Aylin Ünal
Nuran Akkaya, bu topraklarda tarihi olan Ermenilerin
unuttuğumuz, belki de aklımıza bile getirmediğimiz hikâyelerini Alef
Yayınları’ndan çıkan ‘Ermeniler’ isimli fotoğraf kitabıyla bizlerle paylaşıyor.
Proje koordinatörlüğünü Haluk Çobanoğlu’nun yaptığı kitap; Ermenice, İngilizce,
Türkçe ve Fransızca olarak bir arada metinlerle destekleniyor. Kökleri sekiz
yıllık incelikli bir çalışmaya dayanan Ermeniler kitabı bize, portreler
üzerinden kişisel hikâyeleri aktarıyor… Çocukken, sokakta oyun oynarken,
ebeveyni tarafından “Aman çocuğum adını sakın söyleme, Ermeni olduğunu sakın
söyleme” yönergesi ile büyümek zorunda kalan bir neslin, hayatta kalabilmek
için çok ciddi mücadeleler veren kişilerin torunları olan günümüz Ermenilerinin
bu topraklardaki yaşam mücadelesi ne yazık ki kolay olmuyor.
***
Portreler üzerinden kişisel hikâyelerin aktarıldığı
‘Ermeniler’ isimli kitabın proje koordinatörü Haluk Çobanoğlu: Türkiye’de
Ermeni olmak ne demek tül perdesi arkasında konumlanarak hayatı göz önünde
olmadan yaşamak ve Hrant Dink’in dediği gibi bu hayatı güvercin tedirginliğiyle
sürdürmektir
Üzerinde yaşadığımız topraklar, sayısız milletten insanın
hayat hikâyelerine konu oldu. Pek çok acı, mutluluk, özlem, keder bu
topraklarda yaşandı. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine ülkemiz, farklı
tarihlere sahip kişilerin yaşanmışlıklarını içerisinde taşıdı. Adetler,
gelenekler, görenekler ve bunlara bağlı beklentiler birbirinden ayrıldı belki
ama ‘insan’ malzemesi, bu toprakların üzerinde ortak duygular etrafında bir
araya geldi. Milliyetin, ırkın, dinin, dilin adının olmadığı yerde ortaya insan
çıkıyor, en saf haliyle.
Nuran Akkaya, bu topraklarda tarihi olan Ermenilerin
unuttuğumuz, belki de aklımıza bile getirmediğimiz hikâyelerini Alef
Yayınları’ndan çıkan ‘Ermeniler’ isimli fotoğraf kitabıyla bizlerle paylaşıyor.
Proje koordinatörlüğünü Haluk Çobanoğlu’nun yaptığı kitap; Ermenice, İngilizce,
Türkçe ve Fransızca olarak bir arada metinlerle destekleniyor. Kökleri sekiz
yıllık incelikli bir çalışmaya dayanan Ermeniler kitabı bize, portreler
üzerinden kişisel hikâyeleri aktarıyor.
Haluk Çobanoğlu ve Nuran Akkaya ile ‘Ermeniler’ kitabı
üzerine konuştuk.
Nuran Akkaya ile bir araya nasıl geldiniz?
Haluk Çobanoğlu: Nuran Akkaya, 2006 yılında Fotoğraf
Evi’nde “Haluk Çobanoğlu ile Belgesel Fotoğraf Atölyesi”ne ve 2008’de
düzenlenen “Basılmış bir işim olsun” başlıklı atölye çalışmalarına katılmıştı
ve bu atölyeler sonucunda bir araya geldik.
Ermeniler kitabı fikri ortaya nasıl çıktı?
Nuran Akkaya: Yaşadığımız topraklarda kadim bir kültüre
sahip olan Ermenilerin hayatlarını daha görünür kılmak ve aradaki “tül perdeyi”
biraz olsun aralamak istedik.
Fotoğraflamaya geçmeden evvel, çalışmanın geçmişi nedir?
Proje nasıl şekillendi? Nasıl bir ön çalışma yaptınız?
N.A.: Yaklaşık yedi yılda tamamlanan bu projeye
başlarken, önce Ermeni toplumunu görsel olarak anlatabilmek adına ön çalışmalar
yapıldı. Hangi bölgelerin, kimlerin nerede ve nasıl fotoğraflarını çekmenin
anlamlı olacağı yönünde yol haritası oluşturuldu. Ancak yaşayan, dinamik bir
konu üzerinde çalışıyor olmamız dolayısıyla ön çalışma sürecinin tamamlanması
şu kadar zaman sürmüştür şeklinde bir ifade kullanmak yanlış olur. Bu yedi
yıllık süreçte, projemiz sürekli güncellendi, fotoğraflanacak konular ve
kişiler zaman içerisinde değişiklik gösterdi.
