Ayşe Hür / hurayse@hotmail.com
Geride kalanlar varsa da artık bir 'Hay-horom
kültürü'nden söz etmek maalesef imkânsız... Aynen Karamanlı kültüründen söz
edemediğimiz gibi... Geçtiğimiz hafta CB Erdoğan, “yüzde yüz yerli ve milli
milletvekili” isteyince medyada “yerli kime denir?”, “kim daha yerli”, “milli
ne demektir?” “Erdoğan kime ne demek istedi?” tartışması yaşandı. Erdoğan’ın ne
kastettiğine dair tartışmaları okumuşsunuzdur, ben o konuya girmeyeceğim. Bu
toprakların yerlilerinden olup, artık izleri bile kalmayan, hatta çoğu kişinin
adlarını bile bilmediği için iki topluluktan söz edeceğim.
TÜRK MÜ, RUM MU?
Osmanlı döneminde ağırlıklı olarak Aydın, Antalya, Adana,
Hüdavendigâr (Bursa), Ankara, Kayseri, Tokat, Kastamonu, Konya, Sivas,
Nevşehir, Niğde ve Göller Bölgesi’nde (Burdur-Isparta yöresi) yaşayan, Rumca
bilmeyen, Türkçeyi kendilerine özgü bir ağızla konuşan, buna karşılık Grekçe
dua eden ve Grek harfleriyle yazan Ortodoks halka Karamanlılar denirdi.
Karamanca/Karamanlıca ya da
Karamanlidika, Osmanlıca, antik Yunanca ve Rumcanın bir karışımıydı ve Karaman
alfabesinde Yunan alfabesinde bulunan delta, theta, ksi, psi ve omega harfleri
yokken, Yunan alfabesinde olmayan b, d, ş, k, ö ve ü harfleri vardı.
(Kayseri-İncesu’da ‘Maaşallah’la başlayan Karamanlıca
kapı kitabesi.)
Osmanlı Anadolu’daki Ortodokslara ‘Ortodoks milleti’
dediği halde, kaynaklarda ‘zimmiyan-ı Karaman’ adıyla ayrı bir topluluk olarak
geçen bu grupların kökeni konusunda iki temel tez var. Yunan tarihçilerine
göre, Karamanlılar antik dönemden beri Anadolu’da yaşayan ancak Bizans
döneminde Hıristiyanlığı kabul eden Yunan kökenlilerdi. Bu tezin bir
versiyonuna göre de Karamanlılar, Bizans döneminde, sınır boylarında
yaşadıkları için Türk akıncıları ile sıkça temasta bulunan Grek asıllı savaşçı
köylülerden ana dillerini unutanlardı.
Cami Bey ya da İzzet Ulvi gibi ‘Türk Tarih Tezi’nin erken
temsilcilerine göre, Karamanlılar, prehistorik dönemden beri Anadolu’da yaşayan
Hititler, Kumuklar, Kumanlar ve Urartular gibi ‘Türk’ kavimlerin bakiyesiydi.
Ünlü tarihçilerimizden Mehmed Fuad Köprülü’ye göre ise, Karamanlılar, ağırlıklı
olarak Selçuklulardan önce Anadolu’ya gelen Hıristiyan Oğuz Türklerinin
bakiyesiydi. Çok azı da, Müslüman Selçuklulardan Hıristiyanlığa geçenlerdi.
BİZANS’TAKİ TÜRK AİLELER
Gerçekten de, Heredotos veya Strabon’dan gayet iyi
bildiğimiz gibi, Anadolu’daki Yunan kolonilerinin tarihi MÖ 5-6 yüzyıllara
kadar gider. Bizans kaynaklarında ise, Peçenek, Kuman ve Uz gibi Hıristiyan
Türk boylarından gelen askerlerin yanı sıra, ayrıca ‘Türkopol’ diye
adlandırılan Selçuklu Türkleri ve Anadolu Türkmenlerinden oluşan Bizans
birliklerden de söz edilir. Malazgirt’te Selçuklulara karşı savaşan Bizans
İmparatoru Romen Diyojen’in ordusunda Hıristiyan Türklerin olduğu
bilinmektedir. Yine 11. yüzyıldan itibaren, Bizans kaynaklarında Aksuhos,
Maniakes, Kaloufes (Halife), Prosouch, Tziglognos, İsak, İsa, İlhan, Kutlumuş
gibi pek çok aile ‘Türkopoulos’ diye anılır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş
yıllarının önemli figürlerinden Köse Mihal de Müslümanlığı kabul etmiş bir
Bizans beyidir. (Bu dönemin bir diğer önemli figürü Gazi Evrenos’un kökenine
dair iddiaları ise bir başka yazıya bırakıyorum.)
