Tomas Çerme
Mardin kenti fiziki görünüm olarak, yüksek tepenin
üstünde Masis savaş kalesine dayanmaktadır. En yüksek noktasında kalesi yer
almaktadır. Mardin dört mevsimi de birbirinden güzel olan bir kenttir. Eski
çağlarda oldukça hareketli bir geçmişi olduğu bilinen şehir kısa aralıklarla
çeşitli birimlerin yönetim dönemlerini yaşamıştır. Sırasıyla Arşakuniler,
Persler, Dikranlar, Romalılar, Bizanslılar… M. S. 640 ‘ ta Arap İslam ordusu,
Hamdaniler, M. S. 873 Mervaniler, Büyük Selçuklular ve onların ardından Artukoğulları
(1109) uzun bir süre bu bölgeye egemen olmuşlardır. Mardinin Osmanlı
egemenliğine girişi 1517 yılıdır.
Tarihlerden anlaşıldığı gibi, Hristiyanlığın
Mezapotamya’ya girişi eskilere dayanmaktadır. Mezapotamya halkları, Ermeniler,
Pertevler, Marlar ve başkaları Hristiyanlığa inandılar. İskederiyeli Diyonisos
ise» benim yaşadığım çağda Mezapotamyada kiliseler gördüm” der (kendisi 4. yy.
başlarında Mezapotamyada yaşamıştır). Gerçektende Mardinde İslamiyetin
akınlardan çok önce eski kiliselere rastlanmaktadır. Bunlardan biri de 4 yy.
sonlarında inşa edilmiş Surp Krikor Lusavoriç kilisesidir. Halkın Ermeni kısmı
din adamlarına ve kiliselerine sadık kalmışlardır.
Şöyle bir kayda rastlanmaktadır»Surp Krikor Lusavoriç
adına, M. S. 420 de katedral kilise inşa edilmiştir». Bu kayıt piskopos Hovagim
Tazbazyan’ın katedrali onarttığı zaman bulunmuştur. Taş bir levha üzerine Asuri
alfabesiyle Ermenice olarak yazılıdır. Onarım tarihi 1791′ dir. Onarımdan sonra
kilise yeniden takdis edilip komutan Surp Kevork ismi verilir. Aynı zamanda
halk dilinde Kırmızı Kilise de denmektedir.
Mardinli rahip Husik Gülyan’ın gününe kadar bu yazıtın
tarihi belirsiz kalıp, anlamı çözülememiştir. Bu değerli yazıtın anlaşılır hale
gelmesi için rahip Antreas Ahmaranyan Keldani kilisesi rahibine yollayarak
çözülmesini sağlamıştır.
Rahip Gülyan ise çeşitli dillere tercüme ettirip
patrikhane salonuna astırmıştır. Aslı rahip Ahmaranyan’ın yanında bulunan bu
yazıt Mardin Ermeni kilisesinin ne kadar eski olduğunu, Ermenilerin Mardin
şehrinde M. S. 420 yılından önce de yaşadığını kanıtlar. Çünkü 6 yy. da konulan
bu yazıt Nusaybin’in yıkılıp, Ermenilerin 351′de Ma-sius (Masis) Mardin dağına
sığındıklarını anlatmaktadır. Bu dağda da karşılaştıkları Perslerle savaşan
Ermeniler adına, Ermenicede savaşçı anlamına gelen» Mardi» adına atfen şehir
Mardin olarak anılmıştır. Ermeni alfabesi M. S. 405 te bulunmuştur. Ermeniler 5
yy. a kadar yazışmalarında ve kitabelerinde çoğunlukla Yunan alfabesi,
Asurilerin yaşadığı bölgelere yakın yerlerde az da olsa Asuri alfabesini
kullanmışlardır. Bu yüzden Ermeni yapıtlarında görülen Asurice yazılar, onların
Asuri eseri olduğunu veya o asırda Mardin’de Asuri yaşadığı anlamına gelmez.
