Sait Çetinoğlu
Günümüz Eylülüne gelirsek; 7 Haziran seçimleri sonrasında
hortlatılan savaş sonucu oluşturulan milliyetçi histeri toplumu esir almış
bulunuyor. Eline bayrağı alıp sokağa dalan milliyetçiler 6/7 Eylül 1955'in
provasını her gün yapar gibiler. Aslında 6/7 Eylül ruhunun ebedi olduğunu
anlatıyorlar… Muhalefetin de bu çekim gücünün içinde olması bir başka Eylül
handikapını oluşturmaktadır.
Muhalefetteki HDP liderinin yukarıda birkaç kelime ile değindiğimiz
konuşması, talihsizliğin ötesinde değerlendirmeyi hak etmektedir: Puzzle'nin
diğer parçaları, Bese Hozat'ın açıklamaları, Öcalan'ın Newroz Konuşması ile birleştirildiğinde, Demirtaş'ın Anadolu Savaşını, Ermeni, Rum, Pontos, Süryani...
Halklarının tarihsel topraklarından kazınma sürecinin kutsanması, bu konudaki
sözlerinin milliyetçi söylemle örtüşmesi talihsizliğin yada maksadını aşmanın
ötesinde bilinçli bir tercihin sonucu olduğunu düşünmemizde puzzle'ın diğer
parçaları (Bese Hozat, Öcalan, diğerleri...) yeterince bilgi sunmaktadır. Sonu
belli bir belirsizliğe doğru umutsuz bir eylül yolculuğu Nitekim!
***
2015 yılının Eylül ayındayız.Eylül ayı Türkiye için önemli
dönemeçler içerir. Sadece yüzyıllık dönemin kronolojisine baktığımızda içinden
geçmiş olduğumuz kara deliğin korkutucu cehennemi yüzüyle karşı karşıya
kalırız.
Eylül 1922 Anadolu'nun kadim halklarına karşı ( Rum, Pontos,
Süryani, Ermeni...) Anadolu Savaşının bitimine denk gelir.
Müslüman (Türk-Kürt) güçlerce Kolonize edilerek tedricen
Kürdistan'a dönüşen Batı Ermenistan'ı
aile toprağı olarak gören Bedirhani ailesinden oğul Emir Celadet Bedirhan
Mustafa Kemal’e yazdığı mektupta altını çizdiği gibi “İzmir kaldırımlarında şakırdayan ilk
demirler Kürd süvarilerin nalları idi”
dediği günler ile Günümüzde HDP lideri Selahattin Demirtaş'ın Diyadin
konuşmasındaki : 1920'lerde Kurtuluş Savaşı'nda, Çanakkale'de, Antep'te,
Adana'da kim beraber savaştı? Kim göğsünü
düşmana karşı düşmana siper etti?
Sözlerini söylediği günler arasında yaklaşık bir asır geçmesine karşın
zihniyet değişmiyor bu coğrafyanın kadim halklarına karşı topyekün yok etme,
kazıma savaşı kutsanıyor.
Oğul Bedirhan'ın bir asır önce söz ettiği İzmir'e gelen muzaffer ordu ile birlikte 13 Eylül'de
başlayan Büyük İzmir yangını ile İzmir'in büyük Ermeni Mahallesi tamamen küle
döner. Yangına katliamın eşlik ettiğini söylemek gereksizdir. Amerikan
Konsolosu Horton'un Ermeniler’i yok etmek ve boş zamanlarda da Rumlar’la
ilgilenmek üzere belli bir plan var gibiydi,
sözleri yeterince açıklayıcıdır.
Ermeniler 1922 Eylülünde son sığınaklarından biri olan
İzmir'den bir kez daha ölümle burun buruna gelmiştir. Yangından, katliamlardan ve limanda sulara
gömülmekten şansları yardım etmiş ve kurtulmuşlarsa, Rumlarla birlikte adalara geçip nar tanesi
gibi dünyanın dört bir yanına dağıldılar.
