Doç. Dr. Bengül Güngörmez / Uludağ Üniversitesi,
Sosyoloji
Geçtiğimiz günlerde Suruç’ta gerçekleşen canlı bomba
eylemiyle sarsıldık. Ocaklara ateş düştü. Gencecik fidanlar hayatlarını vahşice
kaybetti. Bu eylemi kanlı illegal örgütlerden birisi gerçekleştirdi. Hangisi
olduğu fark etmez. Örgüt demek “kolektivizm” demektir. Kolektivizm ise baskı,
şantaj, tecavüz, infaz ve cinayet demektir… Bugün bir takım cemaatler de bu
türden bir kollektivist yapıya dönüşme tehlikesi içinde olabilir. Nitekim
elimizden kayıp giden bir dünya var ve bu akışkanlıkta kimi cemaat yapılarının
tabanını tutmak adına hızla kolektivist bir yapıya evrilebilmesi muhtemel.
Açıkçası cemaatsiz bir toplum düşünülemez. Cemaatsiz bir toplum mümkün de
değildir. Dini cemaatler olmasa seküler cemaatler olacaktır. Ulus kavramının
kendisi de bir cemaati sembolize eder. Cemaatler çoğulluğu merkezi bir
iktidarın mutlaklaşmasının panzehiridir. İnsanların cemaate ait olma
ihtiyaçları yok sayılamaz, engellenemez.
***
Geçtiğimiz günlerde Suruç’ta gerçekleşen canlı bomba
eylemiyle sarsıldık. Ocaklara ateş düştü. Gencecik fidanlar hayatlarını vahşice
kaybetti. Bu eylemi kanlı illegal örgütlerden birisi gerçekleştirdi. Hangisi
olduğu fark etmez. Örgüt demek “kolektivizm” demektir. Kolektivizm ise baskı,
şantaj, tecavüz, infaz ve cinayet demektir.
Yıllar önce ünlü liberal düşünür Friedrich A. von Hayek,
Kölelik Yolu adlı, kendi döneminde adeta bir entelektüel bomba işlevini gören
kitabını yazıp yayınlamıştı. Kitap bireyin iradesini ve özgürlüğünü baskı
altına alan kollektivizmin sert bir eleştirisini içeriyordu. Kolektivizm
bireyin özgürlüğünü ortadan kaldıracak şekilde, kollektif, yani ortak iradeye
bireyin iradesinin tamamen teslimi ve bireyin bütün becerilerinin sözde
müşterek olanın hizmetine sunulması anlamına gelir. Bu sözde müşterek çıkarı da
her ne hikmetse kerameti kendinden menkul egemen otoriteryen iktidar, totaliter
devlet, komünist yahut faşist bir parti, siyasi bir örgüt lideri veyahut bir
cemaatin lideri belirler. Kollektivizm aynı zamanda merkezi bir iktisadi
planlamaya dayanarak, şahsi teşebbüsün gelişmediği yahut baskı altına alındığı
şartlarda da ortaya çıkar.
Kollektivizmin ne kadar tehlikeli bir yapı olduğunu,
yaşanmış hikayelerde de görebilir ve test edebiliriz. İngiliz tarihçi Orlando
Figes’in kaleme aldığı “Karanlıkta Fısıldaşanlar” adlı kitabın her bir
hikayesinde kollektivizmin acı sonuçlarını öğrenir, Rusya’da komünizmin
aileleri nasıl parçaladığını ve yok ettiğini, insanlar önceden yakın dost ve
arkadaş iken onları nasıl devlet için çalışan ajanlara dönüştürdüğünü, kadınların
hiçbir tacize ve tecavüze ses çıkaramadıklarını, erkeklerin ise ülkenin sözde
geleceği adına köle gibi çalıştırıldıklarını, gerektiğinde de kurşuna
dizildiklerini öğreniriz.
Benzer şekilde “Yoldaşını Öldürmek” adlı kitabın yazarı
Aytekin Yılmaz’ın hapishanede geçen hikayelerinden kollektivizmin devletin
sözde kontrolünde olan bir hapishanede dahi nasıl facialara yol açabileceğini
öğreniriz. Yılmaz, PKK Örgütü’nün hapishaneler içinde yarattığı hapishanelerden
bahsederken canımızı acıtan sözler söylüyor. “Köleler ve mahpuslar maskeli
yaşarmış” diyen Yılmaz, kitabında özgürlük mücadelesi veren bir örgütün
liderinin sultası altında köleler yarattığını, parti adına bir çok masum
insanın, yahut işkenceye dayanamayan itirafçıların örgüt elemanları tarafından
idama mahkum edildiğini, pek çok insanın da parti içi işkencelere maruz
kaldığını anlatır. Partiye ve devrime en fazla inananlar masumları öldüren
silahın tetiğini çekmiştir. “Seni halk adına ölüme mahkûm ediyorum” en çok
kullanılan slogandır. Sahi bu bir kitabın da adı değil midir? Örgüt üyelerinin
partiye inançlarını güçlendirmek için kullanılan bir propaganda kitabının adı.
