Her 9 Eylül’de “İzmir’in Kurtuluşu” kutlanır. Bir şehrin
yanıp kül oluşunun yıldönümlerini kutlamak, ancak “inkılâp tarihi” ile
körleştirilmiş akıllara yakışır. Aslında 9 Eylül 1922, İttihat Terakki’nin,
ileride üçüncü cumhurbaşkanı olacak Celâl Bayar’a verdiği “ekonomiyi
Hıristiyanların elinden kurtarmak, Gâvur İzmir’i Türkleştirmek” hedefine
ulaştığı gündür. İzmir’e “kurtarıcı süvariler”in girişini göstermeyi, bir de
“Rumlar ve Ermeniler yaktı” demeyi sevenler, İzmir’in “yağma” edilmesinden söz
etmezler. Eski yazı ve eski dilde olduğu için “milli gönül rahatlığı” ile
açılan “kurucu meclis”in gizli oturum tutanakları(*), İttihatçıların bu hedefe
9 Eylül 1922’de İzmir’i kurtararak ulaştıklarını belgeler.
İzmir’de olanlar, daha yangın başlamadan, 11 Eylül günü
Meclis gündemine gelir, ama geçiştirilir. Nihayet “Kurtuluş”un üstünden iki
buçuk ay geçtikten sonra, 25 Kasım Cumartesi günlü Meclis oturumunda İzmir’den
gelen, “Kurtarılmış yerlerdeki terkedilmiş mallar üzerinde yapılan yolsuzluk”
hakkında bir mektup ve ardından “kurtarılmış yerlerin durumu” hakkında bir
telgraf okunur ve kendiliğinden bir tartışma gelişir.
“Hükümetin mühür altına aldığı veya elinden alarak
topladığı mallar tümüyle boşa gitmektedir” diye başlar ve devam eder: “Yağma
edilen mallar için yağmacılar üçer, beşer yüz lira vererek Emvali Metruke
(Terkedilmiş Mallar) Komisyonu başkan ve komisyon üyeleriyle uzlaşıp
ellerindeki malları serbest olarak çıkarmakta…” diye şikâyetler yer alır telgrafta.
PATLATILAN PARA KASALARI
İlk söz alanlardan Salih Efendi (Erzurum milletvekili)
tek cümlede özetler İzmir’in hâlini:
–Her şey yağma edilmiş, mesele bitmiştir.
Bu görüşmeleri gizli oturumda yapalım diyenlere Besim
Atalay (Kütahya) cevap verir:
–Arkadaşlar, bugün Karadeniz’den Akdeniz’e kadar bütün
memleket soyulmuştur… Bunu açık görüşmeli. Halka duyurmalıyız. Eski hükümetin
yaptığı gibi hırsızlığı biz de saklarsak doğru olmaz” der ve devamında:
–Gidin, görün, bugün evlerde kimler oturuyor?.. Nasıl
yârân ve ahbaplara peşkeş çekildi gidin, görün!.. Mühür altında bırakılan
malların bir kısmı da sorumsuz ellerle, güya bugün askeriyenin ihtiyacı var
diyerek mühürleri kırıldı. Oradan birçok mallar alındı, aşırıldı arkadaşlar…”
diye “soygun”u ihbar eder.
Maliye Bakanı Hasan Fehmi (Gümüşhane) uzun konuşmasının
sonlarında “çalınanlar için üzülmeyin” dercesine sözler eder:
–Efendim, İzmir yandı… Yangın yerlerinde gömülü olan
servet, hâlâ enkaz altından çıkarılan kasaların sonu gelmemiştir… Diğer kasalar
tamamıyla ambarlara kaldırılmıştır. Fakat yangında arsa haline gelen yerlerde
tahrip müfrezeleri tarafından atılmış (patlatılmış) kasalar mevcuttur.
–Efendim, bu kadar parayı kim çaldı?
Salih Efendi’nin (Erzurum) bu sorusu şamar gibidir.
ORDUYA KUMPAS GİBİ
Bir şamar da İbrahim Bey (Mardin) indirir:
–Efendim, işitiyoruz ki, İzmir’in yağmasına bir çok
subay, ordu kumandanları katılmıştır. Bu olmuş mudur? Sonra Birinci Ordu
Kumandanı bütün nakit para ve eşyayı almış, birçoklarını da dağıtmıştır. Bu
doğru mudur? O paralar ne miktardadır? Sonra birçok mebus arkadaşlarımız
mobilyasıyla beraber evlere girmiş ve şimdiye kadar o evleri kullanıyorlar, bu
da doğru mudur?