Mardin’in Osmanlı egemenliğine girişi 1517 yılındadır ve
Yavuz Sultan Selim’in komutanlarından Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından Osmanlı
topraklan içine alınmıştır.
Mardin’in Osmanlı döneminde ilk nüfus sayımı T C.
Başkanlık Devlet arşivleri genel müdürlüğü Osmanlı arşiv daire başkanlığına ait
998 numaralı yayınıdır. Buna göre 1530 senesi Mardin nüfusu şöyledir
Hane
2026
İslamiye
775
Ermeniler
1273
Mücerret (bekarlar)
734
İslamiye
(bekarlar) 233
Ermeni
(bekarlar) 502
Muaf
140
Daha sonraki yüzyıllarda, kırsalda yaşayan Yakubi
Süryaniler güneşe tapan Şemsilerin Ermenilerle birleşmelerinden sonra Mardin
şehrine yerleşirler. Şemsi Ermenileri Süryanileştirerek nüfuslarını çoğalttılar.
1891 Vital Cuinet’in» La Turquie d’Asia kitabı 2. ciltte
nüfus aşağıdaki gibidir:
Müslüman
10. 000
Kürt ve Türkmen 4. 000
Suriyeli Arap 1. 700
Toplam 15. 700
Mardin şehri Doğu Hristiyan Nüfus dağılımı şöyledir:
Ermeni Gregoryan 4.330
Ermeni Katolik 1.
200
Ermeni Protestan 1.
700
Keldani Katolik 580
Süryani Katolik 90
Süryani Yakubi 810
1915 Ermeni
Tehcirinden sonra Cumhuriyet döneminde 1928 yılında yapılan ilk nüfus sayımına
göre ise Mardin nüfusu [Haftalık mecmua 23 Kanun-ı Sani
(ocak) 1928 No: 132 Milliyet Matbaası, İstanbul] şöyledir:
Mardin Şehri Nüfusu
İslam 41.
364
Ermeni Katolik
1. 612
Keldani Katolik
304
Protestan Ermeni ve Süryani 389
Süryani Yakubi
5. 455
Süryani Katolik
1. 821
1915 Ermeni tehcir kafilelerinin konaklama ve geçiş
güzergahı Mardin şehriydi ve bölgedeki Süryani ailelerin pek çoğu kafileden
Ermeni yetim erkek çocukları evlat edinmişlerdir. Vaftizli olmalarına rağmen
Süryani kilisesinde yeniden vaftiz edilirler, Süryani adları verilir. Büyüyen
çocuklar yine Süryani kızlar ile evlendirilip toplumun asil üyesi haline
getirildiler. Bu yetim çocuklar öldükleri zaman geçmişleri ve asılları hakkında
Süryani ruhaniler kesinlikle bilgi vermez Süryani mezarlığına gömerlerdi.
Mardin’in Ermenilerden boşalan yerlerine, dışardan gelen
Süryani Yakubiler yerleştirildi. Bunların Ermeni yetim çocuklarını evlat
edinerek Mardin şehrinde nüfuslarını artırdıkları görülür. Mezapotamyanın
başlıca yerleşim bölgelerinden Diyarbakır, Urfa, Mardin ve Samsat gibi yerlerde
yaşayan Ermeni Şemsiler Güneşoğullarından Yakubi-Süryani mezhebine girenleri
1942 yılına kadar Süryani ruznamelerinde her yıl iftiharla ilan ederlerdi.
1915′te Ermeni tehciri sırasında Mardinde Surp Kevork ve
Surp Hovsep (Aziz Yusuf) kiliseleri askeri kışla ve tehcirde yetim kalmış
çocuklar için yetimhane olarak kullanılır. Bu iki kilise 1949 yılında Ermeni
cemaatine iade edilir. Bir yıl içinde ünlü Mardinli, Ermeni asıllı mimarbaşı
Sarkis Lole (Levon) ‘nin oğlu mimarbaşı Selim Lole ve Cebrail Hakimyan
başkanlığında Surp Hovsep (Aziz Yusuf) kilisesinin onarımı yapılabildi.
