Hrant Kasparyan / Demokrat Haber
Bir kısım Türk medyası, gerek AİHM’in Perinçek’in ifade
özgürlüğü lehine verdiği ilk kararı, gerek Büyük Daire’nin 15 Ekim tarihli kararını, Ermenilere soykırım yapılmadığı görüşünün AİHM tarafından da
doğrulanması olarak, yani AİHM’in de soykırımı inkâr ettiğinin kanıtı olarak
sunuyor. Bu açık ve kasıtlı bir çarpıtmadır, çarpıtmanın ötesinde yalandır.
Açıktır, çünkü Büyük Daire kararı yayınlanmıştır, ortadadır... AİHM Büyük
Daire’nin kararının Ermeni soykırımı “iddiaları”nı çürüttüğü yalanı, açık
olmasının yanı sıra kasıtlıdır; çünkü bu yalanla amaçlanan Türkiye’deki
Ermenilere karşı nefreti kışkırtan kişi, çevre ve hatta kamu görevlilerine
cesaret vermek, bu yönde söz ve eylemlerin soruşturulmasını, suç işleyenlerin
adalet önüne çıkarılmasını engellemektir… İnsan Hakları Derneği ve Hafıza
Merkezi, Büyük Daire’nin kararından bağımsız olarak, Türkiye’nin geçmişle
yüzleşmesine, hakikatlerin ortaya çıkarılmasına ve adaletin tesisine yönelik
çalışmalarını, bu bağlamda Türkiye’deki soykırım kurbanı Ermeni toplumunun can
güvenliğini tehdit eden, nefret söylemini kışkırtan soykırım inkârcılığına
karşı uluslararası insan hakları hukuku temelindeki mücadelesini
sürdürecektir.” (İyi ki varsınız. HYETERT)
***
AİHM’in açıkladığı Perinçek kararının Türkiye medyasında
kasıtlı olarak çarpıtıldığını açıklayan İHD ve Hafıza Merkezi, inkârcılıkla
mücadeleye devam edeceklerini belirtti. İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Hakikat
Adalet Hafıza Merkezi (Hafıza Merkezi), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
Büyük Dairesi’nin dün açıkladığı Perinçek kararına ilişkin bir bildiri
yayımladı.
Büyük Daire’de dün karar duruşması yapılan Perinçek-İsviçre
davasına üçüncü taraf olarak müdahil olduklarını hatırlatan İHD ve Hafıza
Merkezi, daha önce dava dosyasında uyarıda bulundukları toplumsal
gerçekliklerin geçerliliğini koruduğunu vurguladı.
Perinçek’in “ifade özgürlüğü” lehine açıklanan dünkü
kararın, Türkiye medyasında “Ermenilere soykırım yapılmadığı görüşünün AİHM
tarafından doğrulanması” olarak lanse edildiğine dikkat çekilen bildiride, “Bu
açık ve kasıtlı bir çarpıtmadır, yalandır” denildi.
İnkâr sürecinin devam ettiği Türkiye’de Ermeni halkının
can güvenliğinin olmadığı belirtilen bildiride, 24 Nisan 2011’de kışlada
öldürülen Sevag Balıkçı, Samatya’daki evinde öldürülen Maritsa Küçük ve Hrant
Dink suikastı bu gerçekliğe örnek gösterildi.
İnkârcılıkla mücadeleye devam edeceklerini açıklayan İHD ve
Hafıza Merkezi yayımladıkları ortak bildiride şu ifadelere yer verdi:
“AİHM Büyük Daire, 15 Ekim 2015’teki duruşmasında,
AİHM’in önceki kararına yapılan itiraz üzerine yeniden ele aldığı
Perinçek-İsviçre davasıyla ilgili verdiği nihai kararı açıkladı. Yapılan
açıklamada Büyük Daire’nin, Doğu Perinçek’in Ermenilere soykırım yapılmadığı
yönündeki görüşlerini dile getirmesinin ifade özgürlüğü kapsamında olduğuna ve
Lozan Mahkemesi’nin bu sözleri nedeniyle Doğu Perinçek’e ceza vererek, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ifade özgürlüğüne ilişkin 10. Maddesi’ni
ihlal ettiğine karar verdiği belirtiliyor.