Kollektivizm iyilik kötülük tanımaz çoğu zaman. Bundandır
Yılmaz’ın “on iki Eylül’de Diyarbakır hapishanesinde mağdur olanlar doksanlı
yıllarda Bayrampaşa hapishanesinde zalim oldular” ya da “tanıdığım bütün
romantik devrimciler, bir zalimden kurtulayım derken, başka bir zalim iktidarın
kurbanı oldular” deyişi. “Yoksa devrimciler zamanla karşıt oldukları devlete mi
benzemişlerdi?” diye haklı olarak soruyor Yılmaz. Mazlumken zalim olmak
bireysel vicdanı ve ahlaki değerleri bir an için bir tarafa bırakırsak
kollektivist yapıların yarattığı korku imparatorluğundan kaynaklanır ki her şey
örgütün, yahut örgütün liderinin bekası için yapılır. Bireyi hiçleştirip,
merkezi otoriteye tabi kılan bu yapı, yakınlarda gördüğümüz gibi kimi zaman bir
kaç hâkim ve savcının bütün hayatlarını adadıkları kariyerlerini silmelerine ve
suç işlemelerine dahi neden olabilir.
Hapishanedeki televizyon kanalını değiştirmenin bile bir
örgüt sorumlusuna bağlı olduğu bir ortamda örgütün tepkisini çekmemek için
kanalı değiştirmeye kimsenin cesaret bile edemediğinden söz eden Yılmaz,
kollektivizmin tehlikelerine dikkat çekiyor ve bireysel özgürlüğünü yalnızca
hapishanede çokça kitap okuyarak hissetmeye çalıştığını ifade ediyor.
Kadınların genelde her ne kadar daha barışçıl olduğu söylense de on yedi
yaşındaki liseli bir genç kıza kadın örgüt üyelerinin yaptıkları işkenceler ve
infaz insanın kanını donduracak ölçüde ve Yılmaz’ın kitabı okurken ağlamamak
için kendinizi zor tutabilirsiniz.
Bugün bir takım cemaatler de bu türden bir kollektivist
yapıya dönüşme tehlikesi içinde olabilir. Nitekim elimizden kayıp giden bir
dünya var ve bu akışkanlıkta kimi cemaat yapılarının tabanını tutmak adına
hızla kolektivist bir yapıya evrilebilmesi muhtemel. Açıkçası cemaatsiz bir
toplum düşünülemez. Cemaatsiz bir toplum mümkün de değildir. Dini cemaatler
olmasa seküler cemaatler olacaktır. Ulus kavramının kendisi de bir cemaati
sembolize eder. Cemaatler çoğulluğu merkezi bir iktidarın mutlaklaşmasının
panzehiridir. Insanların cemaate ait olma ihtiyaçları yok sayılamaz,
engellenemez.
Bununla birlikte bir yapının cemaat mi yoksa kollektivist
bir örgüt mü olduğu kimi zaman bir muamma teşkil edebilir. Bu yalnızca o
cemaatin üyelerinin anlayabilecekleri birşey de olabilir. Bu yöndeki bir tespit
için yalnızca birkaç şey söyleyebiliriz. Bir cemaate giriş ve çıkışlar, yani
cemaat üyelerinin cemaate giriş ve çıkışları hür iradelerine dayanıyor ve bu
irade kendileri tarafından istendiği anda kullanılabiliyorsa, kişiler
cemaatlerinde ilgili şikâyetlerini ilgili yerlere özgürce bildirebiliyor ve bu
süreçte herhangi bir tehdit ya da şantaja uğramıyorlarsa, bu konuda baskı
altına alınamıyorlarsa bu yapının kollektivist bir yapı olmayabileceği hükmüne
varabiliriz. Bununla birlikte hür irade yeteri kadar açıklayıcı olmamaktadır
ki, kimi cemaat yahut örgüt yapılarında bireyler gönüllü olarak inandıkları şey
uğruna hayatlarından dahi vazgeçebilmektedirler. Bu süreçte sahte Mesihçilik
hareketinden, ideolojik angajmanlara ve beyin yıkama tekniklerine kadar pek çok
varsayımdan söz edilebilir. Bugün DAEŞ gibi örgütler bu tekniklerle binlerce
insanı bünyesine katarak iğrenç eylemlerde kullanmaktadır. Bununla birlikte
örgüt meselesi modern toplumun yarattığı ruhani boşluktan bağımsız ele
alınamaz. O da başka bir yazının konusu olabilir ancak…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.