Kazım Gündoğan kzgundogan@gmail.com - Araştırmacı-Yapımcı
Dersim katliamının mağdurlarıyla kurduğum ilişki biçimi
(normal mi bilemiyorum) onlara karşı özel bir sorumluluk yüklenmeme neden oldu.
Kiremitçiyan ailesinin katledilmesi ve 5-6 yaşlarındaki Aslıhan’ın köklerinden
koparılmasının acısını, soykırımla yüzleşilememiş olmasının utancını
unutabilmem mümkün değil. Aslıhan Kiremitçiyan mı demek lazım, yoksa Fatma
Yavuz mu? Bazen bende ikilemde kalıyorum. Kiremitçiyan benim, Yavuz ise onun
içselleştirdiği soy isimler. Kendimi garipsiyorum bazen; araştırmacı olarak ne
kadar objektif olmaya çalışsanız da hakikatler karşısında taraf olmak zorunda
hissediyorsunuz. Zira, “Kiremitçiyan” gerçek tarihi, “Yavuz” ise resmi tarihi
anlatıyor bu kişisel öyküde…
***
Tarih 10 Eylül 2015. 28 yıldır hapishanede tutulan
ağabeyim Halil’i ziyaret için Ankara’daydım. Zeynep (Aslıhan’ın kızı) aradı;
ağlıyordu. “ Kazım bey, annem gitti, yok artık; uçtu gitti.”dedi. Hemen o gece
İzmir’e gitmek için yola çıktım. Cenaze evinde birkaç akraba ve birkaç dost
var. Hüzün ve acı çökmüş yüzlere… Beni Aslıhan teyzenin deyimiyle “o gazeteci”
olarak tanıtıyorlar. O herkese minnet duyarak anlatıyormuş; “ o gazeteci çocuk
buldu ailemi, o olmasaydı nereden bulabilirdim ki ben?” diyerek bolca dua
ediyormuş.
Evde ve cenazede köksüzlüğün, kimsesizliğin ve acıların
ağır havası hakimdi. Yada ben öyle hissettim.
Dersim katliamının mağdurlarıyla kurduğum ilişki biçimi
(normal mi bilemiyorum) onlara karşı özel bir sorumluluk yüklenmeme neden oldu.
Kiremitçiyan ailesinin katledilmesi ve 5-6 yaşlarındaki
Aslıhan’ın köklerinden koparılmasının acısını, soykırımla yüzleşilememiş olmasının
utancını unutabilmem mümkün değil.
Aslıhan Kiremitçiyan mı demek lazım, yoksa Fatma Yavuz
mu? Bazen bende ikilemde kalıyorum. Kiremitçiyan benim, Yavuz ise onun
içselleştirdiği soy isimler. Kendimi garipsiyorum bazen; araştırmacı olarak ne
kadar objektif olmaya çalışsanız da hakikatler karşısında taraf olmak zorunda
hissediyorsunuz. Zira, “Kiremitçiyan” gerçek tarihi, “Yavuz” ise resmi tarihi
anlatıyor bu kişisel öyküde…
Aslıhan Kiremitçiyan kayıp Keşiş Ailesinin sırlarla dolu
sandığının kilidi denilebilir. Surp Garabet Manastırı’nın (Halvori Venk)
yıkılarak, Keşiş ailesinin parçalanarak kaybedilmek üzere dört bir yana
savrulmuş parçalarının bulunmasında belirleyici bir rolü oldu. Onu bulmamış
olsaydık bu kayıp ailenin ve tarihinin açığa çıkması olanaklı olmayabilirdi.
Elbette onu bulmamızı sağlayan kişi kızı Zeynep’dir. Daha
doğrusu annesinin köklerini arayan Zeynep’in varlığından haberdar olmamız
üzerine önce Zeynep’i sonra annesini bulduk.
Aslıhan’ı 2012 yılında Isparta’nın Şarkikaraağaç
ilçesinde bulduk. Kızı Hatice’nin yanında kalıyordu. Tabi onu bulduğumuzda o
Fatma Yavuz’du; Aslıhan olduğunu henüz rahatlıkla kabul etmiyordu. Kızı
Zeynep’in “anne sen kimsen onu söyle, korkulacak bir şey yok. Bak biz seni
böyle daha çok seviyoruz. Sen bizim annemizsin…” yönündeki telkinlerine rağmen
onun gözlerime asılı kalmış gözlerindeki korku ve endişeyi unutmam mümkün
değil. İkili bir ruh haline sahipti Aslıhan. Birincisi korku ve endişe,
ikincisi ise umut ve endişe. Korkuyordu hala; gerçeğin bilinmesi onu
korkutuyordu. Birincisi yaşadıklarıyla ilgili bir korku; ki bunu uzunca
anlatıyor. ikincisi yaşayacaklarıyla ilgili bir korku. Öyle zannediyorum ki
yaşayacaklarıyla ilgili korku onu daha fazla endişelendiriyordu. Kendisinin
Ermeni kimliğinin bilinmesi başta çocukları, torunları tarafından sonra onu dini
bütün bir Müslüman; “Fatma hanım” olarak bilenler tarafından nasıl
karşılanacaktı ve neler yaşayacaktı?
