öyle ki her şey İsrail’in güvenliği için
yapılıyor. Safdil Müslümanlar bu oyunun farkında değil, maalesef…
IŞİD’in kurulduğu ilk yıllardaki amacı neydi?
IŞİD kurulduğu yıllarda grup amacını, Irak’taki koalisyon
güçlerinin geri çekilmesini sağlamak, Irak hükümetini düşürmek, işgal
kuvvetleri ile birlikte çalışanları öldürmek, Şia nüfusunu marjinalize edip
askeri gücünü kırmak ve tamamen şeriat kanunlarıyla yönetilen bir İslam devleti
kurmak, şeklinde ifade etmiştir. Bu çerçevede grup kendine has taktikler geliştirmiştir.
Diğer isyancı gruplardan farklı olarak bunlar, Amerika ve koalisyon güçlerine
karşı alışılagelmiş silahlarla ve gerilla taktikleriyle saldırmak yerine daha
çok bomba yüklü araçlar kullanarak intihar bombası eylemleriyle sonuç almaya
çalışıyorlar.
Âyetleri ve hadisleri bağlamlarından kopardılar…
IŞİD, yaptığı gayr-i insani ve gayr-i İslami uygulamalara
kılıf bulmak için İslam’ı kullanmaktadır. Bu konuda bazı örnekler
verilebilir. Meselâ, Hz. Peygamberin
sözlerini araştırmadan ondan naklettikleri şu rivayete sarılıyorlar: “Her kim
Allah yolunda bir gayrimüslimi öldürürse, Allah ona cehennemi yasak eder.” Hâlbuki İslam’da bir kural vardır: “Etnik
kimliği ve inancı ne olursa olsun bütün insanların insan hakları korunmuştur. ”
Bunun en büyük kanıtı Hz. Peygamber dönemini Medine İslam toplumunda gayr-i
Müslimlerin Müslümanlarla bir arada barış içinde yaşamasıdır. 1400 yıllık İslam
tarihinde muharip olmayan; Musevisi,
İsevisi, Kıptisi, Zerdüştü vb.. İslam toplumlarında eman altında
yaşamışlardır. Bunun en iyi laboratuvarı; Asr-ı saadet, Emeviler, Abbasiler,
Selçuklular ve Osmanlılar dönemidir.
Maalesef bağlamlarından koparılan ayet ve hadisler bir takım dini
akımların kendi görüşlerini meşrulaştırmada kullanılmak suretiyle istismar
edilmiştir. Bugün de IŞİD, Nijerya’da Boko Haram ve eş-Şebâb örgütleri gibi din tandanslı akımlar aynı taktikleri
uygulamaktadırlar.. Yine IŞİD, kelle
keserek yaptıkları infazlara delil olarak Enfal Sûresi’nin 12’inci ayetini
göstermektedir. Âyetin meali şöyledir: “Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle
beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku
salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına”
diye vahyediyordu.” Tabii bu ayetin iniş sebebi vardır. Bedir savaşıyla ilgilidir.
Savaş esnasında inmiştir bu âyet. Bu ayet bağlamından koparılarak insanlar
korkunç bir şekilde cezalandırılmaktadır, bugün. Yapılan bu eylemlerle, hem İslam ve hem de Müslüman imajı
kirletilmektedir. Bu tip dini görünümlü hareketleri organize edenlerin en büyük
amacı, bütün bir yeryüzünde İslam korkusu oluşturmaktır. Bu konularda sadece
Müslümanların değil bütün bir insanlığın bilgi kirliliğinden kurtarılması için
doğru bir din eğitimi seferberliği başlatılmalıdır.
Peki, örgüt gençleri nasıl etkiliyor?
Örgüt, mobil iletişim araçlarını en etkin bir biçimde
kullanıyor ve birçok Müslüman genci bu yolla etkiliyor. Öncellikle sosyal medya
başta olmak üzere mevcut iletişim araçları yoluyla gençleri, dini terim ve
kavramları kullanarak motive etmekte ve psikolojik açıdan beyinlerini yıkama
faaliyeti içerisinde bulunuyor.
Sosyo-politik güç odaklarına dikkat çekerek ekonomik kaynaklara sahip
olma konusunda bilinçlendiriliyor. Öte yandan
IŞİD, cihat, kıtal, emr-i bil maruf nehy-i anil münker, şirk, tevhit, İslam
devleti, hilafet gibi dini kavramları asıl anlamlarından çıkararak bunlara özel
ve ideolojik anlamlar veriyor. Yapılan
faaliyetlerle insanların, Allah’ın rızasına ulaşacakları ve öldüklerinde şehit
olup doğrudan cennete gidecekleri telkin ediliyor.. Ayrıca kendilerine konforlu
bir hayat, dolar üzerinden maaş, kadın ve cariyelerle evlilik gibi nefsi hoş
gelen şeyler vadediliyor. Örgüt yayın
organlarında Müslüman kadınlara hitaben, IŞİD’e katılmayan kocaların mürted
olduğunu, onların nikahlarından kurtularak örgüte katılmalarını yazıyor..
