Sait Çetinoğlu // Mail: cetinoglus@gmail.com
Osmanlı fethinden sonra Pontos radikal bir değişime
uğradı. Türk göçebelerini bölgeye yerleştiremeyen saray, Batum’dan Sürmene’ye,
Rize ve Of’a kadar, kıyı bölgelerindeki Ortodoks halklarına yönelik zoraki bir
İslamlaştırma politikası uygulamaya koyuldu. Zorla İslamlaştırma, diğer
Hıristiyan halklar gibi Ermenilerin nüfuslarında kan kaybına en büyük
etmenlerden biridir. 1915 sürecinde Pontos’ta Ermeni kadından söz etmek
tarihsel süreç içinde tükenişin son noktasını koymakla eş anlamlıdır. Pontos’ta
Ermeni varlığının yok edilmesiyle birlikte kadınlar da yok edilmiştir.
Kadınların büyük kısmı ölüm yolculuğunda tüketilirken bir kısmına el konmuş,
Müslüman haremlerine yerleştirilmiş ruhu çalınmıştır.
Pontos’un Lazistan sancağının 1915 yılı arifesinde, yani
Ermeniler ölüm yolculuğuna çıkarılmadan evvel Ermeni sayısını verirken
araştırmacı R. Kevorkian ve P. Papoudjian, sadece 35 Ermeni kaldığını
söylerler.1 Bölgeyi 1880’lerin sonunda ziyaret eden Vital Cuinet 100 Katolik,
5000 Apostolik olmak üzere 5.100 Ermeni olduğunu kaydetmiştir.
Cumhuriyet dönemine gelindiğinde, 1927 yılında yapılan
ayrıntılı nüfus sayımında Lazistan Sancağı’nda hiç Ermeni kalmadığı tespit
edilmiştir.
1927 yılı Pontos genelindeki Ermeni kadınlarına
baktığımızda, gelişmeyi net görüyoruz. Kıyı kesiminde Trabzon’da mezhebi
belirlenmemiş 58 Ermeni kadın kalmış, 53 kişinin anadili Ermenice, Ordu’da 59
Ermeni kadın kalmış ve 163 kadının anadili Ermenice, Giresun’da 1 Ermeni kadın
kalmış ve anadili Ermenice olan kadın yok, Samsun’da 111 Ermeni kadın kalmış
ama 121 kadının ana dili Ermenice. Artvin ve Gümüşhane’de Ermeni kadın
kalmamış. Anadili Ermenice olan kadın da yok. Pontos’un kıyı genelinde Ermeni
olarak kalan kadın nüfusu 229, anadili Ermenice kadın nüfusu 337. Buradan şunu
çıkarmak mümkün: Pontos Ermenilerinin ölüm yolculuğundan geri kalan Ermenilerin
yaklaşık üçte biri İslamlaştırılmıştır.Pontos’un iç kesiminde ise bu oran daha
da yükselir. Amasya’da 138 Ermeni kadın kalmış ne hikmetse (!) 596 kadının
anadili Ermenice!
Ancak altını çizmek gerek ki; hiçbir rakam ve istatistik
insanların dramını anlatamaz. Bu yüzden fazla istatistik kullanılmamıştır.
Daha savaşa girilmeden, Avrupa’da savaş başlar başlamaz.
İttihat ve Terakki kâtib-i mesulleri Trabzon’a gelip Teşkilat-ı Mahsusa
örgütlemesine girişirler. İlk olarak “Sopalı Mutasarrıf” namı verilen ve o
sırada Rize Mutasarrıfı olan Cemal Azmi Bey Trabzon’a vali tayin edilmiştir.
“Cemal Azmi Bey’in Teşkilât-ı Mahsusa’ya birçok hizmetleri dokunuyordu. Ve
ileride de kendisinden çok istifade edileceğine şüphe yoktu. Onun için vali
beyin de yemin ettirilerek Teşkilât-ı Mahsusa’ya alınması kararlaştırılarak
muamelesi yapıldıktan sonra Cemal Azmi Bey de Trabzon’daki heyetlerin
toplantılarına katılmaya başlamıştır.”2
Rize mutasarrıflığına Süleyman Sami Kepenek, Gümüşhane
mutasarrıfı Teşkilat-ı Mahsusa silahşörü Abdülkadir Bey,3 Ordu sonrasında
Giresun Kaymakamı Ali Faik Kunt, Samsun Mutasarrıfı Süleyman Necati Selmen,
Amasya mutasarrıfı Süleyman Sırrı Tavat ve Sivas Valisi Muammer Cankardeş;
Ermenilerin ölüm yolculuğuna sevkinin baş aktörleri olarak kadroyu
tamamlamışlardır. Tüm bu yöneticiler savaş sonrasında tehcir olaylarından
dolayı koğuşturmalara uğramıştır. Ancak 1. Savaş sonundaki Malta bir Nürenberg
olmamıştır.
Teşkilat-ı Mahsusa heyetinin aldığı ilk kararlardan biri;
“Trabzon hapishanesinde bulunan mahpuslardan istifade etmek, mahpusları
hapishaneden çıkartmak, zabitlerin kumandası altında bunlardan çeteler teşkil
etmek ve bilhassa çetecilikle şöhret kazanmış olanları elebaşı yapmak[tır].4
Böylece TM çeteleri yani infaz mangaları oluşturulması
tamamlanır. Bu çetelerin ilk görevi o tarihlerde Rusya’ya dahil olan, Artvin,
Ardanuç, Kars ve Ardahan’daki Ermeni köylerini yağmalamaktır. Burada bozguna
uğrayan TM çeteleri içeriye dönüp devlet gözetiminde, içerideki Pontos ve Ermeni
yağmasına ve cinayetlerine başlarlar. Topal Osman bunların en tanınmışlarıdır.
Çankaya Muhafız Alayı’na kadar yükseltilmiştir.
1915 sürecinde tesadüfen canlı kalabilen 1901 Trabzon
doğumlu Şuşanik Hovhannes Paçacıyan, 1915 sürecinde Merzifon’dan belirsizliğe
çıktığı trajik yolculuğunu nakleder:5 “Babam Hovhannes’in yedi erkek kardeşi ve
Onik Makhokhyan ile evli bir kız kardeşi vardı. Onik Makhokhyan ressam Vardan
Makhokhyan’ın6 ağabeyiydi. Onların ebeveynleri varlıklı insanlardı ve
çocuklarına iyi bir eğitim aldırmışlardı. Halam nişanlandığında, Fransızca
öğretmesi için evlenene kadar onun için özel mürebbiye tutmuşlar, piyano
çalmayı öğrenmesi için eve piyano getirtmişlerdi. Ancak ondan sonradır ki,
halam evlerine gelin gitmişti.” sözleri Pontos’un kültürel düzeyine işaret
eder. 1905-Trabzon doğumlu yazar Leon Zaven Surmelian’ın “Soruyorum Size
Hanımlar Beyler” adlı öz yaşam öyküsünde “Biz çocuklardan yeteneklerimizi
sergilememiz isteniyordu. Nivart piyano, Onnig keman çaldı…”7 sözleri dönemin
rutin yaşamına dairdir. Piyano, Pontoslu orta halli bir ailenin yaşamının
alışılmış bir parçasıdır. Times gazetesinin Bükreş muhabiri tanıklara dayanarak
Londra’ya geçtiği haberde Trabzon’da Ermenilerden müsadere edilen bir piyanonun
10-15 kuruşa alıcı bulduğunu8 yazmaktadır. Bu tarihlerde piyasada bir adet
tabak 5 kuruştur.
Merzifon’da Ermeniler başlangıçta İslam’a davet
edilirler:
“Kolejimizin hocalarından Gülyan’ın iki kızı, Armine ve
Hıranuş, Anatolya Koleji’nden mezundular. Kızlardan büyüğü Armine bana üçüncü
sınıfta matematik dersi vermişti. Tehcirden önce, onu din değiştirmeye ve
Merzifon Türk Okulu’nda çalışmaya zorladılar. O, iyi bir Ermenice, Türkçe ve
Fransızca uzmanıydı. Buna karşılık, onu tehcir etmediler ve o da kız, ailesi
dışında, kayın biraderi, onun eşi, erkek kardeşinin karısı ve Hasmik ve Lutfik
isimli iki Ermeni öğrencisinin hayatını kurtardı.9 Kolejimizde hocalık yapan
Svazlıyan tifüse yakalandı ve kurtarılamadı. Onu Müslüman mezarlığına Müslüman
cenaze merasimiyle gömdüler.” Geri kalan tüm öğretmenlerin tehcir edilip,
öldüğünü Şuşanik’ten öğreniyoruz.
Şuşanik’in yolculuğu 12 Ağustos’ta Merzifon’dan başlar:
“Ben dört yaşından itibaren Amerikan yuvasına gittim; sonra Miss Charlotte
Willard’ın müdiresi olduğu Merzifon Anadolu Koleji’nde öğrenim gördüm. 1915
yılında tehcir başladığında, kolejimizdeki insanlar da tehcir edildi. Bizler,
öğretmenlerimizle birlikteydik. Hepimizi on beş araba içinde tehcir ettiler;
nereye gittiğimizi kimse bilmiyordu. Pazardan, hanlardan geçip Amasya’ya
vardık. Orada uyumamız için bizi bir binanın ikinci katında bulunan iki küçük
odaya yerleştirdiler.”Sürgünler, bütün gece insanların yürek parçalayan inilti
ve feryatlarından uyuyamazlar. “Sabah, o binanın birinci katında, tam
kaldığımız odaların altındaki odalarda üstü üste dizilmiş, kafaları kesilmiş
Ermeni cesetleri10 bulunduğunu öğrendik; bu Ermeniler can çekişiyorlarmış ve
bizler dehşet içinde onların feryatlarını duyuyormuşuz.”
Bayan Willard Amasya’ya kadar öğrencileriyle birliktedir.
Amasya’dan geri döndürülür. Ancak Bayan Willard ve yardımcısı, Bayan Cage,
Osmanlı Devleti’ndeki Amerikan Büyükelçisi, Morgenthau’ya mektuplar göndermiş
ve kolejlerindeki öğrencilerin tehcir edilmemesi için izin almışlardır. Turhal
kaymakamına bu izin anlatılamaz, öğrenciler zorluluklarla geçen yolculuklarla
konvoy Sivas’a ulaşır:
“Turhal kasabasının kaymakamı, kendisine Merzifon valisi
[kaymakam ]tarafından bütün Ermenilerin istisnasız tehcir edilmesi için emir
verildiği gerekçesini öne sürdü. Öyle ki, o geceyi geçirmemiz için bize büyük
zorluklarla bir handa yer verdiler. Orada, hanın bir köşesinde hareket eden bir
siluet vardı. Kızlarla birlikte ona yaklaştığımızda, o adamın Ermeni olduğunu
gördük; jandarmalar onun üstüne değirmen taşı atmışlar ve omurgası kırılmıştı;
ama kendisi henüz ölmemişti. O haliyle yaşayacak fazla zamanı kalmadığını
bilmemize rağmen, hiç olmazsa karnı tok ölsün diye ona yemeğimizden bir parça
verdik. Sonra, arabacılar bizi Şarkışla’ya götürdüler. Arabacının yanına
oturmuş olan jandarma arabadan indi. Arabacı da indi ve birlikte bizden para
istediler. Halbuki biz öğrenciydik ve yanımızda para yoktu. Özellikle müdiremiz
bize yolculuk masraflarının tamamen ödendiğini belirtmişti. Arabacı ile
jandarma kendilerine para veren olmadığını görünce, bizi bir sonraki mola
yerinde bırakacakları tehdidinde bulunarak, yola devam ettiler. Bu şekilde
Yenihan’a vardık ve arabalardan indik. Bize boş bir salon verdiler; ama
kapıdaki nöbetçi para almadan, doğal ihtiyaçlarını gidermesi için bile kimsenin
dışarı çıkmasına izin vermiyordu. O akşam, o silahlı nöbetçi bayağı para
kazandı.”
Kızlar kafilesini takip edenler, kafilede gözüne
kestirdiklerine el koyarlar:
“Şükrü Bey Amasya’dan beri bizi takip ediyordu; çünkü
öğretmenlerimizden birini beğenmişti ve onun arkasından geliyordu; sonunda ona
sahip olup kendisine karı olarak alana dek bizi takip etti.” Yol boyu kızlardan
21’ine el konulur.
Kafile eksiklerle yola devam eder: “Sivas’a vardık. Orada
da Amerikan Kız Koleji vardı ama herkesi tehcir etmişlerdi. Onların karyolaları
yataklarla birlikte orada kalmıştı. Bizi oraya yerleştirdiler. Sivas’ta üç
hafta kaldık. Vali Sivas’ta değildi. Vali geri dönene kadar orada bekledik...
Sonra, başımızdaki bayanlar Vali’yle müzakerelere başladılar. Bu müzakereler
uzun sürdü. Yöneticilerimiz Merzifon Anatolya Koleji’ndeki 41 Ermeni kızın
tehcir edilmemesi ile ilgili Talat’ın imzasını taşıyan bir izin kâğıdını valiye
sundular ve Merzifon’a dönme iznini validen aldılar.
“Okulun öğretmenlerinden Prof. Theodor Elmer’in, 13
Aralık 1915’te ABD’de Philadelphia Academy Of Music’te yaptığı konuşma Merzifon
Anadolu Koleji’nin tehciri üzerinedir: “Ağustos’un 12’sinde, polis şefi yerel
polis kuvvetleri ve birkaç jandarma ile birlikte tekrar misyona geldi ve kız
okulunun genç kadınlarını istedi. Öğlene kadar saatler, misyonerlerin polisle
tartışarak genç kadınları alıp götürmelerini engelleme çabalarıyla geçti. Okul
müdiresi bir ara, onları o vahşi adamların ellerine teslim etmektense hepsini
okul bahçesinde vurmanın daha iyi olacağını düşünmüştü. Daha fazla ısrar
etmenin bir yarar sağlamayacağı görüldüğünde, yiyecek, giyecek ve parayla
kızlar yolculuğa hazırlandı. Amerikalı müdireleri onlarla birlikte gitmek için
izin koparmaya çalıştı. Bu önce kabul edilmedi. Daha sonra yolculuğun ilk günü
müdirenin [Amasya]ya kadar gitmesine izin verdiler. 12 Ağustos günü öğleden
sonra iki okuldaki altmış iki genç kadını taşıyan on dört araba yola çıktı.
Katil suratlı birkaç jandarma onlara eşlik ediyordu. Şehrin çıkışında kafileyi
durdurdular. Beklerlerken Vali, kolej müdiresini çağırttı ve bu genç kadınlara
dinlerini değiştirmeleri için hiçbir uygunsuz baskı uygulanmadığına tanıklık etmesini
istedi; sonra polis genç kadınların her birine korkunç yolculuktan kurtulmak
için inançlarını reddederek Müslüman olmayı kabul edip etmeyeceklerini sordu.
62’si de reddetti. Birkaç kilometre sonra aynı şey tekrarlandı. Yine hepsi
reddetti. İlk gece Amasya’ya vardılar ve şehrin yakınındaki bir tarlada geceyi
geçirdiler. Ertesi sabah Amerikalı müdire onların yanına fazladan yiyecek ve
para bıraktı; ardından şehrin Amasya valisinden kızları bırakıp evine dönme
emrini aldı. 13 Ağustos akşamı Merzifon’a geri geldiğinde çok üzgündü,
kızlarını bir daha hiç göremeyeceğini düşünüyordu. Dört gün sonra kendisine
Sivas Vali’sini ziyaret izni verildiğinde, onu kızlarını geri getirebilmek için
emir vermeye ikna edebileceğini düşünerek umutlandı. Kafileyi tam Sivas’ın bize
bakan tarafında yakaladı. 62 kızdan 21’inin alınıp götürülmüş olduğunu gördü.
41’i hâlâ duruyordu. Onları Sivas’taki Amerikan okuluna götürme iznini elde
etti. Orada beklerlerken Vali’yi bu 41 kızı Merzifon’a geri götürmesi için izin
vermeye ikna etmeyi başardı. Yollarda geçirilen yaklaşık bir aydan sonra, 6
Eylül’de kafile Merzifon’a geri döndü. Böylece vahşi adamlar en beğendikleri
kurbanları alıp götürmüş oldular. Şehrin sürgün edilen, öldürülen ya da
Müslüman olmaya zorlanan 12.000 Ermeni sakininden geriye kalanlar yalnızca bu
41 kızdan ibaretti. Merzifon’da olanlar, Küçük Asya’nın bütün diğer
şehirlerinde olanların bir örneğiydi sadece.”11
“1 Eylül’de Merzifon’a gitmek için Sivas’tan yola çıktık…
Beşinci gün Merzifon’a ulaştık. Ne kadar büyük bir sevinç yaşandığını
hatırlıyorum. Bizim kolejimizde öğrenim gören Rum oğlanlar ile kızlar, bizi
sevgiyle karşıladılar. Bizler eskisi gibi yerimize yerleştik ve olağan okul
yaşantımıza geri döndük.”
Kolejde öğrenim Nisan 1916’ya kadar devam eder. Mayıs’ın
16’sında Bayan Willard öğrencileri toplayarak Osmanlı Hükümeti’nin kendilerini
Amerika Birleşik Devletleri’ne geri gönderdiğini ve okulun kapandığını söyler.
Bayan Willard bütün bu tarihi gelişmeleri yazdığı
kitapta12 ayrıntılı olarak anlatır. Bayan Willard her bir kız için 40 altın
harcamıştır.
Okul kapandığından Şuşanik, yaşantısına yerleştirildiği
bir Rum evinde devam edecektir. “Kolejimizdeki fırıncının oğlu Arşam gelip, ben
ve Zaruhi’ye bir Rum ailenin yanına gideceğimizi bildirdiğinde, Kolejimiz askerler
tarafından kuşatılmıştı. Bizler Bayan Despina’nın evinde yaşamaya başladık. Ev
işlerine yardım ediyorduk. Onlar evde Türkçe konuşuyorlardı.” Bu gibi
yardımlaşmalar çok zor da olsa bir Hıristiyan dayanışmasıdır.13 Bölgede çeşitli
örnekleri de vardır. Dr. Metaksas da, Trabzon’da Levon’un ailesine yardımcıdır.
“Bize yardım edebilecek Rum dostlar çeşitli köylere dağılmışlardı. Ama Doktor
Andreas Metaksas kentteydi ve gökten inen bir melek gibi bizi görmeye geldi. O
tek umudumuz, dış dünyayla iletişim için tek aracımızdı. Bir Türk sokağında
bizi ziyaret etmek gerçekten cesaret isterdi… Erkekler yeni bir görüşme için
Doktor Metaksas ile birlikte yatak odasına çekildiler; burada biz oğlanlardan
birinin derhal, Doktor’un ailesini gönderdiği Rum manastırına yollanmasına
karar verildi. Vahşi Pontus Dağları’nda, her yerden uzak bu manastır, bir
Ermeni’yi saklamak için ideal bir yerdi. Manastırın adı Sümela’ydı… Onnig, Rum
köylü çocukları gibi giyinip Rum bir katırcıyla birlikte Manastır’a gitti.
Tanrı’ya şükür, birimiz kurtulmuştu. Eğer hepimiz ölürsek, Onnig aile adını
sürdürecekti.”14
Ermeniler ölüm yollarında ilerlerken, Şuşanik kaldığı
evde Müslüman kadınları eğlendirir! “Yüksek rütbeli Osmanlı memurlarının altın
takılar içindeki eşleri ziyarete geliyorlar, şarkı söyleyip ut çalıyorlardı...
Ben kolejde piyano dersleri almıştım ve başarılıydım ve sık sık onların
şarkılarına piyanoyla eşlik ediyor ama ulusum can çekişirken, bu umursamaz
kadınların eğlencelerine katılmak zorunda olduğum için kendimi çok kötü hissediyordum.
Siyasi durum değiştiğinde, 1918’de bizi tekrar Rum ailelerin yanından aldılar
ve yatılı okul tekrar açıldı; ama bu durum da kısa sürdü.” Bu kez, Merkez
Ordusu kumandanı Sakallı Nurettin Paşa Koleji bir daha açılmamak üzere kapatır.
Ancak herkes Şuşanik kadar şanslı değildir. Trabzon’da,
8-10 yaş civarındaki kız çocukların ırzına geçilmesi ve sonra öldürülmeleri;15
sürgün ve imhalarda görev alan birçok üst düzey yöneticinin kendilerine harem
kurmaları ve seks partileri düzenlemeleri neredeyse olağan uygulamalardır.16
Örneğin Trabzon’daki Kızılay’a ait hastane, Vali Cemal Azmi ve diğer
görevlilerin genç kızları seks objesi olarak kullandıkları bir eğlence
merkezine dönüştürülmüştü.17 Trabzon davasının 26 Mart tarihli oturumunda konu
gündeme gelmiş ve hâkim sanık ve şahitlerin olay hakkındaki bilgisine
başvurmuştur.18 Bunun gibi, genç kızların birbirlerine hediye olarak sunulması
da son derece yaygın bir pratikti. Amerikan Trabzon Konsolosu “kızlar içinde en
güzellerinin ... çete üyelerinin [cinsel] zevkleri için evlerde tutulması
burada kuraldan gözüküyor... İttihat ve Terakki’nin bir üyesi, kendisi ve
arkadaşları tarafından kullanılmak üzere en güzel kızlardan on tanesini şehrin
merkezi yerindeki evinde tutuyor,” diye yazıyordu.19
“Eklenmesi gereken son husus, kadın ve çocuklara yönelik
yapılan bu cinsel tacizleri, sadece bazı kişilerin kendi zevklerini tatmin ile
açıklamanın mümkün olmadığıdır. Ermeni kadın yazar Zabel Yeseyan’ın haklı
olarak belirttiği gibi, bu suçlar belli kurallara göre ve düzenli bir biçimde
işlenmiştir ve Ermeni milletinin aşağılanması amacıyla yapılmaktadır.20 Ermeni
kadın ve kızlarının vücutlarına saldırı, o ulusun onuru ile oynamak olarak
telakki edilmekte ve suçu işleyenlere, “düşman ulusa” ait bir alanın işgal
edilmesi tatminini vermektedir.”21
ABD Büyükelçisi Henry Morgenthau’nun 29 Temmuz 1915
tarihinde Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği Trabzon’daki ABD konsolosu Oscar S.
Heizer’in 28 Temmuz 1915 günlü raporunda kadınlara ve çocuklara yönelik
insanlık dışı uygulamalara yer verilir: “Trabzon’a iki saat uzaklıktaki Totz
köyünde Gregoryenler, Katolik Ermeniler ve Türkler yaşardı. Güvenilir bir
tanığın anlattığına göre, varlıklı ve hatırı sayılır bir Ermeni olan Boghos
Marimyan ve iki oğlu arka arkaya dizilip vurulmuşlardı. 45 kadın ve erkek köye
yakın bir vadiye götürülmüştü. Artes adında bir Ermeni’nin karısı ve kızları
önce jandarmanın subayları tarafından tecavüz edildikten sonra öldürülmek üzere
jandarmalara teslim edilmişti. Bir çocuk kafası kayalara çarpılıp beyni patlatılarak
öldürülmüştü. Bütün erkekler öldürülmüş, 45 kişilik gruptan bir tek kişi bile
sağ kalmamıştı.”22
ABD Konsolosu, aynı zamanda yetimhanelere alınan Ermeni
çocuklarının Müslümanlara, çete efradına dağıtılmasına tanıklık eder.
“Çocukların okullara ya da yetimhanelere yerleştirilip, Rum Başpiskopos
tarafından kurulan ve desteklenen, Vali’nin başkanlığını, başpiskoposun başkan
yardımcılığını yaptığı, üç Müslüman ve üç Hıristiyan üyeden oluşan komitenin
gözetiminde bakım altına alınması ve kurtarılması planı terk edildi. Kız
çocuklar Müslüman ailelere veriliyor ve böylece dağıtılmış oluyor.
Yetimhanelerin kapatılması ve çocukların bu şekilde dağıtılması bizim için ve
Rum Başpiskoposu için büyük bir hayal kırıklığıydı. Rum Başpiskopos bu uğurda
çok çalışmış, Vali’nin desteğini de elde etmişti. Fakat, İttihat ve Terakki
Komitesi’nin yerel lideri, Nail Bey, bu plana karşı çıkmış ve kısa bir sürede
uygulamayı engellemeyi başarmıştı. Birçok küçük erkek çocuk çiftçilere
dağıtılmak üzere [Platana Pulathane Akçaabat] gönderildi. Yetimhanede çocuk
bakıcısı olarak alıkonulan yetişkince kızlardan en güzelleri, burada her şeyin
onlardan sorulduğu çetecilerin evlerine, zevklerine hizmet etmek üzere
götürüldü. İyi haber alan kaynaklardan birinden, bir İttihat ve Terakki
Komitesi üyesinin, bu kızlardan on tanesini, kendisi ve arkadaşları tarafından
kullanılmak üzere kentin merkezi bir yerindeki evine kapattığını duydum. Daha
genç kızların bazıları, saygıdeğer Müslüman ailelerin evlerine götürüldü.
Amerikan misyonunun eski öğrencilerinden birçoğu, şimdi misyona yakın Müslüman
evlerinde bulunuyor ve Nail Bey tarafından ziyaret edilmiyor, ama kızların
hepsi bu kadar şanslı değil.”23
Bu çocukların verildiği ailelere maaş bağlanmış.24
Müslümanlaştırarak hareme aldıkları Ermeni kız ve kadınlar ile yetim bırakılan
çocukların ailelerinden kalan mülkleri de üzerlerine geçirme imkânı
verilmiştir.25 Eğitim Bakanı Şükrü tarafından, Trabzon vilayetine çekilen 26
Haziran 1915 tarihli telgraf, Ermeni çocukların yetimhanelerde Türkleştirilmesine
dairdir.26
Zorla asimilasyon politikalarının en önemli ayağı erkek
ve kız çocuklara yönelik uygulamalardır. Taner Akçam bu politikayı açıklarken
bir anlamda da Pontos’taki 1915 sürecini özetlemiştir.
Amaç eldeki olanaklar ölçüsünde, genç kız ve erkek
çocukları ya yetimhanelere yerleştirmek ya da Müslüman ailelere dağıtmak
suretiyle İslam-Türk kültürüne göre eğitmekti. Genç kızların zorla
Müslümanlar’la evlendirilmeleri bu planın bir parçasıdır. Burada önemli olan
husus, bu asimilasyon politikasının temel ilkelerinin daha büyük sürgünler
başlamadan önce planlanmış olmasıdır. Asimilasyon politikası ile fiziki imha
politikası yan yana olup genç kız ve erkek çocukların, diğer Ermeni nüfusu ile
beraber, değişik metotlarla öldürülmeleri veya açlık ve hastalıktan ölüme terk
edilmeleri tüm bir sürgün boyunca gözlenen bir olgudur.27 Erkek-kız çocukların
teknelere bindirilerek denizde boğdurulmaları bu duruma verilebilecek
örneklerden sadece bir tanesidir. Birinci Cihan Harbi sonrası 1919-1921 yılları
arasında İstanbul’da görülen davaların en önemlilerinden biri olan Trabzon
davasında görgü tanıkları bu konuda ayrıntılı bilgi vermişlerdir.28
Örneğin 3 Nisan 1919 tarihli oturumda, bir kadın verdiği
ifadede Cemal Azmi Bey’in “erkekleri cem’ ettirerek [toplatarak] kayıklarla
Kumkale Ciheti’ne sevk edilmeleri için jandarmalara emir verdiğini ve bunların
esnâ-yı şevkte bir kısmının kurşunla, kısm-ı diğerinin denize atılmak sûretiyle
hepsinin itlâf edildiğini [öldürüldüğünü]” aktardıktan sonra, Vali’nin
çocukları da toplattırdığı ve onların “bir kısmını Değirmendere Ciheti’ne sevk”
ettirdiği, “diğer kısmını da Niyazi Efendi’nin idaresi altındaki kayıklarla
denize” attırdığını söyler.29 8 Nisan tarihli oturumda ifade veren Trabzon’daki
Katolik Misyoner Reîsi İtalya Loran Milk, “denize nâzır bir yerde ikamet ettiği
için ba’zı Ermeni Kadın ve Çocukları’nm sandallara irkâb ile [bindirilerek]
nakl olunurlarken gördüğünü, bu sandalların bi’l-âhire boş döndüğünü” gördüğünü
aktarır.30
Denizde ve derelerde boğulan Ermeni kadın ve çocuk
cesetlerinden sonradan dalga ile kıyıya gelenlerini, bunların bulundukları
yerde kuma gömme işi (defin) Rum kadınlara düşer.31
DİPNOTLAR
1
Hemşin ve Sevked’in Kalkandere dağlık kazalarında zoraki İslâmlaştırma
politikasındaki kırılma, ilki 1680’de, İkincisi ise 1708-1710 yıllarına denk
gelir. Bu dönem bölgede İslamlaşmanın kitleselleşmesinde etkili olmuştur. Bu
gözü pek dağlıların direnişini kırmak amacıyla Oflu ve Rizeli mollalar
tarafından organize edilen katliamlar, binlerce ailenin Trabzon, Ordu, Çarşamba
ve Giresun’a kaçmasına, 30.000 Ermeni’nin de İslamiyet’e geçmesine neden oldu.
Hemşin’deki Ermeni toplumunun bu şekilde parçalanması, vilayetin batısında ve
Bitinya’ya kadar uzanan bölgede, “Laz Ermeniler” olarak tanımlanan kolonilerin
oluşmasında başlıca etken oldu. 1680 ile 1710 yılları arasında Hemşin ve
Sevked’li [Kalkandere] yaklaşık 100.000 Ermeni’nin zorla İslamlaştırıldı ya da
katledildi ve binlercesinin de “İslamiyet ya da ölüm” dayatmasından kaçmak
üzere batıya göç etti.(Raymond Kevorkian& Paul Papoudjian, 1915 Öncesinde
Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler, Çev.: Mayda Saris, Aras, 2012, s 206.
2 Arif Cemil, Teşkilat-ı Mahsusa, Ed.:
Metin Martı, Arma, 2. Baskı, s 26.
3 M.
Kemal’e İzmir Suikastı bahanesiyle 1926 yılında İstiklal Mahkemesi tarafından
gıyabında idam cezasına hükmedilmiş, firarda iken Trakya hududunda tevkif
edilerek Ankara’da idam edilmiştir.
4 Arif
Cemil, Teşkilat-ı Mahsusa… s 21.
5
Verjin Svazlian, Ermeni Soykırımı, Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının
Anlattıkları, Çev.: T. Ter Voğormiyaciyan - P. Çevikyan, Belge, 2013, s
294-297.
6 Ermeniler, Samsun’da gerek tek başlarına
gerekse genellikle Alman, Avusturya ve İngiliz şirketleriyle kurdukları
ortaklıklarla deniz taşımacılığı ve sigorta alanlarında aktif faaliyet
gösterirlerdi. Ünlü deniz ressamı Makhokhyan’ın ailesi bu alanın önde gelen
isimlerindendi.
7 Leon
Z. Surmelian, Soruyorum Size Hanımlar Beyler, Çev.: Z. Kılıç, Aras 2013, s 35.
8 James
Bryce - Arnold Toynbee, Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere Yapılan Muamele
1915-1916, Çev.: A. Günaysu, Gomidas Enstitüsü, 2009, s 296.
9
Merzifon’dan yazan Amerikalı bir öğretmen, “Müslümanlığı kabul edenlerin
kalmasına müsaade ediliyor. Başvuruların kabul edildiği avukatlık büroları
Müslümanlığa geçiş başvurusu yapan insanlarla dolup taşıyor. Birçokları bunu
çocuklarının ve eşlerinin emniyeti için yapıyorlar,” diye yazar. NA/RG59/867.
4016/106, Büyükelçi Morgenthau’dan Dışişleri Bakanlığı’na 26 Temmuz 1915
tarihli rapor. Aktaran: Ara Sarafian (ed.), United States Official Record on
the Armenian Genocide, Akt.: Taner Akçam, Ermenilerin Zorla
Müslümanlaştırılması, İletişim. 2014 s. 143.
10
Amasya’da Gabaş Ali, Ermenilerin kesilmesiyle görevlendiril-miştir.
Gabaş o kadar başarılıdır ki Yavuz Selim Meydanı’ndaki anıtta figür olarak yer
alır. Ahmet Demirel, Amasya’daki Atatürk Anıtı’nda Baltalı Katil,
http://arsiv.taraf.com.tr/haber-ataturk-anitinda-baltali-katil-145519/
(7.1.2015)
11 James
Bryce - Arnold Toynbee, s 336-337
12
Charlotte R. Willard of Merzifon (Missionary, American Board of
Commissioners for Foreign Missions; Formerly President of the School of
Religion, Athens, Greece...). Her Life and Times. New York, 1933.
13
Denizde ve derelerde boğulan Ermeni kadın ve çocuk cesetlerinden
sonradan dalga ile kıyıya gelenlerini, bunların bulundukları yerde kuma gömme
işi (defin) Rum kadınlara düşer. (James Bryce - Arnold Toynbee… s 289) Bu işlem
de bir başka dayanışmaya işaret eder.
14 Leon
Z. Surmelian, s. 102-103.
15 Zabel
Yeseyan, La Liberation des Femmes et Enfants Nomusulmans en Turkey, s. 5.
16 H.
Arendt, Essays in Understanding - 1930-1954, New York, 1994, s. 304’ten
aktaran: Matthias Bjornlund, “A fate worse than dying’: sexual violence during
the Armenian genocide”, s. 24.
17
Kadınlara yönelik her türlü cinsel taciz ve bu amaca uygun evler
açılması vb. son derece yaygın bir pratik idi. Osmanlı ordusunda görev yapan Alman
Ordu mensuplarının cinsel isteklerini tatmin için, bizzat Alman subayların
öncülüğünde Der Zor’da açılan bir ev burada bir örnek olarak verilebilir. (
Yervant Odian, Accursed Years: My Erile and Retumfrom Der Zor, s. 196-197;
209-211.) Paris Barış Görüşmeleri sırasında, sağ kalanların anlatılarına
dayanarak hazırlanan bir raporda sistematik bir biçimde uygulanan bir yöntemden
bahsedilir; buna göre, konvoylara refakat eden jandarmalar, konvoyları bir-iki
gün yürüttükten sonra bir su kaynağı veya akarsu yanında durduruyor, ama
susuzluktan perişan olmuş bu zavallılarının su içmesine müsaade etmiyorlardı.
“Susuzluktan yanmış insanların suya kavuşma izni elde etmenin bedeli, bilmem
kaç tane bakire ya da genç kızın kendilerine teslim edilmesiydi.” (Raporu tanınmış
Ermeni feminist yazar ve edebiyatçı Zabel Yeseyan, Paris Barış Görüşmeleri için
hazırlamıştır. Zabel Yeseyan, La liberation des Femmes et Enfants Nonmusul mans
en Turquie, Nubarian Kütüphanesi Ermeni Ulusal Delegasyon Arşivi, Boğhos Nubar
Paşa’ya 18 Mart 1919’de iletilen 11 sayfalık rapor, s. 2-3.) Konvoylara eşlik
etmekle görevli askerî komutanların, “onlara ne isterseniz onu yapın”, diyerek
askerlerine “Ermeni kadınlar üzerinde tam kullanım hakkı” verdikleri birçok
anıda yer alır. Genç kız ve çocuklara istenilen her şeyi yapabilme özgürlüğü,
tüm bir sürgün sürecini Hannah Arendt’in deyişiyle “mutlak kontrolün
laboratuvarları” haline çevirmişti.
18 Yeni
Gazete, 27 Mart 1919.
19 Taner
Akçam, Ermenilerin Zorla Müslümanlaştırılması… s 193.
20 Zabel
Yeseyan, La Liberation des Femmes et Enfants Nomusulmans en Turkey, s 5.
21 Taner
Akçam, Ermenilerin Zorla Müslümanlaştırılması… s 194.
22 James
Bryce - Arnold Toynbee, Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere Yapılan Muamele… s
287.
23 James
Bryce - Arnold Toynbee… 287-288
24 BOA/DH
ŞFR 63/142
25 BOA/DH
ŞFR 54-A/382
26 BOA/DH
ŞFR 54/150
27
Wolfgang Gust, Alman Belgeleri, Ermeni Soykırımı 1915-16, Alman
Dışişleri Bakanlığı Siyasi Arşiv Belgeleri, Çev.: Z. Hasançebi - A. Takcan,
Belge, 2012, s. 54-61
28
Davalar hakkında daha ayrıntılı bilgi için, Taner Akçam ve Vahakn N.
Dadrian (ed.), Tehcir ve Taktil: Divan-ı Harb-i Örfi Zabıtları: İttihad ve
Terakki’nin Yargılanması 1919-1922, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,
İstanbul, 2008.
29
Alemdar, 4 Nisan 1919
30 Yeni
Gazete, 9 Nisan 1919
31 James Bryce - Arnold Toynbee… s 289
Bu yazı, editörlüklerini Leyla Çelik ve Elif Yıldırım'ın
yaptığı ve Nika Yayınları'ndan çıkan Yeşilden Maviye adlı kitaptan alınmıştır.
Kitap, Karadeniz kadınları üzerine hazırlanmış kolektif bir kitaptır...Yayım
için hem yazardan hem de yayınevinden izin alınmıştır... Teşekkürlerimizle
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.