Yıllardır millete anlatılan “Asker- sivil aydın zümre
memleketi kurtardı” hikâyesinde gerçekten bir “kurtuluş” vardır ama, bu daha
çok “cep”ler ile ilgili gibidir.
Maliye Bakanı ortalığı yatıştırmak ister:
–Bildiğiniz gibi ordu Uşak’tan Alaşehir’e doğru
ilerlerken biz, üç tane Ganimet-i Harbiye Komisyonu gönderdik. Bunlar, üç kol
üzerinden ganimeti yazmaya başladılar. Fakat ganimet o kadar çoktu ki, bu
yalnız tespit ve yazma ile kaldı… Yani işlem başlamıştır, ele geçenler
kaydediliyor; fakat arada bir harekât sırasında hiçbir tutanak yapılmamış,
haber veya bilgi alınmamış ganimetler kalırsa kalabilir.
Bütün İzmir Hıristiyanları, kundaktaki bebekler bile
“hain”dir, “düşman”dır ve dahi malları “ganimet”tir ve “helâl”dir, öyle mi?! Bu
nasıl bir anlayış? Sanki “Ege Seferi”ne çıkılmış, sanki İzmir “fethedilmiş”!
İzmirli Hıristiyanlar Müslümanlar ile eşit haklı
yurttaştır. Bu yurttaşların tümünü hem “soymak”, hem de yurtlarından kovmak
“kurtuluş” olarak nitelendirilemez. Gün aşırı yayınlanan sıkıyönetim
bildirisine bakın, her şey apaçık: “Rum ve Ermenilerin eli silah tutanlarının…
On sekiz yaşından kırk beş yaşına kadar olanlar esir garnizonlarında
bulundurulacaktır. 18-45 Yaşının dışında kalan gerek İzmirli ve gerekse
memleket içlerinden gelmiş olan Rum ve Ermeni ailelerinin Türkiye haricine
gitmeleri hakkındaki izin 30 Eylül 1922 akşamına kadar geçerlidir.”(**)
HIRİSTİYAN’IN MALI HELÂL Mİ
Hırsızlık hukuken suçtur, dinen haramdır. Soyulanın
inancı ne olursa olsun, soyan suçludur, günahkârdır. Hattâ “Helalleşmek daha
zor olacağı için, gayr-ı müslimin hakkına tecavüzün sorumluluğu daha da
önemlidir.”(***)
Son söz Reşat Bey’in (Saruhan) olsun: [İzmir’de yapılan]
“Hırsızlık gizli değildir, yolsuzluklar meydandadır. Bunlar açıklayamayacağım
derecede çoktur… Yolsuzluklar olağanüstüdür. Senelerce bütçemize konulabilecek
yüksek miktarda parayı sağlamaya yetecek millet malı heder oluyor… Maliye
Bakanı Beyefendiye orada tahsis edilmiş bir ev vardı. Bu ev Kâzım Paşa
Hazretlerinin yaverleri Şerafettin Bey tarafından zorla işgal edilmiştir..
Başkumandanlık emrinde silahlı kıyafetle bulunan çeteler hiç bir şey
dinlemiyorlar… ”
“İslâmcı- muhafazakâr” ile “laikçi-modern”in 9 Eylül
1922’ye bakışı aynı “inkılâp tarihi” gözlüğüyledir. Tek farkla: “Kurtuluş
Savaşı”, diğeri “İstiklâl Harbi” şaşılığıyla bakar. İkisi de yağmayı, soymayı
görmez, “şehit” edebiyatı yapar. Kurtuluş ve kuruluşunda olan “yağmacılık”
görülmediği ve “bir daha asla!” denilmediği sürece, hak ve adalet bu topraklara
zor gelir, zor barınır.
(*) TBMM Gizli Oturum Tutanakları 11.9.1922; 29 Kasım
1922; 25 Kasım 1922; 7 Aralık 1922
(**) 19 Eylül 22 tarihli Ahenk Gazetesi.
(***) https://sites.google.com/
diyanetin213soruyaverdiğicevaplar-2, cevap no 16
http://www.taraf.com.tr/yazarlar/izmir-hatirliyor-izmirin-kurtulus-ve-ganimet-bayrami-2/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.