Kendilerini mutlak anlamda Hak yolda olarak nitelendirmek suretiyle İslam’daki
çoklu görüşlülüğü teke indiriyor. Böylece kuşatıcı İslam anlayışının yolunu
kesmek suretiyle dışlamacı bir İslam anlayışını yaşama geçiriyor.
Özellikle; ‘Biz cennette yeniden
doğacağız. Sadece bir kez öleceksin. Niçin şehitliği seçmiyorsun? Allah yolunda
ölen ebedi diriliği kazanıyor. İstemez misin?
gibi sözlerle gençlerin bilinç altına, gönüllerine hitap ederek onları
etkileme çabası içinde bulunuyorlar.
IŞİD’ in bir takım lojistik destekleri var…
Tabii… IŞİD’ in bir takım lojistik destekleri var. Şu anda
15 bin askeri kaynağından söz ediliyor. Hafif ve ağır silahları ile geniş ve
mali imkânlara sahip olduğu söyleniliyor ve işgal ettikleri yerlerdeki petrolü
gayri resmi olarak sattıkları belirtiliyor. Ayrıca silahların bir kısmının
Suriye, Irak ve diğer gruplardan ele geçirdikleri de biliniyor. Bunun yanında
mal varlığı milyon dolarlarla ifade ediliyor. Ayrıca neo-selefi zihniyetli
körfez ülkelerinden de ciddi anlamda yardım gördüğü yazılıp çiziliyor..
IŞİD mali desteğini nereden alıyor?
Biraz önce ifade ettim.. IŞİD, Musul’u ele geçirdikten sonra
mali kaynaklarını daha da artırdı. Bunun yanında mal varlığının önemli bir
kısmını, Basra Körfezi’ndeki zengin Arap aşiretlerinden aldığı söyleniyor ve
bölgeye yerleştikçe para yolları genişliyor. Ayrıca banka yağmalama, petrol
yataklarını kontrol altına alma, kontrolleri altındaki bölgelerde yaşayan
sivillerden ve tüccarlardan vergi alama gibi değişik lojistik destek
sağladıkları da ifade ediliyor. Tabii dış bağlantıları da unutmamak gerekiyor. Yani uluslararası üst aklın, yani bir yapının
bunları desteklediği ve ortaya çıkardığı biliniyor.
IŞİD’in İslam anlayışı nedir?
Bunların İslam anlayışı üzerinde de durmak gerekir. Örgüt,
Selefi Vehhabi çizgide bir dini anlayışa sahip. Şii karşıtı söylemleri dile
getirmekle birlikte ne Şiilere ve ne de Suriye rejimine karşı savaşıyor. Tasavvufa karşı söylemleri dile getiriyor,
bu maksatla türbe ve tekkeleri şirk abidesi olarak nitelendirerek yıkıyor.
İsrail’e henüz bir şey demiş değil. Onun derdi Sünni Müslümanlarla… Örgütün ele
geçirdiği yerlerde şeriat hükümlerini uyguladığı(!) ve muhaliflerine karşı
(yani gerçek Sünni Müslümanlara)
acımasızca yöntemler kullandığı görülüyor. Örgütün şiddeti amaçlarına
ulaşmada araç olarak kullanması, katı zahiri din anlayışını benimsemesi, farklı dini anlayış ve gruplara
tahammülsüzlüğü, kendisi dışındaki tüm kesimleri kesin bir şekilde dışlayıp
kolayca tekfir etmesi, mürted olarak nitelendirdiği grupların öldürülmesini bir
hak olarak görmesi bu grubu tarihteki haricilerle özdeşleştirmektedir.
Örgüt, Hanbeli mezhebi âlimlerinin
görüşlerine hususiyle İbn-i Teymiyye’nin görüşlerine büyük değer vermektedir.
Ayrıca örgüt Muhammed b. Abdulvehhab’ın görüşleri ve fikirlerine de sıklıkla
atıfta bulunmaktadır. Ayrıca örgüt tekfiri etkin bir müessese olarak
kullanmaktadır. Tekfir konusunda örgüte yakın bir internet sitesinde yer alan
şu değerlendirme ilgi çekicidir: “Tekfir kişinin elindeki bir el bombası
gibidir. Eğer onu rast gele atacak olursa bir Müslüman’a fırlatma ihtimali yüksektir.
Ama eğer onu atmazsa kendi elinde patlayacaktır. O halde ne kendisine ne de
başka bir Müslüman’a zarar vermemek için, bu tekfiri yerinde ve zamanında
yapması gerekmektedir.”
IŞİD, yönettiği toprakların dışındaki sempatizanlarına neler
öğütlemektedir?