6/7 Eylül 1955 tarihi
İstanbul'da tutunabilen Ermenilerin ve Rumların Yahudilerle birlikte iki
günlük devlet ile saldırılara katılan 100 bin kişilik derin halk işbirliğinde
gerçekleşen pogromu simgeler. Pogrom Bugün malınıza yarın canınıza! sesleri
arasında gerçekleşir. Pogrom sonucu korkutucudur:
71 Kilisenin Yağmalanması ve Kundaklanması , 26 Okul, 5 Spor
Tesisinin Tahribi , 4500 Mağaza ve İş yerinin tahribi ve 3 Rum Gazetesi
tesislerinin tamamen yağmalanması , Rum
mezarlıklarına büyük çapta hasarlar verilmesi, Zeytinburnundaki Zoodohos
Piği Manastırında bulunan Patrik mezarların tahribi, 2100 Eve
saldırılarak tahribi, 37 Rum vatadaşın ölümü, NATO Karargahında görevli Yunan
subaylara ve ailelerine saldırı., 300 den fazla Rum kadınına tecavüz.
Zararlar devrin bir milyar doları civarında tahmin
edilmiştir.
Pogromun en önemli sonucu, 20 yaş Askerlik ve ardından gelen
ve bir Ekonomik ve Kültürel Jenocid örneği olan Varlık Vergisi ile yok
edilemeyen azınlık (Ermeni, Rum, Yahudi, Süryani, Rus, Bulgar, Malakan...)
halklarının bu coğrafyada geleceklerinin olmadığının anlaşılmasıdır. Kitlesel
göçler başlar. Sonrasındaki 1964 Kovulmasına Ya Bedros'un karısı, ya Kıbrıs'ın
yarısı! Ya Butros'un karısı, ya
Kıbrıs'ın yarısı! bağrışmalarının eşlik
etmesi, bir başka terör öğesidir. Zira ertesi gün Bedros, Butros ve
diğerleri... ailelerini alıp sonu
belirsiz bir göç yoluna düşerler.
12 Eylül 1980, topluma yeni bir deli gömleği giydirilmesinin
mihenk taşıdır. 12 Eylül'de gerçekleşen askeri darbenin azınlık halklarını hedefe oturtmaması
beklenemez. Azınlık mensubu devrimciler
korkunç işkencelere maruz bırakılmışlardır. Garbis altınoğlu, Armenak
Bakırcıyan, Garabet Demirciyan bunlardan birkaçıdır. Hayrabet Honca, Levon ekmekçiyan, Zohrab
Sarkisyan... 12 Eylül Rejiminin katlettikleri arasında sayabileceklerimizdir.
Günümüz Eylülüne gelirsek; 7 Haziran seçimleri sonrasında
hortlatılan savaş sonucu oluşturulan milliyetçi histeri toplumu esir almış
bulunuyor. Eline bayrağı alıp sokağa dalan milliyetçiler 6/7 Eylül 1955'in
provasını her gün yapar gibiler. Aslında 6/7 Eylül ruhunun ebedi olduğunu
anlatıyorlar. Bu kez de aynı şekilde
sokaktalar. ancak bu yetmiyor yada eksik geliyormuş gibi, ülkenin işçi,işveren,
esnaf, memur, "hukukçular",
köylü kuruluşları... birlikte sokaklara inerek 6/7 eylül ruhunu
kutsamakta düzensiz gürühlara şekil vermeye çalışmaktadırlar. Ayrıca, Meclisin
tatil adı altında bir anlamda askıya alınarak
işlevsiz kılınması, basının susturulması
tek sesli koroya dönüştürülmesi bütün bu tehlikeli gidişi kolaylaştırıcı
etmenlerdir.
Muhalefetin de bu çekim gücünün içinde olması bir başka
Eylül handikapını oluşturmaktadır.
Muhalefetteki HDP liderinin yukarıda birkaç kelime ile değindiğimiz
konuşması, talihsizliğin ötesinde değerlendirmeyi hak etmektedir: Puzzle'nin
diğer parçaları, Bese Hozat'ın açıklamaları, Öcalan'ın Newroz Konuşması ile birleştirildiğinde, Demirtaş'ın Anadolu Savaşını, Ermeni, Rum, Pontos, Süryani...
Halklarının tarihsel topraklarından kazınma sürecinin kutsanması, bu konudaki
sözlerinin milliyetçi söylemle örtüşmesi talihsizliğin yada maksadını aşmanın ötesinde bilinçli bir
tercihin sonucu olduğunu düşünmemizde puzzle'ın diğer parçaları (Bese Hozat,
Öcalan, diğerleri...) yeterince bilgi sunmaktadır.
Sonu belli bir belirsizliğe doğru umutsuz bir eylül
yolculuğu Nitekim!
16.9.2015
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.