MERAM BAĞLARI’NA ZİYARET
1473’te Gedik Ahmet Paşa ile birlikte Konya’nın Meram
Bağları’na giden Gian-Maria Angiolello adlı Venedikli seyyah, buradaki Rumların
tamamen Türkçe konuştuklarını, dinsel törenlerinde kullandıkları kitaplarının
da Arap harfleriyle ve Türkçe yazıldığını belirtir. Bu bilgi şaşırtıcıdır çünkü
Karamanlılar Türkçeyi Arap harfleriyle değil Yunan harfleriyle yazarlardı.
1551’de İstanbul’a gelen seyyah Nicolas de Nicolay ise, Yedikule’deki Karamanlı
cemaatinden bahseder. 1554-55 yıllarında Habsburg İmparatorluğu’nun temsilcisi
Ogier G. Busbecq’le birlikte İstanbul’a gelen seyyah Hans Dernschwam da
Yedikule semtinde kendilerine Karamanlılar (Caramonos) denilen halkın
ibadetlerini Rumca yaptıklarını fakat bu dili anlamadıklarını, yalnızca Türkçe konuştuklarını
yazar. (Dernschwam, Karamanlılar adını ilk kullanan Batılıdır.) Bu bilgileri
17. yüzyıl yazarı Eremya Çelebi Kömürciyan da tekrarlar.
“ÖYLE BİR MAHLUDİ HATT-I TARİKATIMIZ”
Bir başka 17. yüzyıl yazarı Evliya Çelebi ise Antalya
Rumları için “Ve dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla Urumca
[Rumca] bilmezler. Batıl Türk lisanı üzre kelimat iderler”, Alanya’daki Rumlar
için de “Amma kadim eyyamdan beri Urum [Rum] keferesi bir mahalledir. Cümle üç
yüz hane haracdır. Amma asla Urum lisanı bilmiyüb batıl Türk lisanı bilirler”
der. (Çelebi’nin Türk lisanı hakkında ‘batıl’ demesine dikkatinizi çekerim.)
Karamanlıların yaktıkları şu ağıt da bu duruma dairdir:
“Gerçi Rum isek de, Rumca bilmez Türkçe söyleriz/ Ne Türkçe yazar, okuruz ne de
Rumca söyleriz/ Öyle bir mahludi [karışık] hatt-ı tarikatımız [yazı usulümüz]
vardır/ Hurufumuz [harflerimiz] Yunanice, Türkçe meram eyleriz...” Bunlara
bakınca, M. Fuad Köprülü haklı görünmektedir. 1000’li yılların başından
itibaren karşılıklı etkileşim içine giren bazı Türkler Hıristiyanlaşırken, bazı
Hıristiyanlar da Türkleşmişe benzemektedir.
Kendileri tarafından yazılmı eserlerlerde kendilerinden
‘Anadolu Hristiyanları’, ‘Anadolu Ortodoks Hristiyanları’, ‘Yunan dilini
bilmeyen Anadolu Hristiyanları’, ‘Anadolu Rumları’ veya sadece ‘Anadolular’
olarak bahsederken, konutukları dili ‘Türkçe’, ‘açık Türkçe’, ‘sade Türkçe’,
‘yavan Türkçe’, ‘kaba Türkçe’, ‘Türk dili’ veya ‘Anadolu Lisanı’ diye
adlandırıyorlardı.
Bu arada not edelim, Karamanlı Türklerine ait ilk gazete
Gazete-i Anatoli, Evangelinos Misailidis tarafından 1851 yılında çıkarılmıştır.
(Gazete 1921 yılına kadar yayımlandı.) Yine Karamanlı Türkçesiyle yazılmış ilk
telif roman Misailidis’in yazdığı Seyreyle Dünyayı-Temaa-i Dünya ve Cefakâr u
Cefake adını taşır ki 1871’de basılan bu roman, edebiyat tarihçilerimiz
tarafından ilk Türkçe telif eser sayılan emseddin Sami’nin Taauk-ı Talat ve
Fitnat’ından bir yıl önce basılmıştır. Konunun uzmanlarından Evangelia
Balta’nın tespitlerine göre, 1711’den 1921 yılına kadar Karamanlı Türkçesiyle
yazılmış ve yayımlanmış kitap sayısı 369’dur. Bunların 164’ü din, 205’i din
dışı konulardadır.
