Etyen Mahçupyan
Gelinen dengeler hesaba katıldığında Suriye’deki imkânın
PKK lehine kalıcı bir çözüm yaratabilmesi, örgütün Türkiye ile ‘birlikte’
davranabilme stratejisi geliştirmesine bağlı gözüküyor. Oysa HDP/KCK halen tam
tersi bir tutum içinde. Bunun tek bir anlamı var: Örgüt ‘ya hep ya hiç’
mantığını güdüyor ve bu hedefe yönelik olarak sadece iki muhtemel dayanağı var:
ABD ve bölge halkı… ABD’nin güvenilmezliğini kanıtlamak için ilave bir çabaya
ihtiyaç yok. Böylece asıl meseleye geliyoruz: Bölge halkının PKK’nın
stratejisine ne derece destek verdiğine… Soru önemli, çünkü eğer ‘ya hep ya
hiç’ mantığıyla giderseniz ve bölge halkının desteğine sahip olamazsanız, bir
sonraki hamlede ABD’nin mültefit bakışını de yitirme ihtimali çok yükselir ve
sonuç bir ‘hiç’ olur…
***
Amerika’nın Suriye’de PYD güçlerine iltifatkâr yaklaşımı
muhtemelen PKK liderliğinin yüreğini bir miktar soğutmuştur. Kandil’e uzanan bu
dolaylı desteğin Türkiye’de harekete geçirilmek istenen son kalkışmanın açık
başarısızlığını giderecek bir etki yaratacağını öngörebilirler. Ancak belki
aralarında daha ‘geniş’ bakabilen bazıları nasıl bir tuzağın içine
çekildiklerini de fark edebilirler. Çünkü her şeyden önce ABD’nin birkaç ay
sonra savunacağı pozisyonun epeyce pragmatik mülahazalarla alınacağı açık. PYD’nin
ve tabii ki Türkiye’nin de yardımıyla IŞİD geriletildiğinde ortaya çıkacak yeni
durumda ABD’nin tavrı aynı olmayabilir. Diğer taraftan Suriye’deki ‘kızıl
elmanın’ peşine takılıp giden bir PKK, bunu Türkiye karşısında da bir güç
imkânı olarak değerlendirdiği takdirde Türkiye’yi tümüyle kaybedebilir.
Gelinen dengeler hesaba katıldığında Suriye’deki imkânın
PKK lehine kalıcı bir çözüm yaratabilmesi, örgütün Türkiye ile ‘birlikte’
davranabilme stratejisi geliştirmesine bağlı gözüküyor. Oysa HDP/KCK halen tam
tersi bir tutum içinde. Bunun tek bir anlamı var: Örgüt ‘ya hep ya hiç’
mantığını güdüyor ve bu hedefe yönelik olarak sadece iki muhtemel dayanağı var:
ABD ve bölge halkı… ABD’nin güvenilmezliğini kanıtlamak için ilave bir çabaya
ihtiyaç yok. Böylece asıl meseleye geliyoruz: Bölge halkının PKK’nın
stratejisine ne derece destek verdiğine… Soru önemli, çünkü eğer ‘ya hep ya
hiç’ mantığıyla giderseniz ve bölge halkının desteğine sahip olamazsanız, bir
sonraki hamlede ABD’nin mültefit bakışını de yitirme ihtimali çok yükselir ve
sonuç bir ‘hiç’ olur…
Bu ay içinde Podem’den (Kamusal Politika ve Demokrasi
Çalışmaları Merkezi) Ayşe Yırcalı ile birlikte yaptığımız Urfa ziyaretinin
notları geçen hafta başı itibariyle Aljazeera’nın sitesinde yayımlandı. İlginç noktalardan
biri son silahlı kalkışma hamlesine yönelik değerlendirmelerdi… Yırcalı’nın
sözleriyle “Kürt siyasetine atfedilen üç yanılgıdan söz edilebilir: 1) Çözüm
sürecini AKP dışında bir güç ile yürütemeyeceklerini görmemiş olmaları; 2)
Süreç boyunca sağlanan kazanımların sadece kendi mücadeleleri sayesinde
gerçekleştiğini düşünmeleri; 3) Amerika ve İran gibi uluslararası güçlerin her
halükarda PKK’ya desteklerini devam ettireceğine dair yapılan yanlış hesaplar.”
Belirtelim ki görüşmecilerimiz arasında doğrudan örgütün
içinden veya çevresinden de kişiler vardı, ama değerlendirmeler çok
farklılaşmıyordu. Bu üç maddeye bakınca KCK/PKK’nın gerçeklikle ilgili bir algı
sorunu olduğunu düşünmek mümkün. Örgüt Çözüm Süreci’nin bir devlet değil, AKP
projesi olduğunu kabullenmekte zorlandı. Romantik sol ütopyacı ideoloji ile
mağdur psikolojisinin bütünleşmesinin kendileri için nasıl bir duygusal ve
zihni yabancılaşma üretebileceğiyle ise hiç yüzleşmedi. Buna reelpolitiğin en
temel kriterlerinin bile göz ardı edilmesine neden olan bir ‘kendine yontma’
hayalciliğini eklediğinizde, yaşanan yenilgiyi anlamak kolaylaşıyor.
Tarih ‘ya hep ya hiç’ yoluna giren, giderek kendisini o
yola mahkûm eden çok hareket gördü. Hepsi de ellerinde bir ‘hiç’le aynı çıkış
noktasında buluştular ve sonraki yüzyılları bunun travmasıyla, hastalanarak
geçirdiler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.