Ergür Altan / erguraltan@gmail.com
Bana Kürtlerden nefret etmem gerektiğini söylerdi babam.
Kürtler bölücüydü, teröristti, biz Türklerden nefret edendi ve bu yüzden
onlardan nefret etmem gerekirdi. Nefret etmediğim gibi, Kürt arkadaşlar, Kürt
kardeşler edindim kendime. Diyarbakır`a, Mardin`e, Bingöl`e ve Batman`a gittim.
Kürt canlar konuştu, ben dinledim, Kürt kadınlar anlattı ben kederlendim, Kürt
müzikleri, ağıtları dinledim Kürtçe bilmeden ve öğretmen olarak ilk tayinim
Tunceli`ye çıkınca çok ama çok sevindim…
Annem, “Tunceliler Alevi, yemeklerinden yeme” dedi ve ben
çağrıldığım, buyur edildiğim her sofrada yemeklerini yedim Tuncelilerin. Birçok
Tuncelili komşum oldu kahvaltıya çağırdığım, hafta sonları çarşıda dolaştığım,
kahve içtiğim.
Abim, Ermenilere kinlenirdi. Onlardan “Ermeni dölü” diye
bahsederdi. Bir Ermeni dostum oldu. Ben onu Türk sanıyordum ve o da kendini
Türk sanıyordu! Bir gün dedi ki bana, -ama öyle tedirgindi ki bunu derken-,
“sana bir sır vereceğim… “ Şaşırdım, “elbette” dedim. “Otuz üç yaşındayım, yeni
öğrendim, ben Türk değilmişim” dedi. “Ne var ki bunda, cansın” dedim
gülümseyerek. “Ben Ermeniymişim” dedi.
“Sen benim dostumsun” dedim… “Biz Erzurumluyuz biliyorsun; bizim ailede
ne cumaya gidilir, ne namaz kılınır, ne de oruç tutulur” dedi. “Nasıl
anlayamadım” dedi… “Babam, ölmeye yakınken açıkladı bu sırrı” dedi… Sarıldık
birbirimize sımsıkı. Babasını affetmeyeceğini söylerken, bir çırpıda
affediverdi…
Ayvalık`ta, Rum bir yaşlı amcanın işlettiği pansiyonda
kaldım geçen yaz. Sevgilimle o pansiyonda tanıştık. Aktivistti sevgilim, doğa aktivisti. Kah Kaz Dağları`nda, kah
Karadeniz`de, kah Mersin`de… Nerede ormanlara kıyılıyorsa, nerede dereler
kurutuluyorsa, nerede HES`ler yapılıyorsa benim bir tanem oradaydı. Ben çok
sevdim onu. Onun gibi bütünleşemedim
doğayla belki. Ama o da benim gibi masallar anlatamadı çocuklara… Biz çok
sevdik birbirimizi; doğayla ve çocuklarla geçecek bir ömür düşledik…
Hakkari`ye çıktı askerliği birkaç ay önce. “Hakkari`ye gidemedim hiç, doğası harikaymış”
derken kederini duyumsamak içimi acıttı…
Hakkari dağlarındaki ters lalelerin fotoğraflarına baktık beraber.
Korkuyordu, biliyordum. Hakkari değildi korktuğu, Kürtler değildi. Devletin ne
olduğunu, varlığını nasıl sürdürdüğünü ikimiz de farkındaydık. Halklarını sevmeyen,
emekçilerini sevmeyen, sularını, ormanlarını, hayvanlarını sevmeyen bir yapıdan
bahsediyoruz !
Nice ormanlara kıyıldı HES`ler için; nice derelere,
ırmaklara kıyıldı…
Nice canlara, halklara kıyıldı saltanat için; nice
çocuklara, genceciklere, güzelliklere…
Sevgilim ölü asker… Duyuyor musunuz beni saraylılar, biat
edenler, can olduğunun, emekçi olduğunun, halk olduğunun ayrımına varmadan her
boku biliyormuş gibi ahkâm kesenler!
“Bana patates soymayı öğretsene” demişti canım benim.
“Umarım, kışlada bütün gün patates soyarım” demişti…
Ne Kürtler düşman, ne Aleviler, ne de Ermeniler ve
Rumlar; biz halklar, biz çoğulluklar öyle güzeliz ki, düşmanı halklarda değil,
inandığınız, hatta kutsadığınız rezil rüsvalıklarda arayın siz. İnandığınız,
kutsadığınız ne varsa, bizi bölen de o, sersefil eden de o, öldüren de…
Babam, can parçamın öldüğünü öğrendiğinde, “Kürtlerden
nefret etmiyor musun hâlâ” dedi… Sustum… Yine sordu aynı soruyu, yine sustum.
Bana bir tokat attı ve bağırarak sordu bu sefer, “Kürtlerden nefret etmiyor
musun hâlâ! “ Baktım babamın yüzüne öylece. ”Canımın mezarı belli ama Cumartesi
Anneleri`ni daha iyi anlıyorum” dedim… Sonra ne mi oldu? Canımın yarısını da
değil, tamamını yitiren ben hain oldum ve kan revan içinde kaldım…
Son günlerde dağ bayır geziyorum. Sularla, ormanlarla
kuşlarla söyleşiyorum; sevgilim ona kavuşamayacağım bir yerde…
Sevgilim ölü asker…
Ergür Altan / erguraltan@gmail.com
http://dunyalilar.org/sevgilim-olu-asker.html

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.