ZAYIF MİLLİYETÇİLİK
Muhtemelen bu kültürel doku yüzünden 19. yüzyılın
başlarından itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun Müslüman ve Hıristiyan tebaası
arasında milliyetçilik akımları etkisini göstermeye başladığı halde,
Karamanlılar arasında ‘milli’ bilinç çok düşüktü. Örneğin 1879’da Kapadokya’yı
gezen Henry Tozer’e göre Karamanlılar Rusya’ya, Yunanistan’dan daha yakındılar.
Yine çeşitli kaynaklara göre, Karamanlılara milliyetleri sorulduğunda ‘Türk’,
‘Rum’ veya ‘Yunan’ değil, sadece ‘Hıristiyan’ olduklarını söylerlerdi.
Yüzyılın sonlarında iyice güçlenen milliyetçilik
akımlarının etkisiyle, bazı unsurların Nevşehir’deki Rum okullarında
Karamanlılara Rumca öğretilmesi gibi ‘kültürel Helenleştirme’ çabalarına rağmen
küçük bir azınlık dışında Karamanlılar Yunan milliyetçiliğine kayıtsız
kaldılar. Bu kayıtsızlıkları yüzünden de Türk milliyetçiliğinin Fener Rum
Patrikhanesi’nin etkisini kırma planlarında önemli rol oynadılar.
İTC’NİN İZMİR VEKİLİ EMMANOUİLİDİS
II. Meşrutiyet (1908) döneminde açılan mecliste,
İttihatçıların onayıyla yer alan 24 Rum vekil arasında Karaman Rumları da
vardı. Örneğin Aydın Vilayeti’ne bağlı İzmir’i temsil etmesi üzerinde anlaşılan
iki üye Kayserili Karaman Rum’u olan Aristidis (Georgantzoglou/Yorgancıoğlu)
Paşa’yla, Atina Üniversitesi öğretim üyesi Pavlos Karolidis (Pavli Karalidi
Efendi) idi. Yunan milliyetçisi çevreler bu ikilinin ‘hain’ olduğu
düşünüyorlardı. Aristidis Paşa kolay seçildi ama Karolidi Efendi’nin Yunan
uyruklu olmasından rahatsız olan İttihatçılar ‘müntesib-i sani’lere (yani
‘ikinci seçmen’lere) Karolidis’i seçmeme yönünde talimat verince İzmirli Rumlar
durumu protesto ettiler. Büyük olaylar çıktı, sonunda İttihatçılar geri adım
attılar ve Karolidis’in seçildiğini ilan ettiler.
1911 seçimlerinde İttihatçılar ve Rum Cemaati, Meclis-i Ayan
üyeliği teklif ettikleri Aristidis Paşa’nın yerini yeğeni avukat Emmanouil
Emmanouilidis’in almasında anlaştı. Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz değerli
tarihçi Vangelis Kechriotis’in dediğine göre, Emmanouilidis de aynen Aristidis
Paşa gibi, 19. yüzyıl Yunan milliyetçiliğine damgasını vuran Yunancılar ve
Bizansçılar tartışmalarına katılmak yerine “Osmanlıcı vatanseverliğinden ilham
alarak imparatorluğun bütünlüğünü korumak üzere Türk-Müslüman unsurları ile
işbirliğinin gerekliliğine samimi bir bağlılık” göstermişti. Bu yüzden 1912
seçimlerinde tekrar aday gösterilerek ödüllendirilen Emmanouilidis, 1912
yılının Ekim ayında Birinci Balkan Savaşı patlak verdiğinde, İttihat ve Terakki
Cemiyeti’nin (İTC) önemli isimleriyle birlikte Sultanahmet’teki mitingde Osmanlı
İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğünü savunan bir konuşma yaptı, bu konuşması
Atina’daki bazı gazetelerin büyük tepkisini çekti.
(Emmanouil Emmanouilidis, Atina 1929. Aleksandros Madonis
Arşivi.)
