Turgay Oğur / t.ogur@meydangazetesi.com.tr
Bu hikâyeyi Sapanca
Gölü’ne tepeden bakan bir bahçeye kurulu kahvaltı sofrasında dinledim… Bu
sıkıştırılmışlık içinde yeni fırsatlar kovalarken yolu Amerika’ya düşüyor.
Tehcirde ailesi Fransa’ya göç etmiş Muşlu bir Ermeni ile tanışıyor, doğrusu
daha önceden iyi ilişkiler geliştirmiş bir kişi tarafından tanıştırılıyor. Orta
yaşlarında olan Ermeni amcamız bir Fransız şirketinin mümessili olarak
Amerika’ya gelmiş ve sonra geri dönmemiş, yerleşmiş. İşsiz kaldığı bir dönem
ünlü kadın iç giyim markası Victoria Secret’ın sahibi ile yolu kesişmiş ve
adamın sahip olduğu uçsuz bucaksız arazilerin geliştirilmesi ve
projelendirilmesi işini üstlenmiş… Olaylar gelişiyor. Muşlu Ermeni amcamız
Sivaslı hemşehrisini Victoria Secret’ın sahibi ile tanıştırıyor. Normalde bu
çapta birinden randevu almak haftalar sürermiş. Size ayıracağı zaman da yarım
saati geçmezmiş. Referans güçlü olunca bugünden yarına görüşme gerçekleşiyor.
İlk buluşma da beş saat sürüyor.
***
Bu hikâyeyi Sapanca Gölü’ne tepeden bakan bir bahçeye
kurulu kahvaltı sofrasında dinledim. Bu günlerde yaşananların ileride filmi
yapılacaktır, orası kesin. Ancak filmlerden birinin özetini bir köşe yazısına
konu etmenin, bilindik ifadesiyle ‘spoiler vermenin’ bir sakıncası olmaz
herhalde.
İstanbul ve çevresinde büyük çaplı inşaat işleri olan
Sivaslı bir işadamı cemaate yapılan baskılardan nasibini alıyor. Devletle
alakası olmayan projeleri dahi baskıyla elinden alınıyor. Türkiye ile 20 milyon
dolar ticari hacmi olan bir Afrika ülkesine 60 milyon dolarlık iş yapmaya
kalkıyor. Bizzat Türk Büyükelçiliği’nin gayretleriyle işleri engelleniyor.
Bu sıkıştırılmışlık içinde yeni fırsatlar kovalarken yolu
Amerika’ya düşüyor. Tehcirde ailesi Fransa’ya göç etmiş Muşlu bir Ermeni ile tanışıyor,
doğrusu daha önceden iyi ilişkiler geliştirmiş bir kişi tarafından
tanıştırılıyor. Orta yaşlarında olan Ermeni amcamız bir Fransız şirketinin
mümessili olarak Amerika’ya gelmiş ve sonra geri dönmemiş, yerleşmiş. İşsiz
kaldığı bir dönem ünlü kadın iç giyim markası Victoria Secret’ın sahibi ile
yolu kesişmiş ve adamın sahip olduğu uçsuz bucaksız arazilerin geliştirilmesi
ve projelendirilmesi işini üstlenmiş.
Ofisinde devasa Ortaköy Camii resmi olan, sanat müziği
dinleyen, iyi Türkçe konuşan bir Ermeni, bizim Sivaslı işadamına hemşehri
muamelesi yapıyor.
VARAN BİR: Öyle Ankara takımını Osmanlı Spor yapmakla,
granit ve cam kaplama binalara iki Osmanlı rölyefi attırmakla, paramiliter
ocaklara Osmanlı adını koymakla, püsküllü kavuklar takıp ok fırlatmakla Osmanlı
ruhu inkişaf etmiyor; Muşlu Ermeni’ye Sivaslı Türk’ün elinden tutturan hatır
ile ediyor.
Olaylar gelişiyor. Muşlu Ermeni amcamız Sivaslı
hemşehrisini Victoria Secret’ın sahibi ile tanıştırıyor. Normalde bu çapta
birinden randevu almak haftalar sürermiş. Size ayıracağı zaman da yarım saati
geçmezmiş. Referans güçlü olunca bugünden yarına görüşme gerçekleşiyor. İlk
buluşma da beş saat sürüyor.
VARAN İKİ: Victoria Secret’in sahibinin Sivaslı işadamına
ilk sorusu şu oluyor: “Türkiye’de baskı görüyor musun?” Cevap malum. İşadamının
hikâyesini dinliyor ve emlak projelerinden birine avantajlı bir ortaklık
öneriyor. Yasal prosedürler iki gün içinde tamamlanıyor ve şirket kuruluyor.
Türkiye’de her şeyin yolunda gitmesiyle bile belki 20 yılda alacağı mesafeyi
birkaç yıl içinde kat edebileceği bir projenin parçası oluyor. Hükümetin yok
etme isteği, bir işadamına Türkiye’den binlerce kilometre ötede, dünyanın en
ünlü markalarından biriyle ortaklığın kapısını açmış oluyor.
Bu arada Sivaslı abimizin Afrika’daki yatırımlarından
haberdar olan ünlü işadamı, o konuda da yol gösteriyor ve Afrika’daki işlerini
Amerika’da kurduğu şirket üzerinden takip etmesini öneriyor. Sivaslı Türk
işadamı işlerini Amerika’da kurduğu şirkete devrediyor. Böylelikle Afrika
ülkesinde Türk konsolosla değil Amerikalı konsolosla muhatap oluyor ve ABD
Konsolosluğu’nun girişimleriyle önündeki engeller kalkıyor. Buna da ‘KAPAK BİR’
diyelim ve hikâyemizi burada noktalayalım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.