Adanalı, özellikle Kozanlı olan, yahut Kozan veya Beyrut'u ziyaret etmeyi planlayan okuyucularıma ilginç geleceğini düşünerek, Beyrut'daki Sis (Kozan) Müzesi'ni anlatma cesaretini buldum. Günümüzden yüzlerce yıl önce, Bizans'ın güçsüz olduğu yerine de henüz güçlü bir otoritenin kurulamadığı yıllarda (M.S.1043), kısa bir müddet için bugün Adana'nın bir ilçesi olan Kozan çevresinde bir Ermeni Krallığı kurulmuş. Bölgenin o zamanki ismi ise Sis imiş. Bu oluşumun krallarından Heytum Kozan'da çok büyük bir manastır inşa etmiş.
***
Ben de Özür Diliyorum!
Bu yazıma sevgili editörüm Yüksel Eker'den özür dileyerek
başlamak istiyorum.
Çünkü kendine yayınlanmak üzere sıralanmış bir dizi yazı
vermiştim. Ama gündemdeki "Özür Dileme" trafiğini görünce Beyrut'daki
Sis'i, yani Kozan'ı anlatan bu yazımın sırayı bozarak araya girmesini istedim.
Aslında siz okuyucularımdan da özür dilemem gerekiyor...
Kendinizi güzel bir Pazar gününün rahatlığıyla (gazete sayfalarıyla da olsa)
bir gezintiye hazırlamışken, benim yüzümden zaten hafta boyunca kafanızı
şişiren bir konuyla yeniden karşılaşmak zorunda kalıyorsunuz.
Ama yine de Adanalı, özellikle Kozanlı olan, yahut Kozan veya Beyrut'u ziyaret etmeyi planlayan
okuyucularıma ilginç geleceğini düşünerek, Beyrut'daki Sis (Kozan) Müzesi'ni
anlatma cesaretini buldum.
MANASTIRIN PAHA BİÇİLMEZ ALTIN KAZANI
Günümüzden yüzlerce yıl önce, Bizans'ın güçsüz olduğu
yerine de henüz güçlü bir otoritenin kurulamadığı yıllarda (M.S.1043), kısa bir
müddet için bugün Adana'nın bir ilçesi olan Kozan çevresinde bir Ermeni
Krallığı kurulmuş. Bölgenin o zamanki ismi ise Sis imiş. Bu oluşumun
krallarından Heytum Kozan'da çok büyük bir manastır inşa etmiş.
İsterseniz konu manastıra gelmişken benim yazıma ara
verip, Ahmet Cevdet Çamurdan'ın yıllar önce yazdığı "Kozan'ı
Tanıyalım" isimli kitabına bakalım:
"Bu manastırın büyük bir tarihi kıymeti vardır.Yüz
dönüme yakın bir bahçe içerisinde, Kozan'ın en yüksek yerine inşa edilen
manastırın çevre duvarından başka bir şey kalmamıştır.(...)Elli sene evvel
burada büyük bir papaz mektebi vardı.Ermenilerin en büyük ruhani lideri olan
Katokilos burada otururdu.(...)Bu kilisede çeşitli çiçekler toplanarak, bir
altın kazan içerisine doldurulur ve yağı çıkarılırdı.(...)Bu kazandan çıkan yağ
ile Ermenilerin çocukları vaftiz edilirdi.Beş altı senede bir merasimle açılan
bu kazanda oluşan yağa'Pelesenk' yağı denirdi.Kazan açık artırmaya konarak
açılır, kim daha çok pay verirse kazanın kapağını o açardı.Bu para da
Manastır'ın ihtiyaçları için harcanırdı. Bir defasında bir Müslüman köylüsünün de 35 baş hayvan vererek kazanı açmış olduğu
söylenir."
Takdir edersiniz ki böyle önemli bir manastırda bulunan
değerli eşyalar sadece bu altın kazandan ibaret olamazdı. Paha biçilmez
halılar, mücevher kutuları, katolikos'un giydiği görkemli giysiler, papaz
okulunun kütüphanesinde kıymetli kitaplar, avizeler ve benzer başka şeyler de
olmalıydı.
YANLIŞLAR VE YİNE YANLIŞLAR
Bir gün ne olduysa olmuş...Ermeniler vaftiz yağı kabını
açmak için servet harcayabilecek kadar dostça yaşadıkları Türklere karşı,
işgalci Fransızlarla birleşivermişler.
Belki de (Halep'de rastladığım Kozan'dan göçmüş bir
Ermeni ailenin ifadesiyle)Türklerin Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra artık
bittiğini düşünüp, Adana civarında kurulacak(!) yeni Fransız sömürgesinde bir
yer kapma telaşıyla bu yanlışı yapmışlar.
Halepli aileye bu tespitleri nedeniyle katılıyorum ama,
bunun dışında bir yanlışlarını daha görmeleri gerekir diye düşünüyorum...