1920’de Meclis-i Mebusan’ın kapanmasına kadar görev yapan
Emmanouilidis, bu dönemde İTC’yi sadece 1915 Ermeni Tehciri/Kırımı/Soykırımı
yüzünden eleştirdi. 1922’de savaşın Yunan ordusunun yenilmesiyle sona ermesi
üzerine Yunanistan’a gitti, 1923’te Venizelos’un ekibinden olmak üzere Batı
Makedonya’ya vali olarak atandı, ardından da meclise girdi. (Öldüğü 1943’e
kadar da vekilliği devam etti.) 1920’de tamamladığı Osmanlı İmparatorluğu’nun
Son Yılları adlı kitabını yayımlamak için 1924 yılına kadar bekleyen
Emmanouilidis, Vangelis Kechriotis’in dediğine göre “bu süre içinde Yunan
Devleti’ne herhangi bir şekilde değinmekten kaçınarak Osmanlı ideolojisine
bağlı kaldı ve Atina basını ısrarla ona saldırmaya devam etti.”
KARAMANLILARIN MÜBADELESİ
Yunanistan’la Türkiye arasında, 23 Temmuz 1923 tarihli
Lozan Barış Antlaşması’nın bir parçası olarak imzalanan Mübadele Anlaşması ile
karşılıklı göçe tâbi tutulacaklar ‘Müslümanlar’ ve ‘Hıristiyanlar’ olarak
belirlenince, Türkçe konuşan Ortodoks Karamanlılar da mübadeleye tâbi
tutulmuştu. Sonuçta, Anadolu’nun çeşitli yerlerinden çıkarılarak İstanbul,
İzmir ve Mersin limanlarından Yunanistan’a gönderilirken yürek paralayan
sahneler yaşanmıştı. “Biz sizdeniz, göndermeyin!” yalvarmaları işe yaramamıştı.
Sadece, Mustafa Kemal’in ‘Baba Eftim’ dediği Papa Eftim ve yakınları, Mustafa
Kemal’in emri üzerine 3 Ağustos 1924 tarihinde çıkarılan 3798 sayılı “Papa
Eftim Tezkeresi’ ile devletin himayesine alınmıştı. Böylece Anadolu’nun en
yerli halklarından biri olan Karamanlıların köküne kibrit suyu dökülmüştü…
(Papa Eftim kimdir, neden bu ayrıcalığa mazhar oldu diye merak edenler şu
yazımı okuyabilir: “Papa Eftim’in cemaatsiz kilisesi”, okumak için tıklayın) http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/ayse-hur/papa-eftimin-cemaatsiz-kilisesi/6563/
Bu bölümü şu bilgiyle tamamlayalım: Cumhuriyet döneminde,
ilk gayrimüslim vekiller bilindiği gibi meclise 1935’te katılmıştı. Bunlardan
biri Karaman Türkü/Rumu İstamat Zihni Özdamar idi. Bodrum doğumlu olduğu halde
Atatürk’ün isteğiyle Eskişehir’den aday gösterilen Özdamar, gayrimüslimlerin
iflahını kesen 1942 Varlık Vergisi Kanunu’na “evet” oyu veren vekiller
adasındaydı. (Varlık Vergisi için bkz.:
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/1942_varlik_vergisi_kanunu-1353243
)
(Mustafa Kemal’in emriyle Fener Rum Patrikliği’nin etkisi
kırmak üzere, Türk Ortodoks Kilisesi’ni kuran Papa Eftim, 23 Nisan 1922’de, II.
İnönü Meydan Muharebesi’nin birinci yıldönümünü kutlamak için Meclisin önünde
toplanan 50 bin kişiye Türk Ordusu’nu öven pek duygulu bir konuşma yapmıştı.)
HAY-HO(U)RO(U)MLAR KIMDIR?
Gelelim ikinci kökü kurutulmuş, unutulmuş yerli
topluluğumuza… Yunanca kaynaklarda Hay-hurumlar, Ermenice kaynaklarda
Hay-horomlar diye geçen topluluk, ruhani açıdan Rum Ortodoks Kilisesi’ne bağlı
ancak Ermenice konuşan bir gruptu. (Bundan sonra Ermence kaynaklardaki gibi
Hay-horomlar diye devam edeceğim çünkü dilleri Ermeniceydi.) Bu ilginç kompozisyon,
Hay-horomların, Yunan ve Ermeni milliyetçilikleri tarafından paylaşılamamasına
neden olmuştur. Bu konuda yapılmış bilimsel araştırma yok ama, ağırlıklı olarak
sözlü kaynaklardan yararlanarak Hay-horomlar konusunda önemli bilgi birikimine
sahip olmuş İzmirli bir Rum olan olan Yorgos Anastasiadis’e (1874-1971) göre,
Hay-horomların etnik kökeni konusunda değişlik görüşler var.
