Ümit-Kurt / umit105@gmail.com
24 Nisan 1915 gecesi başlayan operasyonla İstanbul’da
tutuklanan 197 kişilik en büyük grup Anadolu’nun iç kısımlarına doğru yola
çıkarıldı. Soykırım ve etnik temizlik gibi devasa kitlesel katliamlarda
gözlemlenen ortak örüntülerden biri söz konusu sistemli ve organize imha
eylemlerine maruz kalan toplulukların aydınlarının tasfiyesi ve imhasıdır. Bu,
toplumların direncini ve mücadele gücünü zayıflatmak saikiyle gerçekleştirilir.
Bu süreç hem Holocaust hem de Ermeni Soykırım’ında
görülmüştür. Bilhassa Nazi Almanyası’nda yaşayan Yahudi toplumumun önde gelen
aydınları ve siyasetçileri toplama kamplarına sürülmek suretiyle imha
edilmişlerdir. Bu sayede Naziler, Yahudi toplumunun haklarını savunacak ve
onları direnişe sevkedecek olan önemli bir gücü yok etmiştir.
24 Nisan 1915’te ise aynı gadre Osmanlı vatandaşı
Ermeniler maruz kalır. 24 Nisan 1915 aslında şubatta başlamış olan sürgün ve
katliam haberlerinin bir devamı olarak okunabilir. 24 Nisan 1915 Osmanlı
Ermenilerine uygulanan yakın tarihin en acı verici soykırımını ifade eden
sembol bir tarihtir.
Bu tarihte Dahili Nezareti Vekili Talat Paşa’nın emri
doğrultusunda, önce İstanbul’da başlayıp daha sonra ülkenin neredeyse bütününe
yayılacak bir biçimde birçok Ermeni aydını; yazar, sanatçı, avukat, doktor,
mebus evlerinden alınıp götürülmüş ve çoğu bu ölüm yolculuğundan geri
dönememiştir.
İstanbul’da tutuklanıp Çankırı ve Ayaş’taki toplama
merkezlerine gönderilen bu Ermeniler İttihat ve Terakki’nin onların için
biçtiği kaderi yanlarına taşıdı ve bu yolculuk sırasında insan hafzalasının
alamayacağı gadre maruz kaldı.
Esasında 24 Nisan 1915’i hazırlayan kaydadeğer tarihsel
gelişmelerin yaşandığını ve bu anlamda bu tarihe kadar belirli hazırlıkların
İttihat ve Terakki tarafından yapıldığını biliyoruz.
1 Kasım 1914’te İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı
Almanya’nın yanında savaşa giren Osmanlı ordusunun aralık ayının son ve ocak
ayının ilk günlerinde Çarlık Rusyası ordusu karşısında Sarıkamış’ta yaşadığı
hezimetin ardından Dörtyol, Zeytun ve bilhassa Van’daki gelişmelerin yarattığı
ortamda, Ermeni polis memurlarının vazifeden el çektirilmesi ve Osmanlı
ordusundaki Ermeni askerlerin silahsızlandırılması gibi uygulamalar Şubat
1915’te gerçekleşti. Osmanlı Ermenilerine yönelik bu uygulamaların tamamı
dönemin Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın emriyle yapıldı.
Bu bağlamda, İttihat ve Terakki Merkez-i Umumi Yönetimi,
artık bir “gaile” olarak kodlanan Ermenilerin Anadolu’daki varlığına son vermek
için kararını vermişti ve uygun ortamı adım adım oluşturuyordu.
Ermeniler hakkında alınan tedbirlerin sonuç vermediğini
ifade eden Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın talebiyle, Dahiliye Nezareti,
Ermenileri silahlandıran ve isyana sevk eden komiteleri kapatmak ve
elebaşlarını tutuklamak üzere, 14 vilayetle 10 mutasarraflığa 24 Nisan 1915
tarihinde yayımladığı meşhur genelgeyi gönderdi.
1914 Temmuz sonu itibariyle patlak veren I. Cihan Harbi
ile birlikte Ağustos’un başında seferberlik ilan eden İttihat ve Terakki’nin güvenlik ve istihbarat
bürokrasisi, Ermenilere ilişkin stratejisinin planlarını ve ülke çapında
toplanarak etkisiz hale getirilecek Ermenilerin listesini hazırlamaya
başlamıştı.
Söz konusu uygulamayı koordine etmek üzere teşkil edilen
heyette Emniyet-i Umumiye Müdürü İsmail Canbolat, İstanbul Polis Umum Müdürü
Bedri, yardımcısı İkinci Kısım ve Kısmi Siyasi Şefi Mustafa Reşad (bu zatın
1939-1943 döneminde CHP İzmir milletvekilliği ve daha sonra CHP İstanbul il
başkanlığı yaptığını da belirtelim), Emniyet-i Umum Müdürlüğü’nün iki ayrı
kısmının müdürleri Aziz ve Esat beyler bulunuyordu.
24 Nisan 1915 gecesi başlayan operasyonla İstanbul’da
tutuklanan 197 kişilik en büyük grup Anadolu’nun iç kısımlarına doğru yola
çıkarıldı. Tutuklu Ermeniler Ayaş ve Çankırı grubu olmak üzere ikiye ayrıldı.
İkiye ayrılan tutuklular Ayaş ve Çankırı’da bulunan hapishanelere
gönderildiler. İttihatçı hükümet söz konusu hapishanelere gönderilen Ermeni tutukluları
“siyasi suçlu” olarak görüyordu.
İstanbul’daki tutuklamalar Mayıs ve haziran aylarında da
hız kesmeden devam ediyor ve tutuklular aynı usül ve yollardan Çankırı ve
Ayaş’a gönderiliyordu. Çankırı ve Ayaş’a gönderilen 250 Ermeniden, herhangi bir
yargılama olmadan öldürülen 174 kişiye karşılık, 76 kişi her şeye rağmen sağ
kurtulabilmiştir. Ölümlerin birçoğu toplu infaz ve cinayet olarak
gerçekleşmiştir. Ayaş ve Çankırı’dan kafileler halinde çıkarılan tutuklular
Ankara üzerindeki muhtelif mevkilerde katledilmiştir.
Bu cinayetler yerleşim yerlerinin dışında, ıssız
yollardan yürüyerek gidilen tenha yerlerde işlenmiştir. Yargılanmak veya
nakledilmek için jandarma ve polis gözetiminde yola çıkarılan tutuklu
Ermeniler, devlet görevlilerinin gözetimi altında, bu cinayetleri işlemek için
yollarda bekleyen, İttihatçı hükümetin bilgisi dahilindeki çeteler ve
çapulcular tarafından öldürülmüştür.
Not: 24 Nisan 1915 olayını resmî belgelerden,
arşivlerden, anılardan yararlanarak; yazılı ve sözlü birçok bilginin izini
sürerek ele almak isteyenler için Nesim Ovadya İzrail’in İletişim yayınlarından
çıkan “24 Nisan 1915: İstanbul, Çankırı, Ayaş, Ankara” başlıklı önemli
çalışmasını şiddetle tavsiye ederim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.