Ünal Çeviköz
Anadolu toprakları Türk, Kürt, Ermeni, Rum ve daha
nicelerinin bir arada çağlar boyu yaşadıkları topraklar olmuş, onların tümüne
ortak yurt oluşturmuştur. Bugünün Türkiye Halkı'nın DNA'sı bu harçla yoğurulmuş
ve bu beraberlikle bütünleşmiştir…10 Ekim Türkiye'nin 11 Eylül'üdür. Bunu
anlamayacak kadar gözü kapanmış insanlarla dolu olmamalı bu ülkenin toprakları.
10 Ekim Ankara Katliamı'nın sonuçlarına bakınca yaşamını yitirenlerin
yaralarını hep birlikte sarmak bu topraklarda yaşayan tüm yurttaşların birinci
görevi olmalıdır. Had safhaya vardığı su götürmeyen istihbarat ve güvenlik
zaafiyeti ancak insanın insana değer vermesiyle giderilebilir. Terörist
örgütlerin dini, imanı, milliyeti yoktur. Hele terörü din adına yaptığını savunan
terörist örgütlerin karşısında en dik duruşu dinine bağlı ve saygılı olanlar
göstermelidir. Göstermelidir ki onları korudukları algısı oluşmasın. Öyle bir
algı oluşmasın ki toplumun içindeki güven duygusu yok olmasın, toplumu
birbirine bağlayan tüm dinamikler birer birer çözülüp dağılmasın. Aksi takdirde
bu gidişin sonu felakettir.
***
10 Ekim Türkiye'nin 11 Eylül'üdür. Bunu anlamayacak kadar
gözü kapanmış insanlarla dolu olmamalı bu ülkenin toprakları.
Anadolu toprakları bin yıllar boyunca değişik uygarlıkları
konuk etmiştir. Bu topraklar üzerinde yerleşen ve kendi çağlarında dünya
üzerinde her biri ayrı ayrı önemli konumlara sahip olmuş uygarlıklar... Birbiri
üstüne gelen, kendi derin izlerini bırakan halkların yaşadığı topraklardır
Anadolu. Öyle ki, bir uygarlığın katmanlarını kabuk soyar gibi soydukça
altından daha eskileri çıkar. Arkeoloji, antropoloji ve etnografya bakımından
belki de dünyanın en uygarlık birikimli topraklarına sahiptir bu tarih zengini
bölge. Parmak ısırtır, imrendirir. Bugün daha hala keşfedilmemiş tarihi
kalıntıların yer aldığı bu topraklarda belki de insanlığın en eski izlerinden
biri olduğu ve bulunduğundan itibaren insanlık tarihi hakkındaki tüm alışılmış
anlatımların gözden geçirilmesine yol açan Göbeklitepe de Anadolu'dadır.
Doğudan batıya, Mezopotamya'dan Ege'ye uzanan bütünlüğüyle Anadolu tarihi
insanlık tarihinin beşiğidir adeta. Bugün bu topraklar üzerinde yaşayan Türkiye
halkının da bin yılların birikimiyle harmanlanmış mayasının tarihidir aynı
zamanda.
Türkler Anadolu topraklarını yurt edinmeye geldiklerinde
tarih 11. yüzyılı gösteriyordu. O sıralarda Doğu Romalılara ait Bizans
devletinin hüküm sürdüğü topraklarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da farklı beylik
ve hanlıklar vardı. Alparslan Doğu Anadolu'daki Ermeni Hanlığı ile yaptığı
savaşı kazanıp kendi hükümranlığı altına aldıktan sonra Han'ın kızını da
kendine almıştı. Malazgirt meydan muharebesine giderken Güneydoğu'daki yerleşik
Kürt Beylikleri'nden de destek almış, Bizans'ın acımasız despotluğuna karşı tüm
bu farklı unsurlardan oluşan Anadolu halkına huzurlu, barış dolu bir yaşam
fırsatı yaratmıştı. O zamanlar bugünkü Diyarbakır'ın adı Amed'di. Sivas'ta ise
Romen Diyojen'in ordularının Alparslan'la savaşa tutuşmak üzere doğuya yürürken
üzerinde geçip yerle bir ettiği Ermeni köyleri vardı. Anadolu toprakları Türk,
Kürt, Ermeni, Rum ve daha nicelerinin bir arada çağlar boyu yaşadıkları
topraklar olmuş, onların tümüne ortak yurt oluşturmuştur. Bugünün Türkiye
Halkı'nın DNA'sı bu harçla yoğurulmuş ve bu beraberlikle bütünleşmiştir.