ANABASİS’İN BAKİYELERİ Mİ?
Çağdaş Yunan tarihçilere göre Hay-horomlar, MÖ 401’de
kardeşi II. Artakserkes’i devirerek Pers tahtını ele geçirmeye çalışan Genç
Keyhüsrev (Kiros) için savaşan ancak Keyhüsrev’in öldürülmesi üzerine geriye
dönen paralı Yunan askerlerin bakiyeleriydi. Bu efsanevi ‘geri dönüş’, söz
konusu sefere katılmış olan Yunan tarihçi Ksenephon tarafından “Onbinlerin
Dönüşü” (Anabasis) adlı eserde anlatılmıştır. Bu tezin sahiplerine göre,
bunlara daha sonra Büyük İskender’in Asya Seferi sırasında (MÖ. 334-323),
güzergâhların güvenliği için bıraktığı Yunan askerleri de eklenmiş, bu gruplar,
Doğu Anadolu bölgesindeki Ermeni toplumlarının kadınlarıyla evlenerek asimile
olmuşlar, zamanla dillerini unutmuşlardır.
EGİNA ADASI’NDAN GELEN YUNANLILAR MI?
Hay-horomların etnik olarak Rum olduğuna dair tezin bir
başka versiyonuna göre Hay-horomlar Bizans döneminde, Yunanistan’da Atina
yakınlarında bir ada olan Egina’dan gelen koloni sakinleridir. Tarihte ilk
Hay-horom topluluğunun ortaya çıktığı Sivas yakınlarındaki Eğin’in adı da
Egina’dan gelmektedir. Bu gruplar, Bizans’a son veren Osmanlı İmparatorluğu
döneminde İslam’a geçmek istememişler ve yaşadıkları bölgelerdeki Ermeni nüfusa
katılmışlardır. Bu bölge Türkler için çok önemli olduğundan, İslam’a geçmek
konusunda baskıya maruz kalmamışlar; fakat zamanla dil açısından Ermeniler
tarafından asimile edilmişlerdir.
HELENLEŞMİŞ ERMENİLER Mİ?
Görece yeni Ermeni kaynaklarına göre, Hay-horomlar Bizans
döneminde Helenleşmiş (Yunanlılaşmış) Ermenilerdir. İmparatorluk bu grupları
Fırat’ın batısında, merkezi Eğin olan on ikiden fazla köyde toplamıştı.
Ermenice konuşan bu Ortodokslar, ruhani olarak Büyük Antakya Patrikhanesi’ne
bağlı Erzurum ve Diyarbakır Metropolitliği’ne tâbi olmuşlardı.
Hay-horomların kökeni ilişkin bir başka tez de şudur:
Ermeni mitolojisine göre Ermeni soyunun kurucusu, efsaneye göre Iapetos’un
(Yaşeth’in Yunanlaştırılmışı) neslinden olan Hayk’tır. Hayk, MÖ. 24’te
yaratılmıştır ve Ermenicede ‘önder’, ‘lider’ anlamına gelir. Ermenicede Rum’a
(Romalı anlamında) da ‘Horom’ denir, o nedenle Rum kökenli veya Rumlaşmış
Ermenilere ‘Hay-horom’ denir.
AGİN’DEN EĞİN’E, EĞİN’DEN KEMALİYE’YE
Yine Ermeni kaynaklarına göre; Hay-horomların ilk ortaya
çıktıkları merkez, Sivas’ın Eğin Köyü’ydü. Eğin adının kaynağı konusundaki
söylence ise şöyle: Masis (Ararat veya Ağrı) ve İran Ermenilerinin Anadolu’ya
yayıldıkları dönemde, bir grup Ermeni, Fırat boyunca ilerleyerek, etrafında çok
verimli topraklar olduğu söylenen nehrin kaynağını aramışlar. İlerlerken
sürekli, “kaynağa doğru” diyorlarmış, böylece onlar tarafından kurulan şehrin
adı ‘Agin’ olmuş. (Emenice ‘ag’kaynağa/kaynağı anlamına geliyor).
