Afşin Yurdakul/Gazete
Habertürk-Pazar
IŞİD, Amerikalıların Irak’ta sebep olduğu ve şimdi
bölgenin tümünü etkileyen bir durumun üzerine kendini inşa etti. Eğer Türkiye
AB’ye kabul edilseydi, AB’nin 3. büyük askeri gücü olacaktı ve George W. Bush
ve Rumsfeld’e “Hayır” diyecekti. Irak Savaşı çıkmayabilirdi bile. Ya da en
azından daha büyük engeller olurdu savaşın önünde. 2001’de ABD’ye saldıran
intihar eylemcileri Avrupa ve ABD’de yaşayan Müslümanlardı. Avrupa’da ırkçılığı
gördüler. Eğer Avrupa büyük bir Müslüman ülkeyi entegre etmiş olsaydı kültürel
anlamda çok daha fazla nüfus hareketi olacaktı. Sadece misafir işçiler
olmayacaktı. Gerçek bir değişimi zorlayabilirdi. Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında
bir kutuplaşmayı doğurmayacak şekilde bölgeyi yeniden düzenlemeyi
sağlayabilirdi.
***
Queens Üniversitesi’nde ders veren Kanadalı tarihçi Ariel
Salzmann, “Modern Devleti Yeniden Düşünmek: Osmanlı Ancien Régime’i” adlı
kitabında Fransız düşünür Alexis de Tocqueville’i 19. yüzyıl İstanbul’una
getiriyordu. Salzmann’a göre kıymeti bilinmeyen Osmanlı demokrasi deneyimi
Ortadoğu coğrafyasını bambaşka bir yola sokabilirdi
Ortadoğu ve Akdeniz dünyası hakkında uzman Kanadalı
Osmanlı tarihçisi Ariel Salzmann’ın 2011’de Türkçe’ye çevrilen “Modern Devleti
Yeniden Düşünmek: Osmanlı Ancien Régime’i” adlı kitabı ses getirmişti. Salzmann
kitapta, modern toplumların demokratikleşme süreçlerini inceleyen, sosyolojik
analizin öncülerinden, Fransız devlet adamı ve tarihçi Alexis de Tocqueville’i
Osmanlı topraklarında bir gezintiye çıkarıyor. Zira Tocqueville, 1830’lu
yılların başında Amerikan toplumunu yerinde gözlemleyerek modern dünyada
beliren eğilimleri Fransız elitlerine anlatmayı amaçlamıştı. İdeali, eşitlik
üzerine kurulu özgürlükçü bir demokrasiydi. Peki Tocqueville, İstanbul’a gelse
ne görecekti? Bu soru şimdi bile merak konusu olabilir.
Queens Üniversitesi’nde ders veren tarihçi Ariel
Salzmann, buradan acayip bir noktaya varıyor. Osmanlı demokrasi deneyimlerinin
göz ardı edildiğini, değerinin ne bilindiğini ne de anlaşıldığını düşünüyor.
Ortadoğu coğrafyasındaki güncel kaosu anlamak için tarihe göz atmakta fayda
var. Zira Salzmann’ın iddiası tarihin bambaşka bir yol alabileceği şeklinde...
Kitabınızda Alexis de Tocqueville’in Osmanlı’ya gelişi
kurgusu var. Bu meşhur Fransız düşünür, dediğiniz gibi 1830’larda Amerika’ya
gitmeseydi de Osmanlı’ya gelmiş olsaydı, Avrupa siyasi tarihi nasıl
şekillenirdi?
Tocqueville’in inancı, İslam’ı o veya bu şekilde takdir
etmekten onu alıkoymuş. 1849’da Tocqueville dışişleri bakanı. O sırada da
Osmanlı’da Tanzimat zamanı (1839- 76) ve bunu biliyor. Fransızlar çok işin
içindeydi. Anladığım kadarıyla, hatta bir biyografide geçiyor, Tocqueville
Osmanlı ile 1848’deki mülteciler sorunu müzakerelerinde de rol almıştı. Fakat
hayret verici olan şey, Osmanlıları da işin içine katma konusundaki
isteksizliği.
BOMBAYLA BİRLİKTE GÖMÜP PATLATTILAR!
‘OSMANLI HÂLÂ ANLAŞILAMADI’
Osmanlı’nın çöküşü bir anlamda Ortadoğu’nun Big
Bang’iydi. Çöküşten sonraki Osmanlı tanımlamalarında bu coğrafyadaki
deneyimlerin değeri yitirildi mi?
