Ümit-Kurt / umit105@gmail.com
Anadolu coğrafyasının Türk-Müslüman bir kimlik
çerçevesinde homojenleştirilmesi amaçlanır. Buna göre, tehcirden muaf tutulan
Ermeniler, Anadolu’da gönderildikleri yerdeki Müslüman nüfusun yüzde 5’ini
geçmeyecektir. Ermeni soykırımı elimden geldiğince tarihsel bağlamına ve
zeminine oturtmak amacıyla başlattığım yazı dizisinin sonlarına yaklaşıyorum.
3-4 yazı sonunda yazı dizisini nihayete erdireceğim. Bu yazımda, Ermeni
soykırımının yapısal unsurlarından biri olan ve 1948’deki Birleşmiş
Milletler’in Soykırım Sözleşmesi’nde yaptığı soykırımının tanımının olmazsa
olmazlarından olan ‘zorunlu asimilasyon’ ve ‘din değiştirme’ sürecinden
bahsedeceğim.
Öncelikle bir noktanı altını çizmekte fayda var:
Ermenilerin İslamlaştırılması süreci II. Abdülhamid dönemine yani 19. yüzyılın
üçüncü ve son çeyreğine kadar götürülebilecek bir süreç.
Pek tabi burada 1894-96 arası dönemde vuku bulan Ermeni
katliamları kilit nokta. İmparatorluğun daha çok doğu vilayetlerinde olmak
üzere birçok bölgede Ermenilere karşı yapılan talan ve katliam olayları esas
itibariyle Ermenilerin 1878’te Berlin Anlaşması ile uluslararası düzeye taşınan
reform taleplerini bastırmak saikiyle kuvveden fille çıkarıldı.
Bu dönemde Ermeniler doğu Anadolu’da, Kürt ve Çerkez
toplulukların, Kürt aşiretlerin ve Hamidiye Alaylarının saldırı ve
tecavüzlerine maruz kalır. Ermenilerin mal varlıkları talan edilir, evleri
yakılır ve bilhassa Ermeni kızları ve kadınları kaçırılır.
İlaveten, bu dönemde Ermeniler hem bu bölgelerde
hükümranlığını sürdüren ve kendi aralarından da ihtilaf halinde olan Kürt
aşiretlere hem de merkezi hükümete vergi ödemek durumunda bırakılmıştır.
Aslında Kürt aşiretlere ödedikleri bir çeşit haraçtır. İşte böyle bir ortamda
bazı Ermeniler ihtida yolunu seçmek zorunda kalmışlardır. Zira ihtida burada
bir anlamda söz konusu bölgelerde mukim Ermeniler için hayatta kalma
‘strateji’dir.
Bu bağlamda zaten Abdülhamit döneminden kalma bir ihtida
deneyimi söz konusudur. 1915’e geldiğimizde ise ihtida ile ilgili olarak
bambaşka bir tablo ile karşılaşırız. Tehcirin bir ölüm yolculuğu olduğu idrak
eden Ermenilerin Müslüman olma talepleri 1915 Haziran’ında temayüz eder.
Dahiliye Nazırı Talat Paşa, birçok vilayet ve kazaya
gönderdiği 22 Haziran 1915 tarihli şifreli telgrafında bireysel ve toplu tüm
din değiştirme taleplerinin kabul edilmesini ve bu talepte
bulunanların—Ermenilerin—tehcirden muaf tutulması talimatını verir.
Buna göre Müslüman olan Ermeniler Suriye’ye tehcir
edilmeyecek ama Anadolu içinde yerleri değiştirilecek, dağıtılacaklar. Ama bu
telgraftan sadece üç hafta sonra, İttihat ve Terakki’nin ihtida politikası
değişir. Talat Paşa Ermenilerin sırf tehcirden kurtulmak için ihtida
ettiklerini belirtip, ¨İhtida etseler de tehcir edin¨ der. Çünkü, yüzde
5-10’luk nüfus oranı tutturamayacaklarını görmüştür.
Yüzde 5 ve 10’luk nüfus oranı esasında İttihat Terakki
Merkez-i Umumisi’nin tehcir sırasında uyguladığı nüfus politikası ve etnik
mühendislik projesiyle yakından ilişkilidir. Burada Anadolu coğrafyasının
Türk-Müslüman bir kimlik çerçevesinde homojenleştirilmesi amaçlanır. Buna göre,
tehcirden muaf tutulan Ermeniler, Anadolu’da gönderildikleri yerdeki Müslüman
nüfusun yüzde 5’ini geçmeyecektir.
Mesela Adana’da ihtida edenler belli köylere dağıtılacak ama
o köylerdeki Müslüman nüfusun yüzde 5’ini aşmayacaktır. Eğer Suriye’ye gidenler
ihtida etmişse, oradaki Müslüman nüfusun yüzde 10’unu geçmeyecektir. Zaten
tehcir başladığında, Halep’e giden Ermenilerin sayısı 400 bine yakın
olduğundan, yüzde 10’luk barajı bir hayli geçtiği için ikinci, üçüncü bölgelere
tehcirleri yapılır, bu Ermeniler bir çöl bölgesinden diğerine gönderilir.
Kitlesel ölümler ondan sonra başlar.
Osmanlı arşivlerindeki belgelerden anlayabildiğimiz
kadarıyla, Ağustos 1915’ten itibaren Kastamonu, Konya, Karasi, Urfa, Eskişehir
ve Edirne’den gelen bütün ihtida talepleri reddedilir. Ama ihtida, İttihat
Terakki döneminde, bir kez başlatılıp daha sonra ara verilen bir süreçtir.
İhtidayla ilgili tek bir mevzuat, tek bir uygulama yoktur.
5 Kasım 1915’te, ihtida kurallarının belirlendiği bir
talimatname hazırlanır. Burada da “Merkezin tek tek güvenlik soruşturmasından
geçirerek kalmasına izin verdiği Ermenilerin ihtida talebi kabul edilecektir”
denir.
30 Nisan 1916 tarihinde ise dul kalmış Ermeni kadınların
ve kızların zorla evlendirilmesine ilişkin bir talimatname düzenlenir. Buna
göre aile reisinden mahrum kadınlar ve çocuklar Ermeni ya da yabancının
olmadığı köy ve kasabalara dağıtılacaktır. Söz konusu talimatnamenin ikinci
maddesinde de genç ve dul kadınların, tezviçleri yani evlendirilmeleri
emredilir.
Tehcir sırasında yetim kalan Ermeni çocuklarının durumu
ise Maarif Nezareti tarafından çıkartılan bir talimatnameye göre ‘12 yaşının
altındaki çocuklar ‘talim ve terbiyeleri’ için devlet yetimhanelerine
yerleştirilecek.” Geriye kalan çocuklar, nüfuzlu ailelere dağıtılacak.
Diğerleri de, Müslüman köylerine, fakir ailelere 30 kuruş aylık bağlanarak
dağıtılmalı.dır denir.’ Bu şekilde Müslüman ailelerin Ermeni yetimlerini evlat
edinmeleri teşvik edilir.
Ayrıca, aileler köle pazarlarından, özellikle anne babası
zengin olan çocukları alır, çünkü, evlat edinen aile o çocuğa kalan mala ve
mülke de konar. Burada altı çizilmesi gereken bir diğer nokta söz konusu yetim
Ermeni çocukların Türkleştirilmesi meselesidir.
Örneğin, Halide Edip’in rolü burada başlar. Beyrut’ta
Cemal Paşa’nın kurduğu Ayn Tura yetimhanesinde üst düzey yöneticilik yapan
Halide Edip oradaki çocuklara Türkçe öğretir, bu çocukların Türk kültürüne göre
yetişmelerini sağlar. Çocukların Ermenice konuşması yasaktır.
Çocukların zaten 12 yaşın altında olması da Türkleşmesi
için gereklidir. Öbür türlü ihtida etse bile Ermeniceyi, ana-babasını
unutmayacak, Ermeni bilincini koruyacaktır. Bunun önüne geçilmek istenmektedir.
Yine evlat edinilen ve Türk kültürüne, örf ve adetlerine göre ‘terbiye’ edilen
bu Ermeni yetimleri aynı zamanda ucuz iş gücü kaynağıdır.
Yukarıda izah etmeye çalıştığım bütün bir süreç İttihat
ve Terakki’nin asimilasyon politikalarının ta kendisidir. Ve bu bile
Ermenilerin başına gelenlerin 1948’deki tanımına göre soykırım olarak
nitelendirilmesi için yeterlidir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.