Diğer yandan IŞİD,
devlet memuriyetini, oy vermeyi, çocukları okula göndermeyi küfür olarak
görmektedir. Bu bağlamda örgüte yakın internet sitelerinde camilerde imamlık
yapmanın hükmü ile ilgili verilen cevap zihniyet dünyalarını yansıtması bakımından
dikkat çekicidir: Kendisi devlet imamı iken tevhidi öğrenen bir Müslümana düşen
görev, tövbesini izhar etmesi için bu
görevi bırakmasıdır. Eğer durduğu yerde tevhidi anlatır ve şirkin çeşitlerini
izah eder ise sözünde sadık insanlardan olduğu takdirde 3. hafta cemaat onu
alaşağı edecektir. Cemaate tevhidi anlatmayı mutlak sözleri kullanmak
zannederek “Hüküm Allah’ındır” demenin, kanun koyanlar ve onlara bu yetkiyi 5
yılda bir verenler kâfirdir gibi bir algıyı toplum idrak etmez. Allah
ayette;" Resullere düşen apaçık bir tebliğdir." buyurmaktadır. Dolayısı ile resullerin yolundan giden bir
insanın orada durması caiz değildir. En basit olarak müşriklere namaz
kıldırması kesinlikle caiz değildir. Kaldı ki namaz kıldırdıktan sonraki toplu
tesbihattan kaçması ise asla mümkün değildir, yoksa yaşlı müşrik cemaat o
kişiyi taşlarlar. Böyle bir vakıada imamlık yapmak ise mutlak olarak haramdır.”
IŞid bu görüşleriyle birlikte tasavvufi akımlara çok sert bir şekilde karşı
çıkmakta, geleneksel dini hayatın motifleri arasındaki mevlüt vb. uygulamaları
bidat hatta şirk olarak nitelendirmektedir. Ayrıca örgütün şirk, bidat, tağut,
cahiliye vb. kavramları sıklıkla kullandığı görülmektedir.
Sünni anlayıştaki Müslümanlara zulüm ediyorlar…
İşgal ettikleri yerlerde bir kaos ortamı oluşturarak
yerlerini başkalarına bırakma amaçlı hareket ettikleri de görülüyor. Mesela
Şiilere ve İsrail’e karşı bir şey yapmadıklarını, daha çok Sünni anlayıştaki
Müslümanlara karşı zulümlerini yoğunlaştıklarını görüyoruz.
Sizce İslam dünyasında IŞİD ile ilgili ciddi çalışmalar
yapılıyor mu?
İslam dünyasında IŞİD ile ilgili ciddi çalışmaların
yapıldığını söylemek mümkün değil. Müslümanları bilgilendirme konusunda çok geç
kalındı, maalesef. İslam dünyasında
elbette bunların ne olduğuna dair bazı söylem dile getirildi. Mesela Suriye
Müslüman âlimler birliği tarafından; ‘IŞİD ile mücadele Suriye’deki tüm
Müslümanlar için vaciptir’ denildi. Tabii bu sadece Suriye’deki Müslümanları
değil bütün İslam dünyasını yakından ilgilendiriyor. Bu alanda enformatik bir
cehaletten de söz etmek mümkündür.
Herkese çok büyük görevler düşüyor…
Bu konuda aklıselim olan insanların çalışma yapmaları bütün
toplumu aydınlatmaları gerekiyor.
Ülkemizde de maalesef gençlerimizin bu tip hareketlere katıldıklarını
görüyoruz. Basından yedi yüz PKK’lının cenazesi ve üç yüz IŞİD saflarında
ölenlerin cenazesinin Türkiye’ye girmiş olduğunu öğreniyoruz. Bunlar bilinenler. Orada bir İslam devletinin kurulduğunu ve o
İslam devletinin de bir halifesi olduğu söyleniyor. Hâlbuki korsan halife
olmaz. İslam dünyasını talan etmeye çalışan güçler, bu grupları kullanıyor. Bu
kargaşalar Avrupa ülkelerinde değil, İslam dünyasında yaşanıyor, maalesef. Bu
konuyu aydınlatmada, gençlerimizi doğru dini bilgi ile donatmada, başta tüm
eğitim kurumlarımız olmak üzere,
İlahiyat Fakültelerimize, İmam
Hatip Liselerimize, Diyanet İşleri Başkanlığımıza ve tüm basın yayın
organlarına kısaca herkese çok büyük görevler düşüyor. Âlimlerimiz,
aydınlarımız, âriflerimiz, entelektüellerimiz bu konu üzerinde sağlıklı
bilgiler edinmek suretiyle halkımızı doğru bir şekilde bilgilendirmelidirler.
Zencri tedbirlerle birlikte mutlaka eğitim odaklı çalışmalara ihtiyaç var.
İkisi birlikte yapılmalıdır. (Kader Eşiyok)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.