LİSANEN ERMENİ VE TÜRK, KALBEN RUM
Yorgos
Anastasiadis’e göre bu tezlerden hangisi doğru olursa olsun, bugün
Hay-horomlar kendilerini Rum kabul ederler. Yüzyıllar boyunca bir kelime bile
Yunanca bilmemelerine rağmen Rumluklarına olan sarsılmaz inançlarını muhafaza
ederler. Anadilleri öncellikle Ermenice, sonra da Türkçedir. Ermeniceyi okulda
öğrenirler. Kilisedeki ayinleri daha çok Türkçe ve Ermenice ve daha az Yunanca
ilahilerin karışımıdır. Ancak, cemaat Yunanca ilahileri anlamadığı gibi,
Ermenice okunan ilahilerin de Ermeni kilisesininkilerle hiçbir ilgisi yoktur.
Bunlar Rum Ortodoks Kilisesi’nin ilahilerinin çevirisidir ve Yunan kilise
müziğinin makamıyla okunur. 1896 yılında, Ermenice ilahilerin yerini daha çok
Karamanlıca (yukarıda anlattığım gibi Yunan alfabesiyle yazılan Türkçe)
ilahiler almıştır.
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA HAY-HOROMLAR
Sevan Nişanyan’ın Index.Anatolicus adlı eserinde 20.
yüzyıl başında Hay-horumların yerleşim yeri olan köylerin adları oldukça fazla.
(http://www.nisanyanmap.com/?eth1=hh) Buna karşılık, Hay-horum olduğunu
söyleyen bir okurum Hay-horomların Doğu Anadolu’daki köylerinin altı tane
olduğunu söylemişti. Bunlar Vag, Zorak, Musaga, Sirzu, Hogus ve Mamsa olup, ilk
dördü Eğin’e, Mamsa Çemişkezek’e bağlıydı. Hogus ise diğer dört köyden epeyce
uzakta, Kemah’ta idi. Yine aynı kaynağa göre Birinci Dünya Savaşı sırasında
Ruslar Erzincan ve Erzurum’a kadar ilerlediklerinde, Hogus’un sakinleri onları
coşkuyla karşılamış, Rus ordusu geri çekilirken korkuya kapılıp onların
peşisıra Rusya’ya gitmişlerdi. Bu gruplar Cumhuriyet dönemine kadar da orada
kalmışlardı.
Fırat’ın Eğin bölgesindeki 70 Hay-horom ailesi ise
1924’te Mübadele Antlaşması ile Yunanistan’a gönderildiler ve Eğriboz’un
kuzeyindeki Kastaniotisa Çiftliği’ne yerleşerek Yeni Eğin’i kurdular. İki yıl
geçmeden Rusya üzerinden (muhtemelen Hogus’lu) 50 aile daha Selanik
yakınlarındaki Diavata’ya yerleşti. Eğin adı ise, Cumhuriyet döneminde Mustafa
Kemal’in onuruna, Kemaliye olarak değiştirilerek Doğu Anadolu Hay-horomlarının
son izi de tamamen silindi.
BİTİNYA HAY-HOROMLARININ KADERİ
Anadolu’daki diğer geniş Hay-horom cemaati 1608’den beri
Adapazarı/İzmit (Bizans dönemindeki adıyla Bitinya) bölgesinde yaşıyordu.
1915’te İzmit’te 7-8 bin civarında Hay-horom yaşıyordu. Geyve civarındaki Hudi,
Ortaköy ve Şındıklı adlı üç köyün ilk sakinlerinin Eğin’den geldikleri
sanılıyor.
1923'teki I. Tüm Göçmenler Konferansı’na sunduğu
tebliğinde Doktor Benediktos Adamantiadis Bitinya Hay-horomlarının kaderini
şöyle anlatmıştı: “Ticarette ve sanayide gelişmiş, zengin, 15 bin ve daha fazla
sakiniyle Geyve-Ortaköy Rumları, Haziran 1920’nin sonlarına doğru
Sakarya-Karaçay civarındaki hanlara toplanıp kapatılmışlar ve aşırı dinci
gruplar tarafından kılıçtan geçirilmişlerdir. Bu kıyımdan kurtulanlar da,
kaçtıkları dağlarda av köpekleriyle kovalanmış ve hunharca katledilmişlerdir. Ağustos
1920 sonlarında bölgede bir tane bile Rum kalmamıştır. Sadece, temkinli
davranıp topraklarını kıyımdan önce terk etmiş birkaç yüz kişi
kurtulabilmiştir.”