Böyle bir çalışmaya başlamanızda sizi en çok etkileyen ne
oldu?
H.Ç.: Kuşkusuz Hrant Dink’in katledilmesi ve onun
kaybının sadece Ermeni toplumunda değil; tüm toplumsal sınıf ve katmanlarda
uyandırdığı tepkidir. Bence Hrant Dink’in öldürülmesi aynı zamanda bir çeşit
aydınlanmaya yol açmıştır. Çok üzülerek söylüyorum sevgili Hrant yaşarken
“yapamadığını”, ölerek başarmıştır...
Kitapta portrelenilen kişilere nasıl ulaştınız?
N.A.: Dürüst olmak gerekirse, proje süresince en çok
zamanı portresini çekeceğimiz insanlara ulaşmak için harcadığımızı
söylemeliyiz. Bazı kişilerin yaklaşımı son derece yapıcı ve motive ediciydi,
bazılarına ise meramımızı anlatacak bir beş dakikamız bile olamadı… Bu
vesileyle portrelerinin çekilmesine izin veren kişilere bir kez daha sizin
aracılığınızla teşekkürlerimizi iletmek isteriz.
Kitabın editörlüğü sırasında en çok zorlandığınız ne
oldu?
N.A.: Çok farklı coğrafik parçalara yayılmış, kökleri çok
eskilerde olan ve büyük bir kadim kültüre ait bir hikâyeyi, buna dair bir
projeyi nereden başlayıp nerde biteceğinize dair karar vermek başlı başına bir
meseleydi.
Sarkis’in portresi örneğin dikkatimi çekti, Büyük Londra
Oteli’nde uzun süre kalmıştı. Ve çok kuvvetli bir figürdü, otelle neredeyse
simgeleşmişti. Onu nasıl buldunuz? Kitaba olan tepkisi nasıl oldu?
H.Ç.: Sarkis’in yaz aylarında Kayseri’nin ilçesi olan
Talas’ta, kışları ise genellikle İstanbul’da olduğunu biliyorduk. Kendisine
ulaşabilmek için Ermeni toplumunda Sarkis ile temasta olabilecek kişileri
bulmaya çalışırken aynı zamanda farklı dönemlerde Kayseri’ye seyahatler
yapıldı… Sarkis Bey’in fotoğrafını çekmek için Talas’taki evini ziyaret
ettiğimizde, göstermiş olduğu misafirperver tutumu ve samimi tavrı
hafızlarımızda yer etti ve kendisinin kitaba olan tepkisi de son derece sevecen
oldu.
Sarkis gibi, çok ‘simgesel’ diyebileceğimiz başka kimler
var kitapta?
N.A.: Fotoğraflarını çektiğimiz herkesin kendine ait,
aile büyüklerine ait farklı farklı hikâyeleri mevcut.
Kitaba gelen eleştiriler ne yönde?
H.Ç.: Şimdilik bize ulaşan herkes beğendiklerini ve
kalıcı bir iş olduğuna dair yorumlarını ilettiler. Kitabı inceleyip gözleri
dolu dolu bizlere sarılanlar oldu.
Kitabın tasarımı da çok anlamlı olmuş. Tasarımda kiminle
beraber çalıştınız? Nasıl bir fikir vardı kitabın tasarımı sırasında kafanızda?
H.Ç.: Tasarım öncesi, projeyi ve amacımızı anlatmamız
sonucu tasarımcı arkadaşlarımız kalben projeye “müdahil” olmuşlardır. Tamamen
kolektif bir üretim süreci ile hazırlanan kitabın tasarımı Açık Ofis’ten Dilek
Türkmen ve Deniz Çorbacıoğlu tarafından gerçekleştirildi.
Türkiye’de Ermeni olmak ne demek?
H.Ç.: Tül perdesi arkasında konumlanarak hayatı göz
önünde olmadan yaşamak ve Hrant Dink’in dediği gibi bu hayatı güvercin
tedirginliğiyle sürdürmektir.
N.A: Çocukken, sokakta oyun oynarken, ebeveyni tarafından
“Aman çocuğum adını sakın söyleme, Ermeni olduğunu sakın söyleme” yönergesi ile
büyümek zorunda kalan bir neslin, hayatta kalabilmek için çok ciddi mücadeleler
veren kişilerin torunları olan günümüz Ermenilerinin bu topraklardaki yaşam
mücadelesi ne yazık ki kolay olmuyor. Aslında bu durumun sadece Ermeni olmak
ile ilgili değil, “azınlık” veya büyük toplumda “öteki” olan tüm bireyler için
geçerli olduğunu belirtmek de yerinde olacak.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.