Her toplumun,
geçmişlerinden gelen,sorgulamadan kabul ettikleri ve kuşaktan kuşağa aktarmaya
çalıştıkları bazı kuralları, alışkanlıkları, inanışları, kehanetleri,yaşam
tarzları ve kültürel kalıntıları gibi manevi değerleri vardır. Bu
değerler toplum üyelerinin manevi bağlarını güçlendirir ve insanları
birbirine bağlar.
Genel olarak bu değerler,toplumların inanışlarına, yaşanan coğrafyaya, iklime ve sosyo-ekonomik duruma bağlı olarak farklılık
gösterir, ancak Anadolu halkları arasındaki bu değerler, dini ritüeller
dışında birbirlerine benzerler.Anadolu halk mutfağını, saç
ekmeği, pestil,ayran gibi daha birçok şeyi buna örnek olarak
gösterebiliriz.
Anadolu'nun müslüman
halklarından farklı olmaksızın,Anadolu'nun kadim halklarından
Ermenilerin de yaşam tarzı ataerkildir ve günlük yaşamın iş gücü kadının
üzerindedir.
Kentsel yerleşim
bölgelerindeki Ermeni nüfüsün büyük bir kısmı çekirdek aile şeklinde
yaşardı, Ermenilerde geniş akrabalık yaşam birimi olan
''Kertastan''(Akrabaların Toplu Yaşam Şekli) şekli de genellikle kırsal
kesimde,ormanlık alanlarda,dağ eteklerindeki yaşam bölgelerinde görülürdü :
Genellikle akrabalar arasında en azından 4.cu derecede kadar akraba
olanlarda evlilikler yasakta, ancak ,akrabalar arası evliklerde 7 göbek
saymaya özen gösterilirdi.
Bölge şartları göze
alınarak kızların kaçırılmasını önlemek ve çok çoçuk doğurabilmeleri için onlar
erken yaşta evlendirilirlerdi,diğer Anadolu halklarında olduğu gibi Ermenilerde
de kızların bekareti bir iffet semboludür.
Ermenilerde ,kız istemeye
kız evine ,damat adayının annesi ve babası, varsa aracıyla da beraber
gidilir:Her iki taraf ailelerinin birbirlerini resmen tanıma buluşması olan
''Söz Kesme'' toplantısında erkek tarafı geline mutlaka ''Khaç''
takardı.Nışanlama merasiminin takıları ayrı idi. Nişan'a ,başta yakın ve uzak
akrabalar olmak üzere geniş bir davetli kesimi davet edilirdi. Her iki taraf da
nişanlanan çiftlere ayrı ayrı hediyeler takarken,birbirlerine de gümüş
veya kristal kap içinde çikolata ve badem şekeri karışımını hediye ederler.
Düğün için erkek
tarafından bir karı koca ''Sağdıç'' (Khaçyeğpayr yev Ginı)seçilir,genellikle
sağdıç olan çift,doğacak çoçukların da muhtemel ''Vaftiz Babası''(Gınkahayr) ve
''Vaftiz Annesi''(Gınkamayr) olurlar.
Anadolu Ermenilerinde
''Kına Gecesi'' yapmak da bir gelenektir,kına gecesi,genellikle kız evinde
olur,sağdıçın eşi kınayı yoğurur ve gelinin eline ilk kınayı da bir
altınla beraber o koyar.
Düğünden önceki son
Perşembe (Genellikle düğün Pazar günü olur) günü ,evlenecek olan çiftlerin
yatağı, sağdıçın eşinin yönetiminde yapılır. Çiftlere huzur,
mutluluk,başarı,bereket ve zenginlik getirir inançıyla yatağa
şeker,pirinç,para serpilir ve altın konulur ve ilk çoçuğun erkek olması
dileğiyle yatağın üstünde de bir erkek çoçuk yuvarlanır.
Gerdek gecesinin ertesi
günü,yeni gelinin bekaretinin gerdek gecesi bozulduğuna haber damat
evi tarafından ,kız evine gönderilen ''Kırmızı Elma'',veya ''Tepsi
içinde Tatlı ile Kırmızı Mendil'' veya '' Kanlı Çarşaf'' veya saygın bir aracıyla
haber verilirdi.Bu adet bazı yörelerde evli çiftlerin yakın akrabalarının
katıldığı eğlenceli merasimlerle de yapılırdı.
Anadolu Ermenilerinde
''Beşik Kertmesi''(Erkek ve kız çoçukları,çoçuk yaşlarında sözlü
olarak birbirlerine karı-koca adayı olarak ilan etmek),''Kına
Yakmak'',''Geline Kırmızı Duvak Örtmek'' oldukça yaygın bir adetti. Yeni
gelinlerin ''Munç''(Dil Saklama) denilen ''Suskunluk'' dönemi,yeni gelinlerin
uzun bir süre,kocaları dışında kimseyile konuşmaması,söyleyeceklerini evin
çoçukları aracılığıyla iletmesi,eski zaman Ermeni köy yaşamının adet ve
geleneklerindendi.'' Munç'' dönemi,yeni gelinin ilk erkek çoçuk doğurmasıyla
,kayınvalidesinin ona bir hediye vererek ''Konuş Kızım'' demesiyle son
bulurmuş.
