Keith Houston / BBC Culture
Nokta, virgül, soru işareti gibi noktalama işaretleri
öylesine yaygın kullanılıyor ki onların tarih boyunca var olduğunu sanıyoruz.
Oysa öyle olmadı. İşte bu işaretlerin hikayesi. Noktalama işaretleri gramatik
yapıların nasıl kurulacağını gösterir; tek tek harfleri kelimelere ve cümlelere
dönüştürmemize veya beynimizde onların resmini oluşturmamıza yardımcı olur.
Onlar olmadan kitapları nasıl okur anlardık diye merak ediyor insan. Oysa ilk
zamanlarda noktalama işaretleri yoktu. Yazarlar binlerce yıl onlarsız yazdı
yazılarını. Peki, ne oldu da bu tarzı değiştirme gereği duydular?
M.Ö. 3. yüzyılda Yunan uygarlığının etkisi altındayken
Mısır'ın İskenderiye kentinde ünlü bir kütüphane vardı. Bu kütüphanenin başında
Aristofanes vardı.Buradaki yüzbinlerce parşömen tomarını okumak çok zaman alan
bir işti. Yunanlılar daima kelimeleri bitişik olarak ve hiçbir noktalama
işareti ve büyük ve küçük harf kullanmadan yazmıştı. Hangi kelimenin ve
cümlenin nerede başlayıp bittiğini anlamak okurun işiydi.
İyi hatip olmak için
Bu sorun olarak görülmüyordu. Seçilmiş yetkililerin kendi
görüşlerini kabul ettirmek için sözlü tartışmalara başvurduğu Yunan ve Roma
demokrasilerinde hitabete yazılı dilden daha fazla önem veriliyordu. Kitle
önünde iyi konuşmak içinse yazılı belgeleri önceden okuyup ezberlemek
gerekiyordu. Fakat bir metni bir defada okuyup anlayana rastlanmamıştı. Bir
metni ilk kez eline alan birinin onu şaşırmadan ve anlamlı bir şekilde yüksek
sesle okuması mümkün değildi.
Aristofanes ise okurlara, sonu gelmez bir şekilde birbiri
ardına sıralanmış harfleri orta nokta (·), alt nokta (.) ve üst nokta (·)
işaretleriyle ayırmalarını öneriyordu. Bunların her biri farklı uzunlukta
duraksamalara işaret ediyordu.
Fakat bu yenilik herkesi ikna etmemişti. Antik dünyada
imparatorluk kurma konusunda Romalılar Yunanlıları geçtiğinde Aristofanes'in
noktalarını bıraktılar. Roma'nın en ünlü hatiplerinden Cicero, cümle sonunun
konuşmacının nefes almak için duraklaması ya da işaret yoluyla değil, konuşma
ritminin getirdiği sınırlama ile belli olduğına inanıyordu.
Romalılar bir süredir kelimeleri birbirinden ayırmak için
orta noktaları kullanıyor olsalar da 2. yüzyıldan itibaren bu uygulamaya son
verilmişti. Kitlelere konuşmak büyük önem taşıyor ve bütün metinler yüksek
sesle okunuyordu. Yunanlılar ve Romalılar noktalama işaretlerinden mahrum halde
bu okumaları mırıldanarak yapıyordu.
Hristiyanlığın rolü
Aristofanes'in girişiminin bildiğimiz noktalama
işaretlerine dönüşmesini sağlayan ise yeni bir gelişme olmuştu. Roma
İmparatorluğu 4. ve 5. yüzyıllarda çöküşe girdiğinde Roma'nın paganları yeni
bir din olarak Hristiyanlığa karşı zorlu bir mücadele veriyordu. Paganlıkta
gelenekler ve kültür ağızdan ağıza aktarılırken, ilahileri ve Tanrının
sözlerini daha iyi yayabilmek için Hristiyanlık yazıyı tercih ediyordu. Kitap
Hristiyan kimliğin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bu kitaplar ise
çoğunlukla altın yaldızlarla ve süslü harflerle donatılmış, paragraf
işaretleriyle bölümlere ayrılmıştı.
Hristiyanlık Avrupa'da yayıldıkça yazı ve noktalama
işaretlerini daha da benimsedi. 6. yüzyılda Hristiyan yazarlar, asıl
anlamlarını korumak için eserlerini okuyucuya sunmadan önce, kendileri
noktalama işaretlerini kullanmaya başladı. 7. yüzyılda Sevilleli Isidore adlı
başpiskopos ve aziz, durma sürelerine işaret etmek üzere Aristofanes'in
noktalarını yeniden düzenledi. Isidore ayrıca noktalama işaretleri ile anlam
arasında da doğrudan bağ kurmuştu.
Matbaanın rolü
Daha sonra İrlandalı ve İskoç rahipler aşina olmadıkları
Latince kelimeleri ayırt edebilmek için kelimeler arasında boşluk kullanmaya
başladı. 8. yüzyılda ise yeni bir ülke olarak Almanya ortaya çıkmış, ünlü kral
Şarlman, rahip Alcuin'e standart bir alfabe yaratma görevi vermişti. Böylece
bildiğimiz küçük harfler ortaya çıkmış, yazının geliştiği bu dönemde noktalama
işaretleri de onun ayrılmaz bir parçası haline gelmişti. Bugün kullandığımız
nokta, virgül, noktalı virgül, soru işareti gibi birçok noktalama işaretinin
kökeni işte bu döneme dayanıyor. Ünlem işareti ise daha sonra 15. yüzyılda,
taksim ve tire işaretleriyle birlikte Rönesans döneminde kullanıma girdi.
Matbaanın mucidi Johannes Gutenberg 1455'te 42 satırlı
İncil'i bastığında noktalama işaretleri de artık sabit hale gelmişti. 15.
yüzyıl sonunda bugün kullandığımız işaretler bir daha değişmemek üzere son
şeklini aldı. Böylece matbaanın zorunlu kıldığı bir standartlaşma yaşanmıştı.
Ancak bugün bilgisayarlar matbaadan daha yaygın hale
gelince noktalama işaretleri de yeniden canlılık kazanmaya başladı. Ekranlarda
noktalama işaretlerinin yanı sıra his simgeleri de kullanılıyor artık. Yani bu
işaretler ölüm uykusuna yatmamış, sadece yeni teknolojinin gelmesini
bekliyormuş. Önümüzdeki dönemde ne tür noktalama işaretlerinin kullanılacağına
bugünün okurları ve yazarları karar verecek.
Bu makalenin İngilizce aslını BBC Culture'da
okuyabilirsiniz.
Dergideki diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.