Bu birkaç yüz kişinin de sonra ülkeden ayrılmış olması
mümkün. Geride kalanlar varsa da artık bir ‘Hay-horom kültürü’nden söz etmek
maalesef imkânsız… Aynen Karamanlı kültüründen söz edemediğimiz gibi. Bu
sayfalarda defalarca örneklerini verdiğim Türk milliyetçiliğinin ‘başarı
hikayesi’ (!) olan gayrimüslimlere yönelik tehcirlerin, sürgünlerin, mübadelelerin,
kaçırtmaların üstüne Karamanlılar ve Hay-horomların kökünün kazınmasını da
koyabiliriz yani. 6,5 milyon Kürt seçmenin oyunu, “seni başkan yaptırmayacağız”
diyen HDP’ye vermesinden sonra Kürtlere sempati duyması beklenmeyen CB
Erdoğan’ın ‘yerli ve milli’ kontenjanını doldurma işinin, eğer Anadolu’ya
gelişlerini 1071 Malazgirt Savaşı ile başlatırsak, yerlilik konusunda bu
topluluklardan çok daha kısa bir tarihçeye sahip olan Türklere kaldığını
söylemeye gerek yok herhalde… Kendini Türk diye tarif edenlerin ne kadarının
‘millilik’ konusunda Erdoğan’ı tatmin edecek kriterlere sahip oldukları ise
ayrı bir konu…
Özet Kaynakça: Foti Benlisoy, Stefo Benlisoy,
“‘Karamanlılar’, ‘Anadolu ahalisi’ ve ‘aşağı tabakalar’: Türkdilli Anadolu
Ortodokslarında kimlik algısı”, Tarih ve Toplum Yeni Yaklaşımlar, Sayı 11, Güz
2010, s.7-22, Sula Bozis, “Karamanlılar”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi,
c.4, s.458-459, Tarih Vakfı Yayınları, 1994, Yonca Anzerlioğlu, Karamanlı
Ortodoks Türkler, Phoenix Yayınevi, 2009, Evangelia Balta, “Karamanlıca
(Karamanlidika) Basılı Eserler”, Çeviren: Andonis Zikas, Tarih ve Toplum, C.
62. s. 57-59, E. Balta, “‘Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz’
Adventures of An Identity in The Triptych: Vatan, Religion and Language” Türk
Kültürü İncelemeleri Dergisi, S.8, s. 25-44. Speros Vryonis, The decline of
medieval Hellenism in Asia Minor and the process of Islamization from the
eleventh through the fifteenth century, University of California Press,1986,
Vangelis Ketchoridis, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Dönemi’nde Karamanlı Rum
Ortodoks diasporası, İzmir Mebusu Emmanouil Emmanouilidis”, Toplumsal Tarih, 25
Kasım 2014, s. 38-43, Yorgos Anastasiadis, “Ermenice konuşan Rumlar”,
Yunanca’dan çevirenler: Frango Karaoğlan ve Elçin Macar, Toplumsal Tarih, S.
156, Aralık 2006, s. 38-43.
Not: Bu yazının Hay-horomlar ile ilgili bölümünü 3 Temmuz
2009 tarihli Agos gazetesi için yazmıştım. (O zaman Yorgos Anastasiadis gibi
Yunanca ‘Hay-hurumlar’ terimini kullanmıştım.) Bu yazıya, Facebook’ta Sofya
Agopyan adlı kullanıcının sayfasında rastladım.
(https://www.facebook.com/notes/sofia-agopyan/ermenice-konuşan-rumlar-hay-horomlar-kimdir/1407356199550293)
Sofya Agopyan kaynak belirtmediğinden ilk bakışta yazıyı kendi kaleme almış
sanılabilir. Dolayısıyla o sayfayı görenler, benim o yazıdan ‘intihal’
yaptığımı düşünmesinler diye (bu sık sık başıma geliyor, benim yazılarımı
birileri kendilerine malediyorlar, başka birileri de benim bu çalıntı
yazılardan ilham aldığımı iddia edebiliyor!) bu notu koymak ihtiyacı hissettim.




1 yorum:
Benim bildigim, halk dilinde "Hay Horom" diye gecen terim Bizans Ortodoks kilisesine bagli kalmis Ermeniler icin kullanilir ( murekkep yalamis zumre icini karsiligi Hunatavan Hay ). O devirde aidiyet irk ve milletten ziyade din ile belirlendigi icin Horomluk da bunu kasteder.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.