Anadolu'nun diğer
halkları gibi Ermenilerin de cenazeye,cenaze evine özel saygıları
vardı,özellikle acıları paylaşmada oldukça duyarlı davranırlardı.Ölümden
sonra ruhun bedenden ayrılıp sebest kaldığına ,ölenin mezarı başında dua
edilene kadar onun ruhunun serbest dolaştığına ve huzura kavuşmadığına inanırlardı,bu
nedenle ölen için özel dualar ve ilahiler okumak bir adet ve vecibe idi.
Eski zaman Ermeni
dünyasında,her ruhun uğurlu ve uğursuz bir yıldızla bağlantısı olduğuna
,kişinin yaşamın iyi gittiğinde yıldızının parladığına,aksi durumda ise
yıldızın sönükleştiğine,ölenin ise yıldızın gökten düştüğüne inanılırdı.Ölen
kişinin ruhunun iyi melekler tarafından alıp götürüleceğine inançıyla, ölenin
odasının pencereleri ve kapıları belirli bir süre açık bırakılırdı.Ölenin
hayatta iken kullandığı ve sevdiği eşya ve cisimlerin bir kısmı da ölünün
üstüne konurdu.Ölenin ,cennete uçuşunun 7 gün sürdüğüne ınanılır,ölümden
sonraki 7.ci günde özel dualar okunurdu.Ölenin bir süre daha açıktığı ve
susadığına inanılarak ,rahmetlinin anısına '' Hokeçaş-Hokehts''(Can Yemeği)
denilen toplu yemek verilirdi .
Dini herbir 5 ana yortu
ertesi günü, ölenleri anmak ve onlara rahmet okumak adına ''Merelots''(Ölüler
Günü) dur.Bu gün özel olarak mezarlıklara gidilip dualar okunur,irmik
helvası(Hıruşag) ve rahmetlinin çok sevdiği yiyecekleriden dağıtmak asla
ihmal edilmezdi.
O zamanların çoğu
Anadolu halklarda ,günümüzde de bazı topluluklarda görülen ''Al Bastı-Şeytan
Bastı (Kötü Ruhların Tacizine Uğramak)inancı Anadolu Ermeni köylerineki yaşamda
da görülürdü. Bu inanca göre, yeni doğan bebeğin 40.cı günü ''Kırk
Çıkarma Töreni'' yaygın bir adetti.
Anadolu Hıristiyan
kültürünün başlıça rituellerinden birisi de ''Vaftiz Ayıni'' dir: Zamanın
Anadolu Ermenilerinde vaftiz genellikle doğumdan sonraki 3.cü günle 10.cü
gün arasında yapılması özellikle tercih edilirdi,ancak çoçuğun ilerlemiş
yaşlarında da vaftiz olduğu görülmüştür.Vaftiz ayini Hristiyanlık dinine özgü
bir dini ayindir,vaftiz olan kişinin ,Hristiyan olduğuna ve Kilisenin asil
üyesi olduğu anlamını taşır.Anadolu Ermeni köylerinde vaftiz ayininden sonra,
genellikle ''Harisa--Keşgek''(Etli Buğday Yemeği) pişirmek adettendi.
Anadolu Ermenilerinin
tabiata,taşa,toprağa,suya dair değişik inançları ,rituelleri ve kehanetleri
vardı.Örneğin ,kurak havalarda bezden yapılmış ''Kadın Kukla Bebeği'' ni köy
içinde ve köy çevresinde dolaştırarak ''Yağmur Duası''na çıkma Ermeni köy
yaşamının yaygın alışkanlıklarındandı.
Ermenilerin doğayıla
ilişkin gelenek ve adetleri ,Hırıstiyanlık öncesi pagan dönemlerine dayanır:
301
yılında,Ermeniler her nekadar Hıristiyanlık dinini resmi devlet dini
olarak kabul ettilerse de, Hristiyanlık öncesi döneme ait pagan inanç ve
uygulamaların izlerine, Hıristiyanlık dönemindeki adet ve
geleneklerinde de rastlanmaktadır,ancak bu izlerin hepsi de Hıristiyanlık
bağları içine özdeşleşmiş ve benimsenmiştir.Örneğin:Ermenilerin günlük yaşam
Ermenicesinde yaygın olarak kullandığı ''Arevit Mernim''(Güneşine
Öleyim),''Arevıt Şadna''(Güneşin Bol Olsun-Ömrün Uzun Olsun),Açkıt Luys(Gözün
Aydın) benzeri deyimler,Ermenilerin doğaya ilişkin eski düşüncelerinin
günümüzde de yaşatıldığını göstermektedir.