Tarihi bilmemek değil öğrenmemek ayıptır. Son yıllarda
oynana oynana oyuncak haline getirilen eğitim sistemimiz nedeniyle Türklerin
tarihinin Anadolu tarihiyle, Anadolu tarihinin de Türklerin tarihiyle
başladığını sananlar artmıştır. Öyle olunca
Anadolu tarihinin bugünün Türkiye'si için ne zenginlikler bıraktığını ve
insan kaynaklarımızın hangi birikimle donandığını anlayanlar da azalmıştır.
Birileri bu köreliş ve kötüye gidişten memnuniyet duyuyor olmalı. Türkiye
insanı artık dünya tarihinden koptuğu gibi kendi tarihini de yeterince
özümseyemiyor, öğrenemiyor.
Bugün daha da vahim bir gerçekle karşı karşıyayız. Anadolu
toprakları üzerinde yaşayan Türkiye halkı artık kendi bütünlüğünün bu tarihten
gelen zenginliğini hazmedemeyen bir hale geldi. Toplum giderek kutuplaşıyor,
halk kendini Türkiye içinde yaşıyor olmanın gerçekliğinden kopararak sanal bir
soyutlamayla etnik, milli, dini, mezhebi bir gettolaşma içine hapsetmeye
başlıyor. Ötekileştirme ve ayırımcılık dünya üzerinde başka hiçbir ülkede
görülmeyecek bir düzeye geliyor. Buna benzer durumlarla karşılaşan halkların
geçmişlerinde iç savaş yaşadıkları, milyonlarca can kaybından sonra da pişman
olup nedamet getirdikleri, bir arada yaşamayı ancak bu trajik musibet sonucunda
içselleştirebildikleri görülmüyor, görmezden geliniyor, unutuluyor. Tarihi
öğrenmeme ayıbı bu çarpıcı özelliğiyle her gün bir defa daha yüzümüze tokat
gibi çarpıyor. Oysa, yüzyılların değil, daha dünün tarihine baktığımızda yakın
çevremizden bu dersleri çıkarabilecek örneklerin bolluğu hemen dikkati
çekiveriyor. Dışarıdan bakıldığında giderek artan acımayla karışık
değerlendirmeler bu ülkenin vatandaşlarının sevinçte de kederde de artık bir
araya gelemeyecek kadar ayrıştıklarından söz ediyor... Yazık...
10 Ekim Türkiye'nin 11 Eylül'üdür. Bunu anlamayacak kadar
gözü kapanmış insanlarla dolu olmamalı bu ülkenin toprakları. 10 Ekim Ankara
Katliamı'nın sonuçlarına bakınca yaşamını yitirenlerin yaralarını hep birlikte
sarmak bu topraklarda yaşayan tüm yurttaşların birinci görevi olmalıdır. Had
safhaya vardığı su götürmeyen istihbarat ve güvenlik zaafiyeti ancak insanın
insana değer vermesiyle giderilebilir. Terörist örgütlerin dini, imanı,
milliyeti yoktur. Hele terörü din adına yaptığını savunan terörist örgütlerin
karşısında en dik duruşu dinine bağlı ve saygılı olanlar göstermelidir.
Göstermelidir ki onları korudukları algısı oluşmasın. Öyle bir algı oluşmasın
ki toplumun içindeki güven duygusu yok olmasın, toplumu birbirine bağlayan tüm dinamikler
birer birer çözülüp dağılmasın. Aksi takdirde bu gidişin sonu felakettir.
13 Ekim akşamı Konya'da oynanan Türkiye-İzlanda maçında
Ankara Katliamı'nda yaşamını yitirenlerin anısına bir dakikalık saygı duruşunu
bir insanlık ayıbına dönüştüren biçareler için söylenecek hiç bir şey yok.
Onlar ayıplarıyla yaşadıkça ezilecek ve giderek küçüleceklerdir. Türkiye'nin
acılı günlerinde ve ulusal yas'ın hüküm sürdüğü bir sırada elde edilen bu
başarıya sevinemedik. Ama Fatih Terim'in sözleri Türkiye'de hala insana değer
veren insanların olduğunu gösterdi. "Keşke gitmeseydik" dedi Fatih
Terim, "Keşke insanlarımız ölmeseydi de biz gitmeseydik finallere. Tek bir
can kaybı dahi olmasaydı."
Ankara Katliamı'nın Türkiye'ye yaşattığı acının ve
bıraktığı, daha da bırakacağı derin izlerin tesellisi hiçbir şekilde mümkün
değildir. Bu teselli ancak Türkiye'de yaşayan tüm yurttaşların Anadolu'nun
tarihine, kültürüne, geleneklerine dayalı bir anlayışla ve sevgiyle
birbirlerine sıkı sıkı sarılmaları halinde
mümkün olabilir. Tabii bir de bu cinayetlerin faili meçhul cinayetler
serisine katılmamasıyla... Türkiye insanına saygı bunu gerektiriyor. Umalım ki
geç kalınmasın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.