Bilindiği gibi 2005 yılında Doğu Perinçek, Ermeni
Soykırımı’nı tanımış ve soykırımın inkârını suç kabul etmiş bir ülke olan
İsviçre’ye giderek, Bern ve Lozan’da Ermeni Soykırımı’nın bir yalan olduğuna
dair açıklama yapmıştı. 2007 yılında Lozan Mahkemesi Perinçek’i ülke yasalarını
bilerek ihlal etmekten suçlu bulmuş ve mahkûm etmişti. Perinçek’in itirazı
üzerine AİHM, 2008 yılında Perinçek lehine karar vermiş, Lozan Mahkemesi’nin
ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğine hükmetmişti. İsviçre’nin bu karara
itiraz etmesi sonucunda dava bu kez AİHM Büyük Daire’de görülmeye başlamıştı.
Üç insan hakları kuruluşu, Türkiye’den İnsan Hakları
Derneği (İHD), Hakikat Adalet Hafıza Merkezi (Hafıza Merkezi), Kanada’dan
Uluslararası Soykırım ve İnsan Hakları Çalışmaları Enstitüsü (IIGHRS), Büyük
Daire’de görüşülecek davaya Üçüncü Taraf olarak görüş bildirmek üzere başvurmuş
ve yapılan başvuru, dilekçenin incelenmesinden sonra kabul edilmişti.
Türkiye’den görüş bildirme talebi AHİM tarafından kabul
edilen İHD ve Hafıza Merkezi olarak, Büyük Daire’nin kararının, bizim görüş
dosyasında sunduğumuz gerekçelerimizin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını
ulusal ve uluslararası medyaya ve kamuoyuna duyururuz.
Üçüncü taraf görüş dosyasında dile getirdiğimiz, soykırım
inkârının yalnızca İsviçre sınırları dahilinde değerlendirilemeyeceğine, bunun
Türkiye’deki Ermeni toplumuna yönelik, can güvenliği de dahil, tehditlerin
sürmesine yol açacağına ilişkin uyarılarımız bütün gerçekliğiyle varlığını
sürdürüyor.
AİHM Büyük Daire, deyim yerindeyse, konuyu teknik bir
bakış açısından ele almış, İsviçre Mahkemesi’nin Perinçek’i sözleri nedeniyle
cezalandırarak AİHS’nin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. Maddesi’ni ihlal edip
etmediğine bakmış ve İsviçre sınırları dahilinde bunun nefret kışkırtıcılığı
anlamına gelmediği sonucuna varmıştır. Konunun İsviçre sınırları dışındaki,
özellikle soykırımın yapıldığı ülkedeki etkilerini tartışmamıştır. Oysa AİHM
kararları Avrupa Konseyi coğrafyası açısından bağlayıcıdır, emsal alınan
kararlardır; dolayısıyla bu coğrafya dahilindeki ülkelerde soykırım inkârının
yol açacağı insan hakları ihlalleri davalarının evrensel insan hakları hukuku
çerçevesinde sonuçlandırılması açısından sorunlara yol açacaktır.
“AİHM’İN KARARI KASITLI OLARAK ÇARPITILIYOR”
Bir kısım Türk medyası, gerek AİHM’in Perinçek’in ifade
özgürlüğü lehine verdiği ilk kararı, gerek Büyük Daire’nin dünkü (15 Ekim 2015
tarihli) kararını, Ermenilere soykırım yapılmadığı görüşünün AİHM tarafından da
doğrulanması olarak, yani AİHM’in de soykırımı inkâr ettiğinin kanıtı olarak
sunuyor.