Bazı halk bilimcileri,
Anadolu Ermeni köylülerinin işlerini ve geçimlerini sağlamak için yaptıkları
çalışmalarını gök cisimlerinin hareketlerine göre düzenlediklerini ,onların
da komşu halklar gibi bazı cisimleri, nazarlık olarak kullandıkları
ve onlara bazı simgeler takarak ,nazardan korunma inançı taşıdıklarını
yazarlar.
Eski zamanlarda
Ermenilerin doğada en çok saygı gösterdikleri üç şey ''Toprak'',''Su'' ve
''Ateş''tir,bu üç unsur Ermeniler için hayatta kalma ve var olma
mücadelesinde derin bir anlam ve önem taşır,Ermeniler bu üç unsurun
yanı sıra belirli dağlara, ağaçlara ve hayvanlara da insanlarda olmayan
niteliklere sahip oldukları inanılarak aşırı saygı gösterirlerdi..
Eski zaman Ermenileri
,insanlar ve hayvanlar için iyi olan herşeyin kaynağının ''Toprak Ana''
olduğuna inanır,''Taş''ı da yabancı bir nesne olarak görmezlerdi.Onlar için
''Taş'', Toprak Ana'nın yoğunlaşmış bir haliyidi,bu nedenle tarlalarındaki taşları
tarladan uzaklaştırmazlar ,tarlalarının kenarında öbekler halinde
toplarlardı.Taşların ,tarlalarından uzaklaştırılması ,tarlanın verimini ve
toprağın gücünü azaltacağına inanırlardı.
Ermeniler ,bazı özel
taşların hastalara şifa getireceğine,kısır kadınları
doğurganlaştıracağına,sütü olmayan annelerin süt vermesini
sağlıyacağına,kuraklıkta yağmur yağdıracağına inanırlardı.
Ermeniler dağların
zirvelerine ilgi duyarlar,dağların tepelerine tırmanarak oralarda ibadet
ederlerdi.Suya ve su kaynaklarına karşı özel ilgi duyarlar, bazı pınar ve
çeşmelerin çevresini sanat eseri niteliğinde taşlarla süslerler ve bazı
pınarları kutsal mekan olarak adederlerdi,özellikle o pınarın suyunu ''Şifa
Suyu''olarak kullanırlardı: Bu suyu, şifa olarak kullanmanın dışında tarlaların
,bağların ve bostanların verimlerini arttıracağına inanarak bağ,bahçe ve
tarlalara da serperlerdi.Hıristiyanlık öncesi pagan Ermeniler, pınarların ve
suyun bu mucizevi güçünü ''Su Perisi'' ve ''Tanrıçe'' Anahid'e
bağlarlardı.
Hasta bebeği olan
eski zaman Anadolu köylü Ermeni anneler ,sabahın erken vaktinde köy
çevresindeki pınarları ,çeşmeleri ve kuyuları dolaşırlar, bebeğine şifa
getirecek inancıyla oralardan su toplarlar ve bu suyıla hasta bebeğini
yıkarlardı.
Eski Ermeni inanışına
göre ''Ocak Ateşi'' ailenin ve sulalenin bağlığını simgelerdi,Evdeki ocağı
yakmak ve ateşin sürekliliğini sağlamak kadının sorumluluğu altında idi.Evin
üyelerinden biri evden ayrı,yeni bir evde yaşamak istediği zaman veya başka bir
ev kuraçağı zaman ,yeni evin ocağını ,ilk evin acağından alınan ateşle yakma
geleneği vardı.
Zamanımızda da
Ermenilerin günlük yaşamlarında kullandıkları ''Muğhıs Maretsav''(Dumanım
Söndü-Yorgunluk İfadesi),''Sirdıs Gı Vari''(Yüreğim Yanıyor-Üzüntü veya Özlem
İfadesi) gibi bazı deyimler Ermeni yaşamında ateşin taşıdığı simgesel
önemi anlatmaktadır.
Ermeni yaşamında
ağaçların da önemli bir yeri vardı,Ermeniler büyük ağaçları
genellikle mezarlık yolunda,kimi zaman ibadet yerlerine yakın yerlerde
dikerlerdi,özel ilgi duydukları ağaçların dallarına bez parçaları asarak
dileklerde bulunurlardı,fakat ceviz ağacının uğursuz bir ağaç olduğuna dair
yaygın bir inançları vardı,ceviz ağaçının içinde insanlara zarar veren
elektiriksel bir akım olduğuna inanırlardı, bu nedenle ceviz ağaçına yaklaşma
ve ceviz ağacı dikme izni sadece yaşlılara verilerdi.
Dr.med.Sarkis Adam
Kaynak:1914 Öncesi
Ermeni Köy Hayatı--Sussıe Hoogasıan,Mary Matossian
Ermeni Köy Hayatına Yakından Bakmak --Serpil İlgan,(Evrensel Gazetesi 2007)
İyi Güvercin --Aylin Öney Tan (Cumhuriyet Gazetesi 2007)





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.