Diğer yandanda umut ve endişe vardı. Kimsesiz Aslıhan’ın
belki onu seven sahiplenen bir ailesi olacaktı. Belki yaşadığı travmayı
iyileştirecek sıcak bir dokunuş…
İlk görüşmemizde saatler süren bir sohbet onu biraz olsun
rahatlattı. Güven duymaya başladı. Giderek korkuları ve endişeleri azaldı. Bu
onun için iyileşme sürecinin başlangıcımıydı bilemiyorum.
Sonra Aslıhan’ın hayat hikâyesinden hareketle bulduğumuz
Keşiş Ailesi’nin diğer üyelerinin izini sürdük. Kimini İstanbul, Bolu, Konya,
kimini Elazığ ve Dersim de kimini de Fransa da bulduk. Kimi konuştu, kimi
konuşmak istemedi. Ama her birinden aldığımız küçük bilgilerle Keşiş ailesinin
bütünlüklü hikâyesi ortaya çıktı.
Aslıhan bir aşamadan sonra ailesinin akıbeti ve onlardan
geride kalanlar için TBMM Dilekçe Komisyonu’na dilekçe vermekle kalmadı,
Dersimin kayıp kızlarından bir grupla birlikte Meclise kadar gitti. “ Mağdurum
hakkımı istiyorum” dedi.
Ailesinden tarihinden, kültüründen koparılmış Aslıhan;
kızı Zeynep’in araştırmaları sonucu kız kardeşinin çocuklarını bulmuş;
yeğenleriyle buluşmuştu. Bu onlar için büyük bir mutluluktu. Yeğenlerde
teyzelerini çok sevdiler.
Ancak Aslıhan aynı sevgiyi ve mutluluğu diğer
akrabalarıyla yaşayamadı. Ne onlar Aslıhan’ı bağrına bastı, ne de Aslıhan
onların peşine düştü. Sitemkâr, suçlayıcı ve dışlayıcı davrandılar
birbirlerine. Bu da yaşanan travmanın bir başka acı gerçeğimiydi?
Aslıhan Kiremitçiyan köklerinden koparılmış Dersim’in
kayıp Ermeni kızlarından biriydi. Kelime-i şahadet getirtilip Müslüman
yaptırılıp evlendirildiğinde henüz 13 yaşındaydı. Evlendirildiği Müslüman
adamda 30-35… “Allaha şükür döndüm” diyordu. Paramparça olmuş kişiliğine
giydirdiği “dini bütün Müslüman” giysi onu ayakta tutan en önemli dayanak
olmalıydı. Elinde tespih dua eder ve ilahiler okurdu.
Müslümanlık, Türklük gibi kavramlar üzerine çok rahat
konuşurken Ermenilik, Hıristiyanlık gibi kavramlar üzerine konuşmaktan ısrarla
kaçınıyordu. Öyle ki babasının adının Agop olduğunu bildiği halde o “Agop”u
kullanmamak için kelimeleri karıştırıp dururdu. Zaten kimliğinde de Agop’u
silip yerine “Eyüp” yazan da kendisiydi… Ailesinden özlemle andığı ve aradığı
tek kişi ise ablası Ziverta (onun değimiyla “Zartar”) olmalıydı. “Bacımın adı
Zartar’dı” derken son derece rahattı.
Aslıhan Kiremitçiyan; kendi kadim yurtlarında yaşayan
Dersimli Hiristiyan Ermenilerin 1937-38 soykırımında nasıl köklerinden
koparıldıklarını, Türk ırkına ve İslam dinine nasıl dahil edildiklerinin
birinci derecede tanığı ve mağduruydu… Yaşanan tüm acıları, travmaları
bedeninde, ruhunda ve düşüncelerinde hala taşıyordu.
Aslıhan Kiremitçiyan; Dersim soykırımında Hıristiyan
Ermenilere uygulanan politikanın ve sonuçlarının canlı bir belgesiydi.
O artık yaşamıyor. “Fatma Yavuz” kimliğiyle dini bütün
bir Müslüman olarak İzmir’in Güzelyalı semtinde “Hakim Efendi Camii”nde
cemaatin kıldığı namazdan sonra Narlıdere mezarlığında toprağa verildi.
Cemaat dualar okudu ben ise bu acıları yaşatan karanlık
zihniyete lanetler…
Tesellim; onunla zamanında görüşüp yaşam öyküsünü kayıt
etmiş olmak... Keşişin torunlarından Aslıhan’ın tarihi önemdeki yaşam öyküsünün
“Manastırın Çocukları” adlı bir belgesel filme ve “Keşişin Torunları” adlı bir
kitaba konu olması…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.