Tuğçe Erçetin
twitter.com/tugceercetin / www.facebook.com/tugce.ercetin.7
/ ercetintugceercetin@gmail.com
Tesadüfen bir kahve molası sırasında tanıştık, kendisi
Ermeni, beklenen şaka geldi tabii: “Senin de Ermeni arkadaşın oldu”. Ninesinin
1915 sürecini anlatacaktı bana, daha doğrusu yıllardır konuşmadıkları bir
hikayeden bahsedecekti; annesi ve babası Ermeni olduklarını nasıl gizlemişler,
ilkokulda Ermeni olması sebebiyle sınıfta zorla en arka sırada nasıl
oturtulmuş, her seferinde nasıl yabancı olarak algılandı, otobüste bir teyzenin
kendisinin neden Ermenistan’da yaşamadığını ısrarla sorduğunu, din değiştirmesi
gerektiğine dair arkadaş baskıları gibi şeylerden bahsedecektik. Konuştuk ama
bir anda duraksadı. Daha fazla devam edemeyeceğini ve benim için kırıcı
olmayacaksa yazıya geçirmemem gerektiğini söyledi. Benim için sorun değil
elbet, ama meraklandım. Korkmuş muydu? Birileri onun kim olduğunu öğrenir ve
hesap sorarlar diye mi korkmuştu?
***
Düşünüyorum, belki siz de düşünmüşsünüzdür. Umarım bunu
düşünenlerin sayısı da fazladır. Çünkü 13 yıldır birileri birilerini hep bir
şeyler için ikna etmeye çalışıyor. Kırmızı çizgileri aşarak daha eşitlikçi,
daha demokratik ve daha özgür bir Türkiye sözü verildi. Hatta ne kadar ciddi
olduklarını belirtmek için yeni şeyler girdi hayatımıza; “kriterler, süreç,
reform, ileri demokrasi ve yeni Türkiye”. Bütün bunların amaçları vardı;
iyileştirilmiş insan hakları, Kürt sorununa barış getirecek bir çözüm, özgürlük
ve adalet gibi… Hepsi yeni bir Türkiye inşa etmek için söylenmiş ama hiçbir
zaman gerçek anlamıyla uygulanamamış. Fakat her şey yolundaymış gibi ikna
olanlar da var elbet. İkna olmak aslında bir tercih meselesi, ama bazen ihtiyaç
da olabilir. Fakat en başa döndüğümüzde o ihtiyacı kabul etmek de bir tercih
olur. Yani gelecekte sorgulanacak bir şeyler olursa aklımızda olsun.
“İsmimi vermiyorum, çünkü başıma ne gelir bilmiyorum”
Tesadüfen bir kahve molası sırasında tanıştık, kendisi
Ermeni, beklenen şaka geldi tabii: “Senin de Ermeni arkadaşın oldu”. Ninesinin
1915 sürecini anlatacaktı bana, daha doğrusu yıllardır konuşmadıkları bir
hikayeden bahsedecekti; annesi ve babası Ermeni olduklarını nasıl gizlemişler,
ilkokulda Ermeni olması sebebiyle sınıfta zorla en arka sırada nasıl
oturtulmuş, her seferinde nasıl yabancı olarak algılandı, otobüste bir teyzenin
kendisinin neden Ermenistan’da yaşamadığını ısrarla sorduğunu, din değiştirmesi
gerektiğine dair arkadaş baskıları gibi şeylerden bahsedecektik. Konuştuk ama
bir anda duraksadı. Daha fazla devam edemeyeceğini ve benim için kırıcı
olmayacaksa yazıya geçirmemem gerektiğini söyledi. Benim için sorun değil
elbet, ama meraklandım. Korkmuş muydu? Birileri onun kim olduğunu öğrenir ve
hesap sorarlar diye mi korkmuştu?
Velev ki konuştuk
Artık bazı şeylerden daha rahat bahsedilebiliyor diye
ikna etmeye çalıştım ama kendi inanmadığım bir şeyi söylerken hemen burnum
uzar, yüzüm kızarır ve gözlerimi kaçırırım. Çünkü “gerçek” anlamda neyi
konuşabiliyoruz ki? Velev ki konuştuk, bedeli olmuyor mu konuşmamızın? Ona da
söyledim, en iyisi sadece kahve içmekti o yüzden. Bana şöyle dedi: “13 yıldır
bir şeylerin sözünü alıyoruz, bazı şeyler daha iyi olacak diye. Peki ne
düzeldi? Kötüye gitmedi mi? Gerçekten özgür müsün Tuğçe? Hangi eyleme ertesi
gün mahkeme kağıdı gelecek korkusu olmadan gittin? Hangi haklarını istediğin
gibi kullandın?”. Haklı. Her yeni gün eşitlik ve adalet için çocuklar
öldürülüyor, haberlere baktığımda mutlaka en az bir ölüm haberi var. Muhalif
olan kim varsa işten çıkarılıyor, basın çok özgürdü ya hani. Sosyal medyada
düşüncelerini kim yazıyorsa gözaltında. İnsanı aşağılayacak şiddet ve tacizden
bahsetmiyorum. Günler kötü geçiyor. İnsan ne kadar umudunu “daha iyi bir yaşam”
için kaybetmese de yoruluyor artık.
O yüzden bugün hikaye yok, korktuğumuz için mi? Hayır,
bir anda son 13 yılı düşünmeye başlayınca çok derinlere gittik. Çok öfkelendik.
Bir yerlerde kandırmacalar var ve ikna olanlar, ısrarla ikna olanlar.
Hayatlarındaki baskı ve müdahaleye karşı bunun devam etmesi için ikna olmuş
insanlar var. Bunun şaşkınlığı içinde hikayeyi toparlayamadık, konu hep
dağıldı.
13 yıldır gerçek olan hiçbir şey yok. Hepsi sözde. Çözüm
süreci, Roboski, Lice, Gever gibi yerleri bombalamakla olmaz. İnsan hakları
için kriterlerden bahsederken, Ali İsmail kardeşimizin polis tarafından
öldürüldüğünü görmezden gelemeyiz. İleri demokrasi diyerek basın özgürlüğünün
yok olmasına göz yumamayız. Belki “Yeni Türkiye” denilebilir, ama içinde hiç
iyi şeyler yok, isteyen desin, herkes için “yeni” başka bir şey ifade eder
nasıl olsa…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.