30 Temmuz 1950′de Mardin asıllı piskopos Nerses Tayroyan
beraberindeki rahip Kevork Cercis Çandıryan, cemaat ve yetkili erkanın da
iştirakıyla görkemli bir açılışta Surp Hovsep kilisesini ibadete açıtılar.
Yetkililerin izniyle genç rahip Kevork Cercis Çandıryan kilisenin rahipliğine
atanır. Kısa zamanda Ermeni cemaatini toparlar ve 27 Aralık 1954 yılına kadar
vaftiz, düğün, cenaze, Pazar ve bayram ayinleri yapılır. Mardinli Ermeni
çocuklara dini eğitim ve ilahileri Ermenice öğretirdi. Anılarımda Mardin Ermeni
cemaatinin 169 çocuğu Ermeni geleneklerine göre eğitildiklerinden hatırlarım.
1915′ten 1950 yıllarda Surp Hovsep kilisesi açılana kadar
dini vecibeler ya Keldani yada Süryani Katolik kilisesinde (bunların bir
kısmıda Süryani Yakubilerde) yerine getirilirdi. Açılması ile birlikte Surp
Hovsep kilisesi Mardin şehrinin en kalabalık ve canlı kilisesi durumuna gelir.
Zaman zaman bölge şehirlerden Ermeni bakiyelerin önemli ziyaret ve umut yeri
olur.
Surp Hovsep kilisesi Ermeni tehcirinden sonra bölgede
açılan ilk kilisedir. Kiliseye atanan rahip Kevork Çandıryan Roma’da tanrı
bilimi eğitimi görmüştü, Oysa kardeş kiliselerin ruhanileri ilkokul mezunu bile
olmayıp, Der Zafaran manastırında eğitim görmüşlerdi.
Aradaki bu eğitim farkı kardeş Yakubi-Süryanileri
etkiledi. Süryanileşmiş Ermeniler kısmen de olsa Ermeni kilisesi çatısı altında
toplanmaya başladılar. Çünkü Süryanilerin bir bölümü Ermeni kökenliydi.
Ermenilerin bu geriye dönüş hareketi Yakubi-Süryanilerin işine gelmeyip, zaman
zaman rahip Çandıryan’a karşı gelirler.
Surp Hovsep kilisesinin açılışı ve rahip Kevork
Çandıryan’ın gelişiyle pek çok kilise hurafeleri de son bulur. Genç rahip,
çağın tüm uygar kilise geleneğini Mardin’e getirir. Örneğin diğer kardeş kiliselerde o dönemde uygulamada
kilise girişinden heykele kadar olan uzun koridor tahta perde çekilmişti ve
dualarını haremlik selamlık halinde yapıyorlardı. Aynı gelenek Ermeni Surp
Hovsep kilisesinde uygulanmaz, kutsal
kitap İncil’in öğütlerinin dışına çıkılmamıştır.
Ermeni ve diğer kiliselerin tek ortak yanı mimari
üslubudur. Geleneksel Ermeni kiliseleri gibi diğer kardeş kiliselerin de
-Ermeni Şemsi Güneşoğullan mabetleri olması dolaysıyla- sunak heykelleri doğuya
bakmaktadır. Özellikle kilise ayin ve eğitim dilinin Ermenice oluşu hazm
edilemez ve Yakubi- Süryaniler tarafından tartışma konusu haline getirilir. Bu
huzursuzluğun başı ise Süryani metropoliti Hanna Dolapönü gösterilir. Ermeni
rahibin başarısı tartışılır hale gelir.
Bu huzursuzluk iki toplum arasında dayanılmaz bir hal
alır. Unutulmamalıdır ki, Yakubi-Süryanilerin Mardin’de evleri yoktu. 1915
Ermeni tehciri sonrası kırsal kesimden gelen Süryaniler Mardin şehrine akın
ederler ve Ermenilerden boşalan malikanelere yerleştirilirler. Bu yüzden
Mardin’de yeniden Ermeniliğin
yeşersmesini istememektedirler.
27 Aralık 1954′te kilisenin rahibi Kevork Çandıryan
sabaha karşı sınırdışı edilmiş ve
kiliseye bir daha başka rahip atanmamıştır. Bir hafta sonra Diyarbakır
şehri Ermeni cemaati üyelerinden Agop adlı bir şahıs Mardin şehrine gelerek
Süryanilerin (Karasun Manuk) Kırklar kilisesi’ne gider. Süryani metropoliti
Hanna Dolapönü’nü bulur ve ona»Ermeni rahibini suçlayarak sınır dışı edilmesine sebep oldun Cennete mi
gideceksin?” der. Metropolitin bir işareti ile kilisede bulunan cemaat, Agop’u
dışarı atarlar. Mardin şehrinin kuruluşundan beri var olan Ermenilerin bu
durumdan sonra varlıkları son bulacaktır.
Mardin Ermenileri sahip oldukları mal, mülkü,
kiliselerini ve atalarının mirası Mardin şehrini terk ederek hiç tanımadıkları
ülkelere göç ettiler. Ermenilerin geçerli sebepleri vardı. Doğdukları şehrin
havasının, suyunun özlemiyle yanarken kültürler arası ve iklim farklılıkları
gibi pek çok zorluklara da göğüs germişlerdi. Bu hasreti ve zorluğu biraz da
olsa yenebilmek için geleneklerini gittikleri ülkelere taşımışlardır. Ancak
doğdukları topraklarda gömülememenin de hasretiyle ölmüşlerdir. Mardin
şehrindeki Ermeni cemaat üyesi 1612 kişi kısa zamanda A B D, Şili, Arjantin,
Brezilya, Avustralya, Kanada, bir kısmı da İstanbul ve Lübnan’a göç ettiler.
Kilise ise ihtişamını bugün korumamaktadır.
Bugün sadece Süryani görünümünde bir veya iki Ermeni aile
Mardin de yaşamaktadır. Kilise vakfının 150 civarı mülkünün vakıf yönetim
kurulu iki aile tarafından yönetilir. Kilise ise yılda 3-4 kez
Yakubi-Süryaniler tarafından ayin için açılır. Ermenilerin son göçünden sonra
kısa zamanda Hanna Dolapönü haleflerinin önemli bölümü Mardin bölgesinde
kalamadılar, onlarda ekseriyetle göç etmek zorunda kaldılar. Mardin Ermenileri
tarafından günümüze kadar Yakubi-Süryani metropolit Hanna Dolapönüyü ve
yandaşlarını suçlamaktadırlar.
Surp Hovsep (Aziz Yusuf) kilisesinden günümüze kalan
yegane am çocukluğumda giydiğim “şabik” (kilise gömleği) oldu. Özlemin ve
hasretin tarifi yoktur.
Mardin’deki 1612 kişiden oluşan Ermeni bakiyeleri
kiliselerinde rahip olmayınca ve çocuklarının dini eğitim gereksinimi söz
konusu olunca, yeniden Yakubi-Süryani veya Keldani kiliselerine gitmek
istemediler.
1955 tarihinde
Ermenilerin Mardin’den göçünden sonra şehirdeki yaşamlarına ait izler
Yakubi-Süryaniler tarafından planlı bir şekilde silinmeye çalışılır. Amaç
Mardin ve Ermeni kelimelerinin yan yana kullanmamak, hatta şehrin tarih
sayfalarından silmektir. Mardin’e gelen yayın basın mensupları sadece
Yakubi-Süryani din adamları ile karşılaşırlar ve onlar her tarihi eser hakkında
konuşurken onu Süryanileştirirler. Metropolit Hanna Dolapönü’nün yazdığı Mardin
tarihi şehri Süryanileştirir. Amaç Mardin tarihini, mimarisini ve kültürünü
kendilerine mal etmektir. 108 fotoğraf içeren 210 sayfalık Mardin tarihinde Ermenilere ait bir tek ibare
veya fotoğrafa rastlanmaz.
Bir başka örnek ise, Mardin kalesinin bulunduğu dağın ve
şehirdeki malikanelerin kamuoyuna Yakubi-Süryani eseri diye tanıtılmasıdır.
Oysa devlet salnamelerinde dağın Ermenice adı Msis diye geçer. Malikanelerin
Ermeni asıllı mimarları da tarih sayfalarını doldurmakta, tapu kayıtlarına
bakıldığında Ermenilere ait oldukları anlaşılmaktadır.
Böylece, Mardin’de Hristiyan olarak Yakubi-Süryani mutlak
söz sahibi olur. Ermeni kelimesi söylemek zorunda kalındığında ise Katolik veya
Hrisityan kelimeleri kullanılmaya özen gösterilir.
Aynı metopolitin
1972 yılında yayınlanan» Tarihte Mardin» adlı kitabı; Mardin’deki manastır,
kilise ve tarihi anıtlar tarihleri hakkında Türkçe yazılan ilk kaynaktır. Ancak
ciddi hiçbir kaynak gösterilmeden yazılmıştır. Bu kitap daha sonraki yıllarda
Mardin tarihini yazmak isteyecekler için asılsız bir kaynak oluştururken
tarihçiler arasında doğan çelişkiler de konuyu içinden çıkılmayacak boyutlara
vardırır.
Bir örnek daha eklenilecek olursa; Hanna Dolapönü’nün
kartal yuvası diye adlandırıp yazdığı Mardin kalesinin eski kaynak ve şehir
salnamelerinde» Masis dağı ve kalesi” diye geçtiği görülmektedir.
Mardin ve etrafındaki Yakubi-Süryani mabetlerin
fermanlarına rastlanılmamıştır. Ancak (zilliyeten) tasarruftan tapulaştırılmış
olması mümkündür. Çünkü bu mabetler genelde Ermenilerin eski dini olan
Arevortiklere (Şemsi, Güneşoğulları) aittir. Şemsilerin Süryanileşmesinden
sonra mabetleri de kiliselere dönüştürülür.
Yakın tarihte Mardin ve etrafındaki Hristiyan kiliseleri
hakkında yazılan yazılar Süryani-Yakubi keşişlerin duygusal ve keyfi
ifadeleriyle yazılmıştır. Mabet ve kiliselerin, ilmi ve tarihi biçimde
araştırmalarına önemle ihtiyaç vardır. Mardin şehri için devamlı slogan haline
getirilmek istenen» minarede ezan, Süryani kilisesinde çan» cümlesi pek çok
unsurun beraber yaşadığı Mardin ve Mardinliler için büyük haksızlıktır.
Günümüzde Mardin ile ilgili yazılan, yayınlanan ve
konuşulanlar bu şehirdeki Ermeni izlerini silmek için verilen çabalardır. Son
zamanlarda basın-yayın basın sık sık Mardin tarihi ve mimari eserlerini
Süryanilere mal etmekle gerçek olmayan kaynaklar yaratmaktadır. Süryani
propagandası yapan bu yayın basın yetkililerinin yeterli bilgiye sahip olmadığı
açıktır.
Mardin’de Süryani görünümünde iki Ermeni aile kalmıştır.
Turistlere otantik kalıntı gibi gösterilmektedir. Türk ve Ermeni milliyetçileri
kendilerine artık daha inandırıcı düşmanlar bulmalı ve önyargılar bir tarafa
bırakılmalıdır. Bunları sizlere aktarırken boğazım düğümlenir gibi oluyor…
Süryani toplum liderleri tarafından zaman içerisinde sistemli şekilde Mardin’de
anıtların kökleşmiş Ermeni deyimleri sinsice ve sessizce değiştirilmiştir.
Örnek verilecek olursa Der- Zafaran, Deyrü’l Zafaran ismi ile değiştirilirdi.
“Der” in Ermenice anlamı rahiplerin evi demektir. “Mar” yerine Mor Mort ile
değiştirildi. “Mar” ise Ermenice bir kelimedir.
Kaynak: Kebikeç, yıl,2009, sayı 27, sayfa 99-15’ten ayrı
basım
Akunq.net

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.