Bu açık ve kasıtlı bir çarpıtmadır, çarpıtmanın ötesinde
yalandır. Açıktır, çünkü Büyük Daire kararı yayınlanmıştır, ortadadır. Kararın
“Davanın Kapsamı” başlığı altında şöyle denmektedir: “Mahkemenin, Osmanlı
İmparatorluğu yönetiminde 1915 ve sonrasında Ermeni halkının maruz kaldığı
katliamlar ve toplu tehcirlerin uluslararası hukuk çerçevesinde soykırım olarak
nitelendirilip nitelendirilmeyeceği konusunda görüş oluşturması
beklenmemektedir; uluslararası ceza mahkemelerinden farklı olarak, Mahkeme bu
konuda hukuken bağlayıcı bir belirlemede bulunma yetkisine sahip değildir.”
Burada açıkça belirtildiği gibi, Ermenilere yönelik toplu tehcir ve
katliamların soykırım oluşturup oluşturulmadığı davanın kapsamı dışında
tutulmuştur.
AİHM Büyük Daire’nin kararının Ermeni soykırımı
“iddiaları”nı çürüttüğü yalanı, açık olmasının yanı sıra kasıtlıdır; çünkü bu
yalanla amaçlanan Türkiye’deki Ermenilere karşı nefreti kışkırtan kişi, çevre
ve hatta kamu görevlilerine cesaret vermek, bu yönde söz ve eylemlerin
soruşturulmasını, suç işleyenlerin adalet önüne çıkarılmasını engellemektir.
SEVAG BALIKÇI, MARİTSA KÜÇÜK VE DİNK ÖRNEK GÖSTERİLDİ
En son Cizre’de Özel Harekât birimlerinin panzerlerden
megafonla halka yaptığı “Ermenisiniz, hepiniz Ermenisiniz, Ermeni piçisiniz”
anonsları Ermeni Soykırımı’nın inkârı ile Türkiye’deki Ermeni halkının can
güvenliğinden yoksun yaşamı arasındaki bağlantıyı açıkça ortaya koyuyor. Bu
bağlantıya insan hakları savunucuları olarak her gün tanık olmaktayız. Ermeni
halkının, bir inkâr ülkesi olan Türkiye’de can güvenliğinin olmadığı da, sadece
son birkaç yılda Hrant Dink’in, Sevag Balıkçı’nın, Samatya’da Maritsa Küçük’ün
katliyle açıkça ortadadır. Nitekim bu davalar büyük bir olasılıkla AİHM’e
götürülecek ve AİHM, soykırım inkârının Türkiye’deki sonuçlarını dikkate alma
durumunda kalacaktır.
“AİHM’DEKİ GÖRÜŞ AYRILIĞI ORTAYA ÇIKMIŞTIR”
Sonuç olarak AİHM Büyük Daire’nin kararı, AİHS’nin 10.
Maddesi’nin dar yorumuyla sınırlı kalmış ve Perinçek’in Türkiye’de kullandığı
saldırgan dilden çok farklı şekilde ifade ettiği, “yapılanın bir soykırım suçu
teşkil etmediği” yolundaki sözlerinin ifade özgürlüğüne dahil olup olmadığını
incelemekle yetinmiştir. Türkiye’de Ermenilere karşı ırkçılık AİHM Büyük
Daire’nin değerlendirmesine de, karar gerekçesine de dahil edilmemiştir. Karara
ilişkin AİHM basın açıklamasında bu açıkça ortaya konulmuştur. Üstelik karar
10’a karşı 7 oyla alınmış, Büyük Daire’nin de kendi içinde görüş ayrılığı
olduğu gözler önüne serilmiştir.
İnsan Hakları Derneği ve Hafıza Merkezi, Büyük Daire’nin
kararından bağımsız olarak, Türkiye’nin geçmişle yüzleşmesine, hakikatlerin
ortaya çıkarılmasına ve adaletin tesisine yönelik çalışmalarını, bu bağlamda
Türkiye’deki soykırım kurbanı Ermeni toplumunun can güvenliğini tehdit eden,
nefret söylemini kışkırtan soykırım inkârcılığına karşı uluslararası insan
hakları hukuku temelindeki mücadelesini sürdürecektir.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.