Osmanlı’nın hak ettiği ilgiyi görmemiş bir dönemi var.
Geç Tanzimat dönemi ve 1908’de parlamentonun yeniden açılması. 1908’deki Jön
Türk devrimi sonrası Osmanlı’yı Çinliler dahil, tüm dünya izliyordu. Bu
deneyler dünyanın başka yerlerinde gerçekleşmemişti. İlk parlamentonun
çeşitliliği, 1909’dan sonraki parlamento, bunlar olağanüstüydü. Oradaki
tartışmaları insanlar bugün okumalı. Her bölgeden ayrı temsilciler, eşit temsil
sağlamak için uygulanan pozitif ayrımcılık, Beyrut ve İstanbul gibi şehirlerde
tüm seçmenlerin bir Müslüman bir de gayrimüslim temsilci için oy kullanması...
Çok dinli, çok kültürlü bir yönetim tecrübesi... Bunun hâlâ neden çöktüğünü ya
da başarılı taraflarının neler olduğunu tam kavrayamadık. Şartlar ya da
kurumların düzeni farklı olsaydı sürdürülebilir miydi? Osmanlı imajındaki
sorun, onları nasıl yargıladığımızdan kaynaklanıyor. İmparatorluğun sadece
Ortadoğu’ya da Balkanlara değil, dünya tarihine katkısı henüz anlaşılamadı.
‘TOKİ BİR OSMANLI ÜRÜNÜ’
Günümüz Türkiye’sini de yakından izliyorsunuz. Siyasi
alışkanlıklar, eğilimler açısından bakarsak, İmparatorluktan Cumhuriyet’e geçen
güçlü genler var mı?
Bence tüm toplumlarda, kalıplaşmış siyasi davranış
şekilleri var. 2011’de seçim olduğunda, AK Parti kampanyasını “istikrar”
üzerine kurdu. Bunun ne anlama geldiğini de herkes anladı: Faizler artmasın,
çünkü borç var, kredi kartı borcu var. Türkiye’de şimdi bir neslin “mortgage”
(konut kredisi) borcu var. Devlet etki alanını borçlandırma aracılığıyla
genişletmiş oldu. Bu yöntem bana 18. yüzyılı hatırlatıyor. Ve çok zekice... 18.
yüzyılda da Osmanlı Devleti birçok sosyal ayaklanmayı atlattı, geniş bir
emperyal devlet yapısı içinde kendine sadık gruplar yarattı. Bunu da nasıl
yaptı: Yeniden dağıtılabilen bir süreç inşa ederek, İmparatorluğun dört bir
tarafından sadıkların katılımını sağlayarak, komplike bir mali sistem içinde.
Ve mesela Fransızların aksine, bunu sadece parası, mal varlığı olan kerli ferli
şahıslar için de yapmadı. Küçük bütçeliler de imparatorlukta hisse sahibi
olabildi. Örneğin, TOKİ borcu olan TOKİ site sakinlerinin Türkiye
Cumhuriyeti’nde hissedar olması gibi. Bu sistem sayesinde, kişilerin
menfaatleri artık devletin de menfaatleri ile bağlantılı olmuş oluyor. Yani
TOKİ, bir Osmanlı düşüncesinin ürünü, devletle halk arasında borç üzerinden
ilişki kuruyor.
IŞİD'İN KORKULU RÜYASI!
Bugünün Ortadoğu’suna gelelim. IŞİD’in en çok tartışılan
videolarından birinin adı biliyorsunuz ki “Sykes-Picot’nun Sonu”. HD çekilmiş
ve kusursuz montajlı. BBC bile bölgedeki krizi izah etmeye çalışırken Osmanlı
İmparatorluğu’nun haritalarından başlıyor işe. Neden?Osmanlı hâlâ çöküşte mi?
Gerçekten de Sykes- Picot düzeninin sonunda mı geldik?
IŞİD, El Kaide’nin bıraktığı yerden devam ediyor. Usame
bin Ladin’in ilk açıklamalarından biri Osmanlı İmparatorluğu ile ilgiliydi.
Batı’da ya da geçmişte imparatorluğun parçası olan ama bugün bağımsız olan
ülkelerde yaşayanlar, Osmanlı’nın bölgedeki alternatif söylemlerde nasıl varlık
gösterdiğini unutuyorlar. IŞİD’den önce El Kaide bu temayı kullanıyordu.
Bölgeye Sykes- Picot haritası çizildikten sonra da çok müdahaleler oldu. Asıl
sebep sömürgecilikti ve özgün devlet modellerinin oluşmasına izin
verilmeyişiydi. IŞİD Sykes-Picot’nun sonunu getirmeye takmış durumda. Çünkü bu,
büyük hezeyanın sonu demek. Yani Osmanlı’nın Batı’nın elleriyle gelen sonunun
öcünü almak demek. İmparatorluğun parçalara bölünmesi ve İsrail devletinin bu
coğrafyada kurulmasının öcünü almak demek. Osmanlı’nın, Müslümanların, bölgede
Müslüman üstünlüğünün sonunun gelmesi... Onlara göre Sykes-Picot o son işte.
‘SURİYE’NİN KADERİ AFGANİSTAN’A BENZİYOR’
Irak ve Suriye çok travmatik bir dönemden geçiyor. Siz
Ortadoğu’nun geçmişini de bugününü de biliyorsunuz. Ne görüyorsunuz?
Bugün Suriye’de olanlar, Afganistan’da yaşananların
tekrarı. Orada da ülke nüfusunun yarısı yerinden edilmişti. İnsanlar yerinden
edilince aileler parçalanıyor, altyapı tahrip oluyor, bölgedeki tüm ülkeler
destabilize oluyor. Şimdi bölgeye dağılmış milyonlarca mülteci var. Suriye de
Afganistan’a benzer şekilde uluslararası aktörleri mıknatıs gibi çekiyor. Suudi
Arabistan gibi devletler sahada kendi vekâlet savaşçılarını yarattı. Önce
mücahitler formunda... Pakistan için de Taliban böyleydi. Suriye’de de bunun
olduğunu görüyoruz. Bir güç ortaya çıkarsa kaybolmuyor. Başka bir şeye
dönüşüyor, sizin ülkenizin dokusunu da bozuyor, bölgedeki ülkelerin de.
Pakistan’ın şu anda “Talibanlaşma” sorunu var. Afganistan’da yaşananın uzantısı
da El Kaide. Türk hükümeti tarihin bu bölümünü gözden kaçırmış gibi. Eğer atlamamış
olsalardı, Suriye’de stabil bir rejim yaratmaya uğraşırlardı.
IŞİD'İN KÖK SÖKTÜREN KADIN SAVAŞÇILARI!
‘KATOLİSİZM BAĞDADİ’Yİ DOĞURAMAZDI’
İslam ve Dünya tarihi dersleri veriyorsunuz. Haberler
IŞİD’i, radikalizmi, çoğunlukla güvenlik boyutuyla ele alıyor. Daha derine
gidecek olursak, nedir IŞİD? Hangi boşluktan doğmuştur?
İslamcı filan değiller! Bir enternasyonalist hareket var
ve yerel güçlerle birlikte iş tutuyorlar. Bunu da bütün küre için yaptıkları
iddiasındalar. El Kaide modelini aldılar “franchise” gibi. Ancak durum şimdi
fazlasıyla postmodern. Askeri anlamda örgütün Irak’taki çekirdek yapısı eski
Baasçılardan ibaret. Önce ABD, sonra da Şii idareciler tarafından kötü muamele
görmüş, yönetime çok kızgın bir halk var. Çok sayıda silah, Irak ordusunun
bıraktığı son teknoloji ekipmanlar, para ve petrol var. Bağdadi kendi
bağlamında dini ve siyasi otorite olabiliyor, Papa gibi bir otoriteye ya da El
Ezher’e boyun eğmek zorunda değil. Bu Katolisizm’de olamazdı mesela. Katolisizm
Bağdadi’yi doğuramazdı. İslam’da kilise gibi aracı kurum olmadığı için Bağdadi
otoritesini ilan edebiliyor. Ayrıca Ortadoğu’nun tam göbeğinde jeopolitik
konumları var. Tabii ki “Sykes-Picot’nun sonu” diyecekler!
‘OSMANLI’NIN ÇÖKÜŞÜNÜ IŞİD HAKARET SAYIYOR’
Son tahlilde amaçları ne?
Bence IŞİD’in amacı halifeliği yeniden inşa etmek değil.
Osmanlı’nın çöküşünü dünyadaki tüm Müslümanlara hakaret olarak alıyorlar.