Kendileri fırsat peşinde koşarken, dünya
milletlerini sömürmeye alışmış Fransızların kendilerinden daha fırsatçı olduklarını görememişler.
Kısacası Ermenilerin gönüllüğünü gören Fransa , kendi
askeri yerine bölgeden topladıkları
Ermeniler vasıtasıyla Kozan ve çevresinde kan kusturmuşlar.Yani Ermenilere
komşularını kırdırmışlar.
BEYRUT'DAKİ KOZAN
Lafı uzatmak istemiyorum... Asıl anlatmak istediğim
"Beyrut'daki Kozan" olduğuna göre de kısa kesmeliyim.
Kelamın kısası evdeki hesap çarşıya uymayınca, 2 Haziran
1920 tarihinde Ermeniler Kozan'ı terk etmek zorunda kaldılar. Yüz dönüme
yayılan o manastır da zannederim bakımsızlıktan yıkılıp gitti.
Manastırın sahipsizlikten yıkılabileceğini biliyordum da,
aklım hep başta altın Pelesenk Kazanı olmak üzere manastırdaki değerli
eşyaların, özellikle de kitapların ne olduğunda kalıyordu eskiden... Ama neyse
ki kafamın karışıklığı geçen yıl düzeldi.
Beyrut'ta yaptığım seyahat sonunda bu kültürel değerlerin
akıbetini öğrendim.
Bu yazımda Doğu'nun Paris'i olarak bilinen Beyrut'u
anlatmayacağım. Zaten isteyen herkes Google'ın düğmelerine basarak,eğer süren
savaş zarar vermediyse,Beyrut'un güzelliklerine ulaşabilir.Ancak internet
vasıtasıyla ulaşmakta zorlanabilecekleri "Beyrut'daki Kozan"
ilgilerini çekecektir zannederim.
KOZAN (SİS) MÜZESİ
Beyrut ziyaretim sırasında burada bir Sis Kilisesi ve
yanı başında da bir Sis Müzesi olduğunu
duyunca soluğu orada alıvermiştim.
Kafamdaki beni yiyip bitiren, "Acaba Kozan
Manastırı'ndaki değerli eşyalar Kurtuluş
Savaşı'ndan sonra yağmalandı mı?" sorusuna da orada cevap buluverdim.
Bir Pazar günü olduğu için kilisede ayin vardı. Ben de 4
katlı koca bir bina olan müzeye yöneldim. Yönetici papaz Bishop Dırayr
Panosyan'a Adana'dan geldiğimi söyleyince, müzeyi gezmeme izin verdiler.Ermeni
değil de Türk olduğumu öğrenince ise "Biz kardeşiz, ama fotoğraf
yok"diyerek fotoğraf çekmeme karşı çıktılar.(Neyse ki ben o ana kadar
işimi görmüştüm.)
YAĞİŞE EFENDİ
Müzeyi gezince öyle bir rahatladım ki hiç sormayın...
Başta altın Pelesenk Kabı olmak üzere bir zamanlar Kozan
Manastırı'nı süsleyen o görkemli eserlerin hepsi bu dört katlı müzede
sergileniyordu. Binlerce kitabın bulunduğu kütüphane bile oradaydı.
Panosyan'dan öğrendiğime göre Türkler, Ermeniler Kozan'ı terk ederken Katolikos
vekili Yağişe Efendi'nin tüm bu kültürel
varlıkları götürmesine izin vermişler. Zaten bu kadar çok eserin izin
verilmeden götürülmesi mümkün görülmüyor gibiydi.
***
Şimdi düşünüyorum da, eğer bu eserler o yıllarda
götürülmesine izin verilmeyip de yağmalansaydı, bugün bir Türkiye vatandaşı
olarak özür dilemek zorunda kalacaktım. Beyrut ziyaretimde gördüklerimden sonra
anladım ki özür dileyeceğim bir şey yok...
Tabi ki
"Özür dilemeyeceğim" derken Sevgili Yüksel Eker'den
bahsetmiyorum...Ondan peşin peşin özür dilemiştim zaten.
KUTU 1
Gitmişken...
Kozan'ı ziyaret etmek isteyen okuyucularım Kozan
Kalesi'ni muhakkak görmeliler. Zaten manastırın kalıntıları da Kale'ye giden
yolun üzerindedir.Kozan ise Adana'ya yaklaşık 70 km.mesafede.Beyrut'a gidecek
okuyucularım ise deniz kenarındaki kayalıkları,Tepedeki dev Meryem Ana
heykelini ve Beyrut yakınındaki botla gezilen yer altı mağarasını muhakkak
görmelidir.Beyrut'un eski şehri ve alışveriş merkezleri de görmeye değer.
KUTU 2
Ne Yenir?
Beyrut eğer savaştan zarar görmemişse zaten her tarafı
lokantalar ile dolu. Kendine özgü etli pilavı yemenizi öneririm.Kozan'da ise
bir mesire yeri olan ve Kozan Baraj gölüne bakan Dağılcak mevkinde çok sayıda et lokantası bulacaksın.