Batı’ya denk olabilecek tek bağımsız devlet umudunun Osmanlı ile birlikte
çöktüğünü düşünüyorlar. Sonrasında da toprakların bölünmesinin yarattığı,
onların gözünde Nasır, Atatürk, “gizli Yahudiler” ya da “masonlar” tarafından,
yani otoriter ve İslami hareketleri bastırmış, “gavur” olarak addettikleri
kişiler tarafından yönetilmiş olmanın yarattığı büyük aşağılanma hissi var.
Müslümanlar için hem içeriden hem de dışarıdan sömürgeleştirilmiş olma hissinin
yarattığı bir aşağılanma duygusu yani. Bunu yok edeceklerini düşünüyorlar.
İŞTE IŞİD'İN ELİNDEKİ SİLAHLAR!
‘IŞİD’CİLER BELKİ DE SOSYALİST OLACAKTI’
Bu soru kafaları çok karıştırıyor: Gençler neden IŞİD’e
ilgi duyuyor? Bir IŞİD’cinin sosyolojik anatomisini soruyorum aslında...
Afganistan Savaşı’ndan sonra doğmuş enternasyonalistler
bunlar. Birçoğu expat, yani yabancı. 11 Eylül sonrasının dünyasında yaşayan
insanlar... O tarihten sonra Müslümanların gördüğü muamele değişti. IŞİD’e
katılanların çoğu, bu dönemde ergenlikten yetişkinliğe geçen nesil. Irak ve
Afganistan’ı gördüler. Eğer başka uluslararası hareketler olsaydı, bu gençler
de öğrenci hareketlerinde olacaktı ya da sosyalizm için mücadele veriyor
olacaklardı. Ama şimdi küresel çapta tek numara bu.
'AVRUPA'DA IRKÇILIĞI GÖRDÜLER'
Bunlar Türkiye'nin yanı başında cereyan ediyor. O
bahsettiğiniz enternasyonalistlerin Türk sınırını geçip cihada katılması
sebebiyle Ankara çok eleştirildi. Peki Ankara ne yapabilir?
IŞİD, Amerikalıların Irak’ta sebep olduğu ve şimdi
bölgenin tümünü etkileyen bir durumun üzerine kendini inşa etti. Eğer Türkiye
AB’ye kabul edilseydi, AB’nin 3. büyük askeri gücü olacaktı ve George W. Bush
ve Rumsfeld’e “Hayır” diyecekti. Irak Savaşı çıkmayabilirdi bile. Ya da en
azından daha büyük engeller olurdu savaşın önünde. 2001’de ABD’ye saldıran
intihar eylemcileri Avrupa ve ABD’de yaşayan Müslümanlardı. Avrupa’da ırkçılığı
gördüler. Eğer Avrupa büyük bir Müslüman ülkeyi entegre etmiş olsaydı kültürel
anlamda çok daha fazla nüfus hareketi olacaktı. Sadece misafir işçiler
olmayacaktı. Gerçek bir değişimi zorlayabilirdi. Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında
bir kutuplaşmayı doğurmayacak şekilde bölgeyi yeniden düzenlemeyi
sağlayabilirdi.
Sykes-Picot dillere pelesenk ama İskoçya ve Venedik bile
bağımsızlık için referanduma gitti. Dünya yetki devri teorilerini tartışıyor.
Ortadoğu haritasını 2025’te nasıl görüyorsunuz?
Bunu söylemek zor. Avrupa’nın aksine Ortadoğu bir savaş
alanına döndü. Bölgenin muktedir ülkeleri bile şiddet üzerinde kontrollerini
kaybetmiş haldeler. Mezhepçilik, siyasi partilerin ve siyasi ideolojilerin
yerini aldı. Özellikle Türkiye ve İran gibi askeri gücü olan ülkeler, bölge
sorunlarını diplomatik ve kurumsal yöntemlerle çözmeye çalışmalı. Türkiye ile
PKK arasındaki barış görüşmelerini nihayete erdirmek de önemli bir adım. Bunun
peşinden de Türkiye ve İran önderliğinde Suriye iç savaşına çözüm bulmak için
konferans yapılmalı. Suriye ve Türkiye’de Kürtlerin yaşadığı bölgeler ile Kuzey
Irak’taki Kürt yönetimi arasında köprü kuran bir çeşit Kürt kültürel
federasyonu da sosyal ve siyasi anlamda tampon vazifesi görebilir. Yeni bir
bölgesel entegrasyonun